Fransa’da E. Macron göreve gelmeden önce seçim çalışmaları sırasında aşırı sağcı siyasetçilerin seçim söylemlerine mukabil çok kültürlü bir politika izleyeceğine dair vaatlerde bulunmuştu. Ancak göreve gelir gelmez, daha önce de sık sık bu köşede yazdığım gibi İslam’la mücadeleyi temel prensip edindiğini söylemekle kalmadı, “İslam’la mücadele yasası” olarak anılan yasaların çıkmasına, camilerin kapatılmasına ve tüm bu ırkçı, baskıcı, eşitlik ve hürriyet karşıtı ve ayrıştırıcı yasaların kabul edilmesi de Macron’a nasip oldu.

Fransa’daki ırkçılık Macron yönetimiyle sınırlı değil zira uzun yıllardır Fransa’da yaşayan Müslümanlar ayrımcılık ve baskının muhatabı oluyor. 2004 yılındaki başörtüsü yasağı Fransa’daki yasa koyucuların yüzde 90 tarafından desteklenmişti. 2003 yılında Fransa’da başörtülü annelerin okul gezilerinde çocuklarına eşlik edip edemeyeceği gibi ilkel bir tartışmadan çıkan sonuç şuydu: Başörtülü anneler, başörtülü olarak çocuklarına eşlik edebilir ancak başörtülülerini açmaları talep edilebilir.

Fransa’daki eşitlikçi ve özgürlükçü kesim bu yasakların karşısında, doğal olarak Müslümanlar da… ancak Fransa’da bu yasakları “Avrupa medeniyeti” ile bağdaştırılmasından korkanlar için bizim de çok yakından tanıdığımız bir savunma var; laik Fransa’nın değerlerini korumak zorundayız, bu yasalar ayrılıkçı değil birleştirici… Elbette bu savunmalara, savunanların kendilerinin dahi inanmakta zorlandığından şüphe duyulmuyor zira toplumun belli bir kesiminin yaşam tercihlerine müdahale edilen bir ortamda birleştirici olmanın mümkün olmayacağı malum.

Fransa’dan ABD’ye geçelim…

ABD’de siyahlara yönelik ayrımcılık yeni bir durum değil, siyahlara yönelen polis şiddeti ise çok yüksek oranlarla ifade ediliyor. Bu vahim ama yaygın durum ırkçı söylemleri ile tanınan ABD eski başkanı D. Trump döneminde artış göstermişti. Hatırlamak istemesek de hatırlayalım; 25 Mayıs 2020’de ABD’nin Minnesota eyaletinde polis memuru Derek Chauvin’in diziyle siyahi George Floyd’un boğazına 9 dakika boyunca bastırması sonucu Floyd hayatını kaybetmişti. Bu olaydan sonra da polis şiddetine yönelik tepkiler artmıştı. Polis memuru yaklaşık bir yıl sonra, bugünlerde ifade verirken öğreniyoruz ki katil polis memurunun aslında bu ilk cinayeti değilmiş, daha önce 5 cinayet daha işlemiş ve hakkında 26 şikayet varmış. Bu şikayetler işleme koyulmadığı için 6. cinayetini de işleyecek imkan bulabilmiş.

Ne kadar rahatsız edici konular değil mi… başörtüsü yasaklarını, ayrımcılığı, dönem dönem polis şiddetini, gayrı hukuki tutumları tecrübe etmiş insanlar için çok çok daha fazla rahatsız edici…

Geçtiğimiz hafta İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, sosyal medya hesabı üzerinden bir iktidar eleştirisi yaptı ve bir vatandaşın Suriyelilere yönelik nefretini haklı bir vatandaş serzenişiymiş gibi paylaştı…

Yine geçtiğimiz haftalarda yukarıda olumsuz örnek olarak verdiğim Batı’dan birçok ülke ve birçok şirket, Çin’in Doğu Türkistanlılara yönelik toplama kampları, baskı ve şiddetine karşı birçok yaptırım kararı aldı. Ancak Doğu Türkistanlılarla birçok ortak paydası olanlar, hem Çin’e karşı bir eleştiri getirmedi, hem de Çin’e tepki verenleri Batı hayranı olmakla itham etti.

Antalya’da kağıt toplayıcısı bir Suriyeli, önce darp edildi sonra da motosikleti yakıldı, darp edip motosikletini yakan saldırganlar ise serbest bırakıldı.

Bir de Boğaziçili öğrenciler var tabi… yaptıkları eylemlerde polisin sert müdahalesine maruz kalan öğrenciler.

Maalesef yukarıda bahsettiğim olumsuz örneklerin dünyanın her yerinde olduğu bilinen bir gerçek. Ayrımcılığın, ırkçı şiddetin ve baskının Doğusu ya da Batısı yok. Bu tip durumların her yerde olması “normal” olduğu anlamına gelmiyor, tam aksi bu problemlerin her yerde karşımıza çıkabildiği ve korkutucu olduğu anlamına geliyor. ABD’deki siyahların haklarını buradan korumak kolay geliyor ancak aynı tepkiyi Suriyelileri darp edenlere veremiyorsanız bir anlamı yok. Fransa’daki başörtülü annelere buradan destek vermek kolay ancak burada başörtülü kadınlara ayrımcılık yapıyorsanız kolaycılığınızın fırsatçılığa dönüştüğü çok bariz… Milliyetçi söylemin bir yönüne Avrupa’daki vatandaşlarımızı eklemek kolay, Almanya’daki ırkçı NSU davalarına bakan avukatın tehdit edilmesine öfkelenmek de haklıyız ancak yaşadığınız yerdeki gazeteciler tehdit edilip hedef gösterilirken alkış tutuyorsanız üzgünüm ki ırkçı saldırıları savunanlarla aynı çizgiye düşüyorsunuz. Polis şiddeti Minnesota’da bir siyahı öldürürken karşı çıkmak kolay ama benzer şiddet üniversite öğrencilerine yönelince ölü taklidi yapmamak gerekiyor. Evet, Çin’e eleştiri ve yaptırım getiren Batı ülkeleri ve Batılı şirketler belki bunu çıkarları için yapıyor ama sen de çıkarın için buna susuyorsan onlardan ne farkın kalıyor? Yunan güvenlik güçleri bir yandan mültecileri ölüme gönderip, diğer yandan Türkiye karşıtı açıklamalar yaparken onları kınamak kolay ve çok doğru ancak Türkiye’de Suriyelilere yönelik haksız nefreti, vatandaşın meşru tepkisi olarak veriyorsanız Yunan hasımlarınızdan bir farkınız kalmıyor. Esed’in katliamlarını kınarken, Esed’in bir numaralı destekçisi ve Türkiye’nin kontrolündeki bölgelere yönelik operasyon yapan Rusya’ya tek kelam etmiyorsanız ulusal güvenliği öncelediğinize dair yaptığınız savunmaların gerçekliği sorgulanabilir bir hale geliyor.

Batı’da İslamofobi, İslam karşıtlığı öncesi olmakla birlikte özellikle Soğuk Savaş sonrasında Batılı siyasetçilerce resmi politika haline getirildi ve Batı toplumlarına da sirayet etti. İslamofobi denilince aklınıza hemen sakallı esmer bir adama ya da başörtülü bir kadına yönelen nefret veya saldırı gelmesin, bir Türk olmanız da Batılı bir ırkçı için İslamofobik davranışa neden olabiliyor. 11 Eylül’le birlikte artan Müslüman nefretinin odak noktası haline getiriliyorsunuz, maalesef terörle ilişkiniz olsun ya da olmasın size “terörist” gözüyle bakılıyor. Mesele kendimize geldiğinde ise parti kapatma ya da milletvekili tutuklama gerekçelerimiz, suçun bireyselliği ve ispatlı olması gereğine rağmen, delilimiz olsun olmasın, suç bireysel olsun olmasın “ama o terörist” kolaycılığına kaçarak savunmaya dönüşüyor. Oysa baktığımız tabloda kendimiz de varız, kırdığımız aynanın parçalarından yansıyan aksimiz, karşısında olduklarımızın aksine karışmış oluyor. Bilmem anlatabildim mi?

  • Abone ol