• 2.03.2015 00:00

 26 Şubat 1992’de Karabağ Savaşı sırasında Ermenistan silahlı güçleri, aslında Azerbaycan toprağı olan Dağlık Karabağ Bölgesi’ndeki Hocalı kasabasında Azeri sivilleri topluca katletti.

Ermenistan silahlı güçleri, katliam öncesi önce kasabanın giriş ve çıkışlarını kapatır. Azerbaycan resmî kaynaklarına göre; 83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70'den fazlası yaşlı olmak üzere toplam 613 sivil insan bir gecede öldürülmüştür, 480’den fazla insan ağır yaralanmıştır. 1300’e yakın kişi kişi ise rehin alınmış ve çok acıdır ki 150 kişi de kaybolmuştur.

Çok daha acısı katliam gecesinden sonra ortaya çıkar, yapılan incelemede cesetlerin yakıldığı, kafaların kesildiği, gözlerin oyulduğu görülmüştür.

Bu katliama katliam diyebilenlerin sayısı oldukça az, her türlü katliamın yıldönümünde konuyu köşesine taşıyan kalemlerin bu katliama yönelik ilgisi daha da az, dünya üzerinde yaşanan katliamlar bazen insani, bazen siyasi sebeplerle türlü etkinlikler ile unutulmamak üzere insanların zihnine kazınırken, siyasi sebeplerle bazı katliamlar görmezden geliniyor, maalesef siyasi çıkar “favori katliam” tercihini gözümüze gözümüze sokuyor.

Hocalı Katliamına yönelik bu bilinçli ilgisizlik yönetmen Reşad Zeynallı’nın da yüreğine dokunur. Zira Reşad’ın babası, Reşad henüz 2-3 yaşlarındayken Hocalı’da katledilmiştir. Ve Reşad, Hocalı Katliamının belgeselini çeker.

Dünyanın çoğunluğunun; siyasi çıkar, dini ve etnik düşmanlık nedeniyle alaka göstermediği Hocalı Katliamı üzerinden dövünmek yerine, konuyu en ideal şekilde belgesel haline getiren Reşad Zeynallı’nın olması gerekeni yaptığını düşünüyorum, bundan sonra bize düşen bu belgesele alaka göstermektir.

23 yıl sonra da olsa hepimizin başı sağ olsun, Hocalı şehitlerini rahmetle anarım.

****

Hocalı katliamına benzer bir alakasızlık da Mısır’da yaşandı.

Mısır’da seçilmiş meşru hükümet; İsrail, Suud, Batı organizasyonu ve Abdulfettah el-Sisi gibi yerli düşmanların ortaklığıyla darbe ile devrilip, yüzlerce sivil insan katledildiğinde, dünyaya demokrasi dersi vermek konusunda mahir olan kitleler darbeye darbe bile demediler. Sivillere yönelik şiddeti şöyle bir kınayarak geçtiler. Zira mevcut siyasetlerini yürütmenin yollarından biri de buydu: Favori darbeler, favori katliamlar…

Bugün o reytingi yüksek darbelerden olmayan Mısır darbesi, reytinginin düşük olmasının nedenlerini ortaya koymaya devam ediyor: Mısır’da Kahire Acil İşler Mahkemesi, Hamas Hareketi'nin "terör örgütü" olduğuna karar verdi. Aynı mahkeme 2014'te de "Hamas'ın Mısır'daki faaliyetlerinin yasaklanmasına ve ülkede bulunan merkezlerinin kapatılmasına" karar vermişti. Bu zihniyet için Mısır’da Mursi’yi devirmek yeterli değildi, Filistin’de İhvan-ı Müslimin temelli olarak kurulmuş Hamas’ı da imha etmek gerekiyordu.

****

Uzun yıllar boyunca İslam coğrafyalarını Batı karşısında yenilmişlik kompleksi ile davranıyor olmakla itham ettik, kısmen doğrudur da… 18. Yüzyıl sonrası İslam coğrafyalarından çıkan tepkileri, Batı karşısında yaşadığı travmalar ile okumayı huy edindik, doğrudur da… Ya Batı?

Şahsen ben halen tüm Batılı anlayışın değil ancak kendi içinde Haçlı ruhunu halen diri tutan Batılı anlayışın, İslam coğrafyaları ve Müslümanlara yönelik nefret, korku ve vaktiyle kaybetmiş olmanın oluşturduğu travmayı atlatamadığını düşünüyorum. Kendi içlerinde besledikleri “İslam’a karşı, Hıristiyanlık” güdüsüyle yol aldıklarını, bu uğurda savaştıklarını görmemek mümkün mü? Halen görmemiş olanlar; Bosna’daki, Hocalı’daki, Afganistan’daki, Filistin’deki, Mısır’daki, Yemen’deki, Irak’taki tutumlarına baksınlar, katliamlara sebebiyet vermeleri, katliamları izlemeleri, bazı katliamları katliam; bazılarını izlenecek bir vahşet olarak görmeleri, mevcut ikiyüzlü tutumları bahsimin ispatı olarak önümüzde durmaktadır.

Şimdi sizce kim kompleks sahibi, kim yenilmişlik acısını üzerinden atamamış ve ona göre davranıyor, bir daha bakalım lütfen.