• 12.02.2015 00:00

 2004 yılında Britanya’da bir deney gerçekleştirdi. Deney sırasında birçok kişi iş başvurusunda bulundu, başvurulara dönüşlerde İngiliz isimli adayların görüşmeye davet edilme oranı %25, Afrikalılarınki %13 ve Müslüman isimliler %9 oldu. Aynı yıl Fransa’da Paris Üniversitesi, bir satış elemanı için verilen 258 iş ilanına cevaben bir dizi etnik gruba mensup olarak tanımlanabilecek standart özgeçmişler gönderdi. Bu deneyde ise Kuzey Afrikalı bir kişinin olumlu bir yanıt alma şansının beş kat az olduğu görüldü.

Avrupa geneli için hazırlamış Europe Network Against Racism’in 26 farklı ulusal bazlı raporlarının toplamına göre Müslümanlar Avrupa genelinden özellikle iş bulma ve eğitim alanlarında negatif ayrımcılığa maruz kalıyorlar.   

Almanya’daki Georg Eckert Enstitüsü, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya ve İspanya’dan toplam 27 farklı ders kitabını inceledi, inceleme sonunda bu kitaplarda “kültürel ırkçılık” mevzusuna teşvik edici içeriğe sahip olduğunu ve İslam hakkında yanlış ve çarpıtılmış bilgiler verdiğini duyurdu.

İslam karşıtı ırkçı saldırılar yoğunlukla çocuklar ve kadınlar üzerinden ilerliyor. Tesettürlü olmaları hasebiyle kadınlar; okul ortamında “arkadaş kötülüğüne” maruz kalma hasebiyle çocuklar bu suçun sıkça muhatabı oluyorlar.

Bir takım raporlara göre 2007-2011 yılları arasında tam 88 bin ırkçı saldırı vakası yaşanmış. Bir rapor saldırıların %58’inin, bir başka rapor ise saldırıların %85’inin kadınları hedef aldığını söylüyor.

FBI’ın yayımladığı istatistiklere göre Müslümanlara yönelik nefret suçları her geçen yıl artıyor. 2009 yılında Müslümanlara yönelik 107 nefret suçu rapor edilmişken, bu rakam 2010 yılında 160, 2011 yılında ise 157’ye yükselmiş.

İnsan hakları alanında Amerika’da faaliyet gösteren İslami sivil toplum kuruluşu The Council on American-Islamic Relations/ CAIR (Amerika-İslam İlişkileri Konseyi) 2013 yılı itibariyle İslamofobi’ye ilişkin bir rapor yayımladı. Korkuyu Yasalaştırmak: İslamofobi ve Amerika’daki Etkisi (Legislating Fear: Islamophobia and its Impact in the United States) başlıklı CAIR raporuna göre, İslamofobik yayınlar Amerikan toplumunda ve dünyanın birçok yerinde çoğulcu ve barışçıl bir ortam oluşmasına ciddi bir engel teşkil ediyorlar.

Fransa İslamofobi ile Mücadele Derneği, Charlie Hebdo saldırısından sonra 7 Ocak-7 Şubat 2015'te 153 İslamofob saldırı kaydedildiğini duyurdu. Rapora göre, 2014'te önceki yıla göre  %10 artışla 764 İslam karşıtı saldırı kaydedilmiş.

Mevcut raporda saldırıların, Charlie Hebdo, Montrouge ve market saldırılarından sonra ciddi şekilde arttığına da dikkati çekildi. Ancak mevzu yalnızca Hebdo ile alakalı değil, maalesef Fransa halkının nefret suçu işlemedeki başarısıyla alakalı zira Hebdo saldırısı sonrası yaşanan İslamofob saldırılarda %70 artış olmuşken, bir önceki yıl yani Hebdo saldırısı olmadan evvel yayımlanan rapora göre İslamofob saldırılar %50 artış göstermiş. Fransa’nın mevcut çabası, İslamofob daha doğrusu İslam karşıtı ırkçı saldırıları bir sonuçmuş gibi gösterme merakından, oysa çok net bir şekilde biliyoruz ki, Hebdo saldırısı bir sonuçtur.

ABD’de Kuzey Karolina Chapel Hill bölgesinde yaşayan üç Müslüman genç Şadi Berekat (23), eşi Yusra Muhammed (21) ve eşinin kız kardeşi Rezzan Muhammed (19) silahla vurularak öldürüldü.

Üç Müslüman genç maalesef başlarına yakın mesafeden sıkılan kurşunla, infaz denilen şekilde katledildi. Olayın neden kaynaklandığı bilinmemekle birlikte ortalıkta bir “park yeri gerilimi” iddiası dönüyor. 19, 21, 23 yaşındaki üç genci infaz ettiren bir park yeri gerilimini anlamak ve normal kabul etmek mümkün mü?

Olayın yaşandığı Chapel Hill’deki polis, olayın nedenini araştırdıklarını belirterek “Topluma yönelik herhangi bir tehdidin sürdüğüne inanmamız için herhangi bir sebep yok” diyor. Merak edilesi bir husus: Henüz olay araştırılıyor ve bilinmiyorken, bu mahir polisler bir tehdidin olup, olmadığını nereden biliyor?

  Chapel Hill cinayeti, birçok medya kuruluşu tarafından görmezden gelinince özellikle sosyal ağlardan başlamak üzere bu tutum oldukça yoğun bir şekilde eleştirildi. Özellikle Hebdo saldırısı sonrası olaya yoğun alaka gösteren medya organlarının, Chapel Hill’deki cinayeti görmezden gelmesi tepki aldı.

Hatırlayalım; Norveç’te 77 kişiyi öldürdüğünü itiraf eden aşırı ırkçı Anders Behring Breivik için ilk etapta “akli dengesi yerinde değil” raporu çıkarılmıştı. Öyle ya, bir Avrupalı cani olamaz, olsa olsa delidir!

Daha fazla moral bozucu olmak istemem ancak bu raporlara bir de Orta Dünya’da bir takım teröristlere (?) karşı girişilen mücadeleler sırasında yapılan katliamları ekleyin; bu katliamlarda öldürülen sivillerin sayısı teröristlerin (?) sayısının yaklaşık olarak 3 katı… Ve bu tip katliamlar, terörü(?) engellemek şöyle dursun tam aksi besliyor.

Durum bu şekilde ortada iken, eminim hiç kimse ağzını açıp da İslami terörizmden bahsedemez. Onlarca Batılı şahıs ve bazı Batılı ülkeler, ciddi bir şekilde İslam karşıtı şiddet eylemlerine bulaşmışken, İslami terörizm dedikleri şey yalnızca eylemlerine karşı aldıkları tepkidir.

Hatırı sayılır sayıdaki şahısların ve ülkelerin İslam karşıtı şiddet eylemleri nasıl ki tüm Hristiyanlara, ateistlere, Budistlere, Yahudilere mâl edilemiyorsa, birkaç Müslümanın muhtemelen sonuç olan şiddet eylemleri tüm Müslümanlara mâl edilemez. Mâl etmek isteyenler, yukarıdaki somut verileri okusun, kendi iki yüzlülüğünde boğulsun.