• 3.02.2017 00:00

 Kendimi tekrar etme pahasına da olsa bu köşede sık sık İslamofobi/İslâm karşıtlığı konuları üzerine yazmaya gayret ediyorum. Bu alanda akademik düzeyde de çalışmaya çalışıyorum. Ancak bu alana yönelik ilginin az olması, maalesef bu ciddi probleme gerektiği kadar alâka gösterilmesini engelliyor.


Gazete yazarları için okunmak önemli bir şey, bu nedenle yer yer iç siyaset, yer yer dış politika yazmak, gündem bunlarla temaşa halinde olduğu için sizi okunur kılıyor ancak İslamofobi/İslâm karşıtlığı gibi konular, hem ciddi çalışma gerektirip hem de popülerite içermediği için pek kaleme alınmıyor. Oysa bu alanda daha fazla kalem oynatılmasına ihtiyaç var.

Geçtiğimiz günlerde, bir değeri, bir entelektüeli kaybettik, yaşarken erdemli duruşuna her vakit şahit olduğumuz Akif Emre, rahmetli olması sonrası her kesimden ama her kesimden güzel ifadeler ile anıldı. Oysa, merhum Akif Emre'nin bazen bir tez, bir kitap seviyesinde olan köşe yazıları, zihinsel önerileri o yaşarken kendisini mütemadiyen okuyanlar dışında çok fazla kesimin dikkatini çekmiyordu ya da en azından öyle görünüyordu. Popülist değildi, reyting kaygısı yoktu, kendi çizgisi ve kendi gündemi vardı, her anlamda örnek alınacak biriydi. Yaşarken de vefatı sonrası da en güzel şekilde anılan, bu durumuna imrendiğimiz Akif Emre'nin ardından düşünürken, bu hafta onu yazmaya çalışırken, onu anmanın en doğru yolunun onun izinden gitmek olduğunu fark ettim. Argo dili, seviye belirlemekten uzak kalmış tavrı ile meşhur olanların, onun arkasından bir şeyler söylemesi, hiç haddim olmamasına rağmen zoruma gitti...

Her şeyimizi, en önemlisi zihnimizi popülizme, reytinge feda ediyoruz, bu öyle bir girdap ki, popüler olmayanla ilişkimiz olmamasından müteşekkil, kendimiz için hazırlanan idam sehpalarına karşı önlem almak şöyle dursun, o sehpalarda kullanılacak odunun ağacını dikiyoruz. Sonra, "Anti-Semitizm suç sayılıyor ama anti-İslâmizim serbest" diye ağlıyoruz. Hiç kimse bizim hakkımızı savunmaz, anti-Semitizmin en büyük suç sayılması, Yahudilerin çalışması sonucu oldu, oysa biz bu konuda yeteri kadar çalışmıyoruz bile... Sonra Akif Emre'nin ardından gözyaşı döküyoruz. Çünkü onda bizde olmayan bir şey vardı, bizim yapmamız gerekenleri hepimiz adına o yapıyordu, şimdi yapılmasını gerekeni yapanımız gitti, bizim ise bir şey yapacak kabiliyetimiz her geçen gün git gide azalıyor, içimizdeki yokluğuna, hepimiz için üzülüyoruz...

Son yayımlanan İslamofobi/İslâm karşıtlığı suç raporlarına baktım, bu raporlar Batı ve özellikle Avrupa'da bu tip "yabancı düşmanlığı" suçlarının günden güne arttığını ortaya koyuyor. Ancak bu raporların tespiti sonrasında çözüm için maalesef adım atılmıyor.

İslamofobik/İslâm karşıtı saldırı bu kez ABD'de Müslüman olmayan iki kişinin öldürülmesiyle sonuçlandı. Irkçı bir islamofobi hastası, Müslüman kadınlara saldırdı ve o kadınları korumak isteyen, Müslüman olmayan iki kişiyi öldürdü, bir diğer kişiyi de ağır yaraladı.

Keşke diyorum keşke, ahlanıp vahlanmak yerine bu konuyu daha çok gündeme getirsek, bu konuda hukuksal düzeyde çalışsak, anavatandan uzak, Batı'da yaşayan Müslümanları yalnız bırakmasak, bizi korumak için canını veren, Müslüman olmayan o üç kahramanın âilesi ile irtibata geçsek, isimlerini anlamlı bir yerlere versek, Akif Emre'nin yarım bıraktığı görevi üstlensek, kendi işimizi kendimiz görsek, Müslüman olsun olmasın, insanlarla erdem üzerinden irtibata geçsek, reytinge, hırsa, kişisel hesaba düşmesek, değerli kayıpların cenazesinde poz vermek yerine, arkalarından bir fırsat kendimize yontmak yerine, yarım bıraktıklarını tamamlasak, olmaz mı?

Olur elbet…

Herkes rahmetli Akif Emre'yi kendi zaviyesinden yazdı, benim meseleye bakışım da bu zaviyeden oldu, alâka kuramamış olabilirsiniz, nihayetinde kayıplarından arkasından söylediğimiz “meşhur” bir söz var: “Yeri doldurulamaz.” Evet, yeri doldurulamaz ama onun oluşturduğu boşlukla da yaşanmaz, o boşluğu doldurmak zorundayız, bu sen nefret suçları çalışarak yaparsın, öteki popülistlere pâye vermeden yapar, beriki dil öğrenerek yapar… Bir kayba sadece ağlamak üzüntü değildir, ona verilen değer değildir, ona verilen değer ancak onun kültürel mirasını omuzlamakla olur; Allah rahmet eylesin güzel insan, ardından bir Fatiha, yazdıklarından bin satır okumak sana rahmet, bize şifâ olsun.

Ramazanın bereketinden her şekilde nasiplenmek duâsıyla…