• 20.01.2015 00:00

 Temmuz 2010 tarihinde yapılan Kamu Personel Seçme Sınavı’nda soruların çalındığı iddiaları üzerine Yalvaç Cumhuriyet Başsavcılığı, Ağustos 2010 tarihinde konuyla ilgili soruşturma başlattı. Savcılık, mahkeme kararıyla şüpheli adaylardan bir kısmını dinlemeye aldı. Dinlemeye takılan Baki Saçı'ya soruların Ankara Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği'nde çalışan Bekir Koşucu tarafından e-mail aracılığıyla gönderildiği tespit edildi. 

İncelemeye ait rapora göre, Baki Saçı'ya ait bilgisayarın hard diskinin silinen alanlarında 3 adet klasör tespit edildi. Yalvaç Cumhuriyet Başsavcısı Ayhan Gökalp, aldığı ifadeler ve yaptığı incelemeler sonucu KPSS sorularının cemaate yakın kişilere servis edildiğini ortaya çıkardı. Gelişmeler üzerine harekete geçen paralel yapı, Başsavcı Gökalp'ı tasfiye etti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ÖSYM'nin Ankara'da olması ve daha geniş çaplı soruşturma başlatma bahanesiyle ısrarla dosyayı istedi. Dosya, yetkisizlik kararı ile 22 Haziran 2011 tarihinde Ankara'ya gönderildi. Bu tarihten sonra soruşturma Ankara Başsavcıvekili Şadan Sakınan'a verildi. Şadan Sakınan, 3 buçuk yıl hedef şaşırtarak dosyayı resmen süründürdü.

Şadan Sakınan'dan sonra savcı Yücel Erkman dosyayı devraldı, Erkman dosyayı devralınca gerçekler ortaya çıkmaya başladı. Jandarma tarafından bulunan ancak emniyetin ne hikmetse bir türlü bulamadığı soruların içerisinde yer aldığı bilgisayar TÜBİTAK'a gönderildi. TÜBİTAK bilirkişilerinin Baki Saçı'ya ait bilgisayarda yaptığı incelemede Eğitim Bilimleri soruları bilgisayardaki bir dosya içerisinde bulundu. Ancak yapılan incelemede başka bilgilere de ulaşıldı. Bilirkişiler, 2010'da iptal edilmeyen Genel Yetenek ve Genel Kültür sınavına ait soruların da Baki Saçı'nın bilgisayarında bulunduğunu ortaya çıkardı. 2010 yılında KPSS sorularının çalındığı ortaya çıkınca ÖSYM, Eğitim Bilimleri sınavını tekrarlamış ancak Genel Yetenek ve Genel Kültürü iptal etmemişti. 

Tekrarlanan Eğitim Bilimleri Sınavı’na da incelendi, 120 sorunun hepsine doğru cevap veren 350 adayın akrabalık ilişkilerine bakıldı, sonuç oldukça şüphe götürür cinsten zira 70 adayın karı-koca, 23 adayın da akraba olduğu ortaya çıktı. Eğitim Bilimleri'nde 100 ve üzerinde doğru soru cevaplayan 3 bin 227 adayın 579'unun birinci derece akraba oldukları, bunların da 446'sının karı-koca olduğu belirlendi.

İlginçtir ki 2010’daki skandal KPSS'ye ilişkin soruşturmada her gün yeni bilgilere ulaşılıyor, ortaya çıkan yeni bilgilere göre; 120 soruluk sınavda 110 ve üzerinde net bırakanların 249'u asker eşi…

Tabi mesele bununla sınırlı değil; 17 Aralık operasyonu mimarlarından İstanbul Mali Şube'de görevli Başkomiser İsmail Arpacı'nın eşi Ayşe Arpacı'nın, soruların çalındığı 2010 KPSS'sinde Eğitim Bilimleri sınavından 120'de 117 yaptığı da ortaya çıktı. Olabilir mi, olur ama bakın ne olmuş; Ayşe Arpacı, iptal edilen Eğitim Bilimleri sınavına nedense ikinci kez girmemiş. 2010'da iptal edilmeyen Baki Saçı’nın bilgisayarında bulunan Genel Yetenek ve Genel Kültür sınavına giren Ayşe Arpacı sınavda 115 net ile Şubat 2011'de TRT'ye memur olarak atanmayı başarmış. Gerçekten büyük başarı!

  Tabi mesele bununla da sınırlı değil, tüm hayatı boyunca Cemaat üyesi olan, aynı zamanda Cemaat’in ev sohbetlerinde ev ablalığı yapan ancak 17 Aralık sonrası Cemaat ile tüm bağlarını kopartan bir hanım anlatıyor: “Mütevelli üstü olan bölge temsilcilerimiz bize sohbete gittiğimiz evlerde polislik ve askerlik sınavına girecek olan kişiler var mı diye sormamızı, eğer var ise iletişim bilgilerini bize ulaştırmalarını istiyorlardı.

“Çok şükür haram lokma yemedim” tagıyla memlekete düşen bir hareket düşünün ki ne hikmetse şaibeli sınavlarda çok şükür full çeksinler. Ancak iptal edilen sınavlara girmesinler. İptal edilmeyen sınavlarda akraba, eş çıksınlar. Ne diyeyim çok şükür sınavlarda ful çekmedik!

Binlerce insanın girdiği sınavlarda hiç çekinmeden sınav sorularını iç edebilenlerin bunu haram olarak görememeleri, “bir yere gelene kadar her şey helal tavrı geliştirmeleri” ahlaki ve dini olarak ciddi bir problem. Yok, eğer bunun haram olduğunu biliyor ve yalan söylüyorlarsa bu da ahlaki ve dini bir problem. Nereden bakarsanız bakın anlaşılır, yutulur helâl bir yanı yok. Akıl alır gibi değil, bunca şaibeli işlere bulaşmak, yargı, ordu, emniyet, sınav silsilesinde bu denli güven yıkan işler kimin aklına gelir, hani şeytanın bile aklına gelmez denir ya aynen öyle bir durum.

Hikaye bu ya; tarihin derinliklerinde vaktiyle pek derviş bir kul yaşarmış, salih mi salih, kul mu kul imiş Allah'a! Gel zaman git zaman şeytan bu kula musallat olmuş, onu ayartmış! Vakitli namazlarına, vakitsiz namazlar katan bu salih kul bir defa uymuş şeytana! Şeytan, “şunu yap, bunu yap” dedikçe, başım gözüm üstüne demiş, yapmış en iyi, en üstün salih kullardan olmak için… Kendini en mübareklerden sandığında şeytan ondan kaçmış ve kaçarken demiş ki: "Sen çok şerli bir yaratıksın, senin şerrinden âlemlerin rabbi olan Allah'a sığınırım!"