• 3.01.2015 00:00

 Ürdün, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne Filistin’e yönelik bir tasarı sundu. Tasarıda, barış anlaşmasının ardından İsrail'in Haziran 1967'den sonra işgal ettiği topraklardan 2017 sonuna kadar çekilmesi ve bu çekilme ile başkenti Doğu Kudüs olacak Filistin devletinin kurulmasını üçüncü bir tarafın denetlemesi kabul ediliyordu. Ayrıca tasarı, Gazze'ye ablukanın kaldırılmasının da talep ediyordu, sınır kapıları açılarak Gazze'ye insanların ve eşyaların giriş çıkışlarının normale dönmesi isteniyordu. İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutuklular ve su sorunu da tasarı da yer alıyordu.

İnsani ve makul taleplerden oluşan bu tasarı hiç şaşırmadığımız gibi BMGK tarafından reddedildi. BM sistemi içinde “dünya barış ve güvenliğini sağlama sorumluluğunu taşıyan” 15 üyeli BMGK'da…

ABD ve İngiltere -ki bölgeye İsrail’in musallat olmasını sağlayan iki hakim güç- tasarıya destek vermeyeceklerini zaten açıklamışlardı.

Fransa, BM oylamasına "evet" dedi, bunun üzerine İsrail, Fransa büyükelçisini dışişleri bakanlığına çağırarak "açıklama" istedi. Büyükelçi, UCM’ye gidişin önünü kapatmak için “evet” dediklerini ifade etti. Ama mesele tam olarak öyle değil; Fransa, bir süre önce mecliste hükümete Filistin'i tanıma yetkisi veren tasarıyı onaylamıştı. Fransa’nın AB başlığında Ortadoğu siyasetine yön vermeye kalktığı malum. ABD ve Fransa kendi aralarında Suriye’deki savaş suçlularının yargılanması buna karşın da İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi engelleyecekti ancak ABD Suriye’deki savaş suçlarını görmezden gelince Fransa da bu atakla cevap verdi.

  Gazze; BM örneğinde olduğu üzere işgali izlenen, İsrail’in ambargo altında tutup mütemadiyen işgale devam ettiği, Mısır’ın Refah Sınır Kapısı’nı kapatması ve İsrail’i saldırılar konusunda cesaretlendirmesi sonucu oldukça yalnız kalan ve Filistin yönetimi başkanı Mahmud Abbas’ın görmezden gelmesiyle itilen bir coğrafya olarak önümüzde duruyor.

Gazze’ye verilen söz tutulmadı…

Tüm bunlara ek olarak; Ramazan ayında İsrail’in, Gazze’ye yönelik yoğun saldırılarından sonra Mısır’ın başkenti Kahire’de toplanan uluslararası konferansta Gazze’nin tekrardan inşası için ciddi miktarda yardım yapılacağı vaat edilmişti hatta maddi yardımın miktarı 5,4 milyar dolara kadar çıkmıştı. Fakat Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA) miktarın sadece yüzde 2’sinin Filistinli makamlara transfer edildiğini duyurdu. Yani yıkımı izlenen Gazze’nin yapımı için de kimse istekli olmadı.

Filistin Birlik Hükümetine gelince, kendileri Gazze konusunda İsrail’in yamaklığını yapmaktan çok öteye gitmiyorlar. Mahmud Abbas, işbirlikçilik noktasından geri durmamak yanında HAMAS’tan gelen eleştirilerin ne kadar haklı olduğunu Gazze’ye yönelik adımlar atmaması noktasında gösteriyor. Gazze’ye yardım ayırmayan Abbas’ın bütçeyi Batı Şeria’ya kaydırdığı belirtiliyor. Dolayısı ile Abbas’ın Filistin mevzusunu BM’ye götürmesi Gazze açısından çok da bir anlam ifade etmiyor.

Peki, Gazze’de son durum ne?

Kış ayları malum; Gazze için tek sorun soğuk mu sanıyorsunuz? Ambargodan kaynaklı olarak ilaç sıkıntısı var. Günün ancak yarısında elektrik verilebiliyor, temiz su sıkıntısı var, sınır kapısı ancak 50 günde bir açılıyor ve onun dışında kapalı tutuluyor. Dünyanın tek açık hava hapishanesinde durum bildiğimiz ama bilmezden geldiğimiz gibi…

Kendilerinden Allah razı olsun; TİKA, Kızılay, İHH gibi Türkiye menşeili kurumlar Gazze için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar.

Geçtiğimiz günlerde HAMAS liderlerinden Halid Meşal, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Konya’daki kongresine katıldı. ABD’yi oldukça “kaygılandıran” bu buluşma aslında dünyada kimin mazlumun yanında ve hakkını savunuyor olduğunun, kimin zalimin yanında durup onun kirli işlerini yüklendiğinin kanıtı. Türkiye, “Paralel Yapı” ile yalnızca bu ülke için mücadele ediliyor sanılmasın, İHYA-DER davasında olduğu üzere “Filistin için kermes düzenlemenin” terör örgütü davasında paralel savcılarca suç olarak kabul edildiğini ve buradan hareketle Türkiye’nin “Paralel Yapı” ile mücadelesinin bir parçasını Filistin’in oluşturduğunu unutmamak gerekiyor. “Değerli yalnızlığımızın” bir cüzünü Filistin dolduruyor, müteşekkiriz. Haktan ve halklardan yana oldukça insanlıkla sıfır sorunumuz var. Geri kalan dert buna yanaşmayanların olsun.