• 7.01.2015 00:00

 Kıymetli tefsir hocam-kendisi hoşnut olmaz belki düşüncesiyle adını burada zikretmek istemedim-, bize tefsir dersi verirken Kur’ân-ı Kerim’in Mekke toplumunda bir paradigma değişikliğine gittiğini, bunlardan birinin de sözü hakim kılma, söyleyenden çok söze vurgu yapma olduğunu ifade etmişti. Yani, sözün değil söyleyenin mühim olduğu, söyleyenin asla sorgulanmadığı bir sapkın toplumdu Mekke, Ebu Cehil bir şey söylediyse artık bitmişti, sorgulanamazdı, hikmetinden sual olunamazdı. İşte bu bir çeşit putlaştırmadır. Vahyin nazil olmasıyla birlikte sözü söyleyenin değil sözün mühim olduğu vurgulandı, zamanla bu yerleşti. Puta tapma ve putlaştırma anlayışı peyderpey nazil olan vahyin zihinsel arka plan hazırlama metoduyla hem soyut hem de somut manada ortadan kaldırıldı.

  İnsan, dünya var oldukça üzerine kurulacak kelimelerin tükenmeyeceği, sonuna nokta konulamayacak bir varlık. Yukarıda bahsettiğim vahyin yerleştirdiği ideal anlayışı kısmen tahrif etti, yani yine sözü/kelâmı değil söyleyeni öncelemeye başladı. Onu kutsallaştırdı, putlaştırdı, sorgulayamadı, nereden bakarsanız bakın vahim bir tablo.

  Geçtiğimiz günlerde Ali Ünal “Cemaat hata yapmaz mı, yapmadı mı?” başlıklı bir yazı yazdı. Elbet yazıda aşırı bir yorum vardı, daha evvel de Cemaat’in temel psikolojisinin dışa vurumu olarak şahit olduğumuz bu vahye aykırı aşırı tutum beni şaşırtmadı. Şaşırdığım, Rasulullah dahi “Ben bana ne olacağını bilmem, bana gelen vahye tabi olurum…” derken bir insan, ne yaptıklarını havsalamızın almadığı bir grup hakkında nasıl bu kadar kendinden emin, hata yapma payı olmayan bir kesim olarak bahsedebilir.

  Şöyle diyor Ali Ünal:

“Masuniyet ise, hususî korunma manâsı taşır. Her günah kalbde bir leke olduğu ve her günahta küfre giden bir yol bulunduğu için, günahlar peygamberler için vahye, diğer rehberler içinse ilhama mânidir. Ayrıca, Din’e gerçekte hizmet eden bir Cemaat’in şahs-ı manevîsi velâyet-i kübra sahibidir ki, bu da, peygamberlere veraset demektir. Dolayısıyla, peygamberler, masumiyetle Din’in emir ve yasaklarına muhalefet manâsında günah işlemezler; Sırat-ı Müstakîm’in peygamberler dışındaki rehberleri ise, masuniyetle en azından büyük günahlara karşı korunurlar.”

  Yani birisi, birisini sırf “sorgulanamaz” kılmak için peygamberlerin varisi ilan ediyor. Sübhanallah!

  Bu yazı sonrasında ben onu demedim de bunu demek istedim de gibisinden girişimlere yatkınlık göstereceklerini biliyoruz, zira huyları bu, nabza göre şerbet verme halleri amacı hiç net olmayan, sürekli flu kalan, tevile açık, içinde kripto mesajlar barındıran bir tutum sergilemeye itiyor kendilerini. Bunun sonucu olarak nerden bakarsanız bakın ortaya asla şeffaf olmayan, güvenilmez olan bir model çıkıyor.

  Şahsi kanaatim; bence Cemaat’in hatası bu temel “hatasızlık” psikolojisinden kaynaklanıyor. Hata yapmayacağını, sürekli olarak ilahi bir dokunuşla korunacağını düşünmek, seçilmiş olduğuna ve dokunulamaz olduğuna inanmak itikadî bir problem, bu insanların İslam anlayışları sorunlu… Buradan hareketle bence Cemaat mevzusu siyasi olduğu kadar İslamî bir problem, İslam’ı ana kaynak olan Kur’ân-ı Kerim ve hadislerden almak yerine bir takım şahıslardan almanın yer yer böyle vahim sonuçları olabiliyor.

  Selehattin Adanalı “FETHULLAH GÜLEN’İN PSİKOLOJİK PROFİLİ-1-“ başlıklı yazısında şöyle demiş: “Fethullah Gülen’in psikolojik profili ile kimse ilgilenmedi. Birçok şey yazıldı, çok çeşitli eleştiriler yapıldı ama psikolojik dünyası kimsenin dikkatini çekmedi. Fethullah Gülen’in psikolojik profili ile ilgili yazı yazılmamış olması önemli bir konu.
Neden psikolojik dünyasına temas edilmedi, psikolojik profili çıkarılmadı? Çünkü kitlesel etkiye sahip kişilerin psikolojik profili olmaz, onların halleri, hareketleri, tavırları, edaları, mimikleri, öfkeleri, sevinçleri vesaire ancak ve ancak “hikmet” yüklü olabilir. Hikmet sahibi olduğuna inanılarak bakılan kişide hikmetten başka bir şey görünmez. Kitlesel etkiye sahip kişilerin “insani halleri” olması beklenmez.
Psikolojik profilinin olmadığına inandığınız bir insandan bahsediyorsanız, ciddi problemleriniz var demektir. İnsanın putlaştırılması tam olarak budur.” http://www.fikirteknesi.com/fethullah-gulenin-psikolojik-profili/

  Bazıları çıkıp köşelerinde kendi emellerini uygulamak üzere ayetleri parçacı bir yaklaşımla Allah’ın muradı dışında tefsir ediyorlar. Elbet vahiy benim tekelimde değil ancak vahye yönelik bir tahrifin muhatabı olursam tepki vermek durumundayım.

  Kur’ân-ı Kerim’i salt meal düzeyinden almak eksik, ayetleri parçacı yaklaşımla çekiştirmek sakıncalı, o bütüncül bir kelâm, Allah o vahyi sen keyfine göre yorumla diye indirmedi, onunla amel et diye indirdi. Önce dile hakim olacaksın, sonra bugüne kadar gelen tefsirlere rivayetlere, dirayî yorumlara bakacaksın, İsrailiyat’a dair bilgi varsa ayıklayacaksın, ne kadar alim varsa tarayacaksın, Arapça irab nedir bileceksin, ve o kiraya verdiğin aklından Yahudilerin ve Hıristiyanların “dilleriyle” Kur’ân-ı tahrif ettikleri için Allah’ın gazabına muhatap olduklarını unutmayacaksın. Eğer bunlara ayıracak vaktin yoksa imanını korumak adına neye iman ettiğine bakacaksın, zira bu kâmil bir mümin olmanın başat koşuludur.

  Cemaatle siyasi ve hukuki olarak sorunlu bir süreç yaşandığı doğrudur, bununla birlikte dini/İslamî bir problem yaşandığı da aşikâr, şu fani dünyada kimseye bir şey vaad edemem, öğrendiğimi izah ile mükellefim, dolayısı ile bu din/İslam, kişilerden müteşekkil bir din değildir, asla şahıs müdahalesi olmamıştır, şahısların tasarrufunda da değildir. Dini “sorgulanamaz” kılınan şahıslardan almak problemin birinci adımını oluşturmaktadır. Kişileri kutsayamayız, peygamberleri kutsamamız bunun Allah’ın takdiri olmasından kaynaklıdır. Naçizane tavsiyem; şahıslara değil Allah’ın murat ettiği üzere kelâma ehemmiyet verip, o kelâma iman etmenizdir, zira yek kurtuluş buradadır, bu Allah’ın hak olan vaadidir.

  Ez cümle niyetine:

  Allah buyurdu: “ Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona (Kurân’a) bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu sağ tarafından yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.” [Hakka/44-46]

  Vahyin üzerine kendinden bir şey katmaya kalkan için nazil olan ayet budur, ilgilisine tebliğ olunur.