• 22.02.2021 00:00
  • (328)

 Başlıktaki ifade ırkçı bir saldırı olan Hanau Katliamı sırasında öldürülen Polonyalı Mercedes Kierpacz’ın babasına ait.


19 Şubat 2020 tarihinde, Almanya’nın Hessen eyaletine bağlı Hanau kentinde, müşterilerinin çoğunluğunun Türk olduğu bildirilen iki kafeye yapılan saldırılarda 9 kişi hayatını kaybetmişti. Müslüman olsa “Müslüman terörist” olarak anılacak bu saldırgan, Müslüman olmadığı için “aşırı sağcı” biri olarak tanımlandı. Oysa kendisi Orta Doğu, Orta Asya ve Kuzey Afrikalı insanların toplu halde öldürülmesi gerektiğini söyleyen, ki bunu da kendi başına hayata geçiren bir teröristti.

Sadece Almanya değil neredeyse genel olarak Avrupa, önce Yahudilere sonra Müslümanlara, siyahlara yönelik ırkçı nefretin oldukça yüksek olduğu bir coğrafya… Avrupalı yöneticiler toplum düzenini korumak ve bu ilkel ırkçı nefretle anılmamak için bir yandan ırkçılıkla mücadele ediyor olsa da ırkçılıkla mücadele konusunda yeteri kadar mesai harcamadıkları için bu vahşetle mücadele edildiğini söylemek gerçekten güç. Bu nedenle ırkçı terörizm bazen Norveç, bazen Almanya’da bireysel faillerin toplu katliamı olarak ortaya çıkarken, bazen Fransa’da “İslami terörle mücadele” kılıfına sokularak meşrulaştırılıyor. Dolayısıyla göz yumulan ırkçılık, terör saldırısı olarak kendisini yinelemeye devam ediyor.

Irkçılık denince akla ilk Almanya’nın gelmesi sadece Yahudi Soykırımı ile alakalı değil. Almanya’nın bu konudaki dosyalarının kabarık olması ırkçı saldırıların mutat hale gelmesiyle alakalı. Almanya’da basının bilinçli olarak “”Dönerci Cinayetleri” olarak verdiği ırkçı cinayetler sonrasında “NSU Davaları” olarak anılan davalarda Alman hükümetinin birçok delili görmezden geldiği, mağdurların avukatlarının polislerden ölüm tehditleri aldığı, davanın resmen süründürüldüğü bilinen bir şey. Aynı şekilde Almanya’da Türklerin evlerinin kundaklanmasında da olayın fail ya da faillerinin titizlikle araştırılmadığı biliniyor. Alman yetkililerin çok üzüntü duyduklarını ifade ettikleri Hanau’daki saldırılar için de maalesef aynı serkeşlik söz konusu… Olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, maktullerin yakınlarına destek olarak kurulan kurumların sorularına yeterli cevap verilmediği gibi katilin bağlantıları soruşturulmuyor, Almanya’da aşırı ırkçı olarak bilinen kişilerin silahlanma oranının yüzde 35 arttığı belirtiliyor. Yani Ocak 27’de Holokost’u, 20 Şubat’ta Hanau kurbanlarını anarken Almanya’da olması gerektiği gibi ırkçılıkla mücadele edilmediğine şahit oluyoruz.

Almanya’da yabancı düşmanlığı/ırkçılık terör saldırısı olarak tezahür ederken, Fransa’da ırkçılığın son zamanlarda en fazla artan biçimi olan İslam karşıtlığı, İslamofobi neredeyse Fransa’nın resmi politikası haline gelmek üzere…

Fransa Cumhurbaşkanı E. Macron’un göreve gelir gelmez hızlı bir biçimde giriştiği “İslam’la mücadele” politikaları ve ayrımcı söylemleri sonrasında son 3 yılda tam 43 cami kapatıldı. Fransa’nın Müslümanlara ve İslam’a yönelik ayrımcılığı yasalaşmaya doğru hızla ilerlemekte…

Fransa’da "İslamcı bölücülükle mücadele" yasası meclisten geçti

“Fransa'da geniş yankı uyandıran ve başlarda "İslamcı bölücülük yasası" olarak adlandırılan daha sonra ise "Cumhuriyet İlkelerine Saygıyı Güçlendiren Yasa Tasarısı" adı verilen yasa, parlamentonun alt kanadı olan Millet Meclisi'nde 151’e karşı 347 oyla kabul edildi.” (https://www.indyturk.com/node/317186/d%C3%BCnya/fransa%E2%80%99da-i%CC%8... )

Yasa Meclis’ten geçti ancak yasalaşması için Senato’dan geçmesi gerekiyor ve bu görüşmeler önümüzdeki aylarda gerçekleşecek. Yasa bir yönüne bakılınca “makul” kabul edilebilir, toplum düzenini koruma, kadın-erkek eşitsizliğine engel olma amacı taşıyor, halkı birbirine karşı kışkırtma ve bunun benzeri aşırılık suçlarına karşı daha katı cezalar verilmesini öngörüyor. Ancak bir diğer yönüyle de resmen Müslümanlara yönelik ırkçılığı ve ayrımcılığı yasalaştırıyor.

Yasanın diğer yönüne bakınca Müslümanların peşinen terörist yetiştiren ya da teröre öykünen bireylerden oluştuğu düşüncesi oluşması muhtemel… Avrupa’da Müslümanlara karşı artan ırkçılığın nedeni zaten Müslümanlara yönelik önyargılar ve kronik, tarihsel nefretle alakalı… Bu tip yasalar ortaya çıktığı müddetçe Müslümanlara ve Avrupalılar için yabancı görülen her kesime yönelik saldırıların artacağı ortada zira bu tip yasalar Avrupa’nın yabancılarının (göçmenler, Müslümanlar, Yahudiler, siyahlar) peşinen Avrupa toplumu için tehdit oluşturduğu gibi hastalıklı fikirlerin kabul edilip yayılmasına hizmet ediyor. Avrupa’nın bütününe yayılmış ırkçı saldırılarla ilgili, her ne kadar Avrupalı yöneticiler ırkçılık ve ırkçı saldırılar ile mücadele bahisleri açsa da, sözlere değil icraatlara bakmak gerek. İcraatlara baktığınızda ise gördüğünüz, yabancılara yönelik ırkçı bir saldırı olduğunda olayları yargı ve polisin titizlikle ele almadığı, kurbanları anmakla geçiştirdiği ancak aynı minvalde ırkçı bir saldırı bir Müslümandan, Avrupalı bir Hristiyan’a yöneldiğinde bununla mücadele etmek için yeni yasa çıkartmaya kadar varıldığı yönünde. Dolayısıyla insanların kutsallarına/peygamberlerine yönelik en tahkir edici ifadelerin “ifade özgürlüğü” olarak ele alındığı Avrupa’da, Müslümanların bir camide bir araya gelerek siyaset bahsi açıp faaliyette bulunması “terörizm, bölücülük” olarak kabul ediliyor. Böyle çifte standartlı uygulamaların olduğu Avrupa’dan yakın zamanda toplumsal eşitlik, adalet, terör saldırılarının faillerinin cezalandırılması, ırkçılıkla mücadele gibi olumlu adımlar beklemek şimdilik bir hayal gibi görünüyor.