• 17.05.2021 07:53

İsrail’in Filistin’i 1948’den bu yana parça parça işgal ettiği gerçeğinden sonra 2021’e geldiğimizde bu uzun soluklu işgalin bir nebze olsun azalması beklenirdi ama bırakın bu işgalin dozunun azalmasını, artarak devam ettiğini görüyoruz. Elbette hiçbir normal insanın bu işgali kabul etmesi mümkün değil, savunması da mümkün değil… Normal şartlarda birçok ülke, uluslararası örgütler, medya organı eliyle bu işgal bir şekilde engellenmeliydi ama çıkarlar gereği engellenmedi… Daha kötüsü bu işgal birçok ülke ve etkili medya organlarınca desteklendi, İsrail işgalinden daha kötü olan şey nedir diye sorulsa, işgali dışarıdan destekleyenlerdir denilebilir.

Malum olduğu üzere, İsrail çok haksız bir biçimde ibadet edenlere saldırırken, Filistinli yerleşimcileri yerlerinden ederken yani dünyanın gözüne baka baka savaş suçu işlerken hiçbir yaptırımla karşılaşmadığı gibi “İsrail’in kendini savunma hakkı savunuldu, Filistinli çocukların ve sivillerin öldürülmesinin kınanması beklentisine dair sorular cevapsız bırakıldı ve hatta İsrail’in yaptığı katliamlar, Gazze’den yapılmış gibi gösterilen yalan haberler yapıldı” yani dünyaya İsrail’in ne kadar haksız olduğunu gösterebilecek birçok imkan engellendi. Tabi burada belirtmek isterim ki, bu yalan rüzgarına rağmen dünyanın birçok yerinden basın mensupları, sivil insanlar, insani yardım kuruluşları, ABD Senatosu’ndaki az sayılmayacak kadar isim, normal şartlarda eylemlere pek katılmayan İsrailli Araplar bile genellikle izlenen İsrail şiddetine karşı güçlü tepkiler verdiler zira İsrail işgali artık izlenemeyecek kadar büyük bir boyuta geldi ve dünya eski dünya değil…

Batı’nın Hıristiyanlığa/dine karşı verdiği savaş, Batılı sekülerlerce kazanıldıktan sonra seküler dünyanın, merkezine insanı/aklı yerleştirdiği dünyanın daha iyi bir yer olacağı iddiasının dünyanın halini gördüğümüzde çöktüğü ortada ancak yine de bu takıntının devam ettiğini görüyoruz. Batı’nın sekülerleştirme takıntısına bir de oryantalist kodlar eklenince İslam dünyası, Müslümanların yaşadığı coğrafyalar sanki Batılılar tarafından düzeltilmesi gereken ve yeniden kurulması gereken bozuk bir saat gibi algılanıyor ve bu algı da gerçekmiş gibi pazarlanıyor.

Ortadoğu coğrafi bir tanımlama değil siyasi bir tanımlama, bu nedenle açıkça söyleyebilirim ki Ortadoğu’yu dilediği biçimde yönetmek, işgal etmek amacında olanlar için Ortadoğu olumsuz anlamda kullanılıyor ve bu gayrı meşru müdahaleleri ve işgalleri meşrulaştırılmak için çoğunlukla kadın, kadını özgürleştirme söylemleri kullanılıyor. Irak ve Afganistan işgalleri sırasında en çok duyduğumuz ifade “kadını özgürleştirme” palavralarıydı. Elbette İsrailli akademisyen Mordechai Kedar’ın “Filistinli kadınlara tecavüz edin” önerisinden bahsetmiyorum. Ya da “İsrail ordusu Yahudi olmayan kadınlara tecavüz edebilir” fetvası veren Yahudi din adamının haham başı olarak atanmasından da bahsetmiyorum. Çünkü bunlar sonuç, ben sebeplerden bahsediyorum…. Şiddete oldukça yatkın, şiddete yatkınlığını ve hukuku çiğnemesini örtmek için Yahudi kimliğinin tehdit altında olduğu iddiasıyla aşırı radikal, militarist toplum oluşturan, nefret suçu işlemeyi dahi kendisinde bir hak gören bireyleri yetiştiren bir İsrail’den bahsediyorum. Bu anlamda kadın haklarını hiçe sayan, zorunlu askerliği reddeden kadınları hapseden, askerlik yapmayan kadınlara çok çocuk doğurma baskısı yapan ya da erkek askerlere “iyi bir eş olma” görevini dayatan İsrail’deki kadın haklarından bahsediyorum. İsrail'de 2014 yılında Askeri Mahkeme'nin baktığı cinsel saldırı suçu sayısının 125'e çıkmasından bahsediyorum. İsrail'de 2014 itibariyle bu yönde işlenen suçlardaki artışın bir önceki yıla göre yüzde 40 arttığından bahsediyorum. Güney Kıbrıs’ta İngiliz bir kadının İsrailli gençler tarafından tecavüze uğradığını söylemesi sonrasında Güney Kıbrıs polisi tarafından ifadesini değiştirmesi konusunda baskı görüp ifadesini değiştirmek zorunda kalmasından değil, tecavüz ettiği iddia edilen İsrailli gençlerin İsrail’e dönüşlerinde destek mitingi ile karşılanmasından, “İngiliz f….şe” sloganları ile karşılanmasından bahsediyorum. Yani “düzeltilmesi ve yeniden kurulması gereken bozuk saat olarak görülen Müslüman Ortadoğu’ya” bakıştaki olumsuzluğun ve müdahalelerin bu minvalde “olumsuz Ortadoğu tablosu” içinden bilinçli olarak anılmamasından, kayırılmasından bahsediyorum.

İfade ettiklerime ek olarak klasik Batılı anlayış tarafından Ortadoğu, İslam ve İslam ülkeleri genellikle radikal, şiddete yatkın ve hatta terörle ilişkilendirilerek tanımlanır. Bu İslam ve İslam ülkelerini ötekileştirme, şeytanlaştırma politikalarının propagandasıdır. Oysa kadın hakları ihlallerinden tutun da, şiddete yatkınlık konusuna kadar birçok alanda İsrail’in karnesinin berbat durumda olmasına, İsrail’in “tipik bir Ortadoğu ülkesi” olmasına rağmen, Ortadoğu ile ilgili tüm olumsuzlama çalışmaları sırasında İsrail, Ortadoğulu olmaktan istisna tutulur. Bu İsrail’i savunma konusundaki ikiyüzlülüklerden sadece bir tanesidir.

Dünyada uzun süredir “siyasal İslam” kavramını, İslam karşıtlığı tutumlarını “demokrasiye ve insan haklarına olan inançları, medeniyete olan yakınlıkları nedeniyle kendilerine yakıştıramayanların” kendilerini temizlemek için kullandığını gayet iyi biliyoruz. İslam’a ve Müslümanlara yönelik saldırıları geleneksel hale gelmiş kesimler, kendilerinin böyle bir pozisyonla anılmasını istemediği için, “biz İslam’la değil, siyasal İslam’la mücadele ediyoruz” bahanesi ürettiler. Oysa aynı kesim siyasal Yahudilik olan siyonizmin en önemli savunucuları ve siyasal Yahudilik olan Siyonizm’in savunulmasını sağlamak için siyonizme yönelik eleştirileri de anti-Semitizm başlığında suç olarak değerlendirmek istiyorlar.  

Hani sık sık terör ve İslam arasında bağlantı kurularak, İslam dinin terörü ve şiddeti teşvik ettiği söyleniyor ya… Siyasal İslam’ın bunun bir parçası olduğu iddiası ifade ediliyor ya ama aynı zamanda Siyasal Yahudiliğin İsrail devlet rejimi olan siyonizminin bu iddialardan daha fazlası olduğu gerçeği inkar ediliyor.

Dünyanın merkezi olduğunu, medeniyetin kalesi, demokrasinin teminatı olduğunu iddia eden Batı’nın geneli maalesef savunulacak hiçbir yanı kalmayan İsrail’i savunmaya devam ediyor. Dünyaya yayın yapan medya organları Filistinli çocukların cesetlerine basarak sadece İsrail’in verdiği kayıpları yazıyorlar. Soykırıma uğrayanların ülkesi olan İsrail, bir soykırım politikası olan yerleşim birimi işgalini resmi politika haline getiriyor, Kudüs ve Batı Şeria’daki Yahudileştirme politikaları tam hız ilerliyor, tüm bunlara rağmen İsrail’in haklı olduğu iddia edilebiliyor. Bunu görüyor ve asla katılmasak da anlıyoruz ancak öte yandan İslam’ın hedef alınması biraz ayıp kaçtığı için mahcubiyetten “siyasal İslam ile mücadele ettiğini” iddia edenlere karşı, siyonizmin siyasal Yahudilik olduğunu, İsrail’in de sürekli olumsuzlayarak resmettikleri “klasik Ortadoğu ülkelerinden” bir farkı olmadığını, İsrail şiddetinin arkasındaki dini motivasyonlara da arada bakmaları gerektiğini hatırlatmayı görev biliyoruz.