• 19.07.2021 08:50
  • (83)

“Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), Avrupa Birliği'nin yargı organıdır ve Adalet Divanı ve Genel Mahkeme olmak üzere ikili bir yapıdan oluşur. Adalet Divanı'nın temel amacı, Avrupa Birliği hukukunun Avrupa Birliği içerisinde her yerde aynı şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlamaktır. Divan, Birlik hukukunun yorumlanmasında ve uygulanmasında hukuka saygıyı sağlama, ulusal hukuk düzenleri ile AB hukuk düzeni arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi, hukuki denetim, yorum, uyuşmazlık çözme, hukuk yaratma ve boşluk doldurma işlevlerini yerine getirir.” (https://www.ab.gov.tr/avrupa-birligi-adalet-divani_45632.html )

“Avrupa Birliği (AB), hukukunda din veya inanç temelinde ayrımcılığa karşı bir miktar sınırlı koruma olduğu halde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) kapsamı bundan çok daha geniştir zira 9. madde bağımsız vicdan, din ve inanç özgürlüğü hakkını içerir… AİHS kapsamında maddi bir hak olan din ve inanç özgürlüğüne dair çeşitli davalarda, AİHM devletin bir din veya inancı neyin oluşturduğunu tanımlamaya teşebbüs edemeyeceğini, bu kavramların ‘ateistler, agnostikler, skeptikler ve ilgisizleri’ de koruduğunu, böylece ‘dini inançlara sahip olmayı veya olmamayı ve bir dinin ibadetlerini uygulamayı veya uygulamamayı’ seçenleri koruma altına aldığını açıkça belirtmiştir. Bu davalarda, din veya inancın esas itibariyle kişisel ve öznel nitelikte olduğu, kurumlar etrafından düzenlenen bir itikat ile bağlantılı olması gerekmediği de kaydedilmiştir.” (https://fra.europa.eu/sites/default/files/fra_uploads/1510-FRA-CASE-LAW-... )

Bunlar din ve inanç konusundaki ayrımcılıklara karşı hukuki durumun kağıt üzerindeki hali, bir de uygulamalara bakalım…

2017 yılında, Lüksemburg merkezli Avrupa Birliği Adalet Divanı, iş yerlerinde çalışanların “görünür bir biçimde dini, siyasi, felsefi sembolleri taşımaları” hakkında Belçika ve Fransa’dan yapılan iki başvuruyu karara bağladı. Mahkeme, “İşverenlerin, çalışanların iş yerlerinde iç kurallar gereği herhangi bir siyasi, felsefi veya dini sembolün görünür kullanımını yasaklamasının doğrudan ayrımcılık teşkil etmediğine” hükmetti.

2021 yılında mahkeme benzer bir karara daha imza attı… Almanya'da iki kadın başörtüsüyle çalışmalarına izin vermeyen işverenlerine karşı dava açtı, Alman mahkemeleri de Avrupa Adalet Divanı'ndan görüş istedi. İşe başladıklarında başörtüsü takmayan iki kadın da izinli oldukları dönemden sonra başörtülü bir şekilde işe döndüklerinde işverenle sorun yaşadılar...  İki kadının dini özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla konuyu taşıdıkları Alman iş mahkemeleri de başörtüsü yasağının bu durumda ayrımcılık olarak sayılıp sayılmayacağı konusunda Divan'a başvurdu. Avrupa Birliği Adalet Divanı, iş yerinde başörtüsü gibi dini sembollerin yasaklanıp yasaklanamayacağı konusunda kendisine yapılan başvuruyla ilgili kararını açıkladı, buna göre; “İşverenin iş yerinde ‘siyasi, dini ya da dünya görüşünü yansıtan’ ve dışarıdan açıkça görülebilir şekildeki sembolleri belli şartlar altında yasaklayabileceğine hükmetti.” Ancak bunun için işverenin müşterilerine karşı tarafsız görünüm sergileme ya da sosyal huzursuzlukların önüne geçme ihtiyacını kanıtlaması gerektiğini kaydetti.

Karşımızda duran şey her ne kadar başörtüsü ve Müslümanlarla ilgili gibiymiş görünse de mesele aslında tüm dindar insanlarla alakalı. Yani bir Yahudi’nin kipası, bir Hristiyan’ın haçı, bir Müslüman’ın başörtüsü ayrımcılıkla mücadele edildiği, insan hakları lehine kararlar verildiği iddia edilen mahkemeler tarafından hukuki yolla yasaklanıyor, yani bir ayrımcılık kanun ve hüküm yoluyla meşru hale getiriliyor. Bu meselenin hukuki garabeti… bi de bunun din fobisini besleyen toplumsal bir yönü var.

Maalesef Avrupa’da her geçen gün yabancı düşmanlığı artıyor. Irkçılığın bir türü olan yabancı düşmanlığı, sadece Müslümanları hedef almıyor; Yahudileri, siyahları, göçmenleri de hedef alıyor. Bu ırkçılık sadece söylemde de kalmıyor aynı zamanda eyleme de dökülüyor, birçok ırkçılıkla mücadele, hak ihlali raporu, anti-Semitist, anti-İslamist nefret saldırılarının her geçen gün biraz daha arttığını gösteriyor. ABAD’nın verdiği ayrımcılığı destekleyen kararlar ise bu ırkçı ve saldırgan türün kanun ve hukuk yoluyla moral destek bulmasını, kendi saldırılarını bir hakmış gibi görmelerini sağlıyor.

Avrupa, dini baskının zindanından Reform ve Aydınlanma ile kurtulduğuna o kadar çok inandı ki, aklın kurucu ilke olduğu tezinden yola çıkarak insanın dünyanın merkezi olduğu ideolojisini bir dogma edindiğinin farkına varamadı. Dahası, geleceğin geçmişten daha iyi olacağını öyle bir ön kabul olarak belirledi ki, dini bağnazlıktan kurtulduğunda mükemmel bir dünya kuracağı fikrine kapıldı… insan hürriyeti, bireysel haklar konusunda yazdığı insan hakları beyannamelerinin, insanın tek kurtarıcısı olduğu fikrine taptı. Dahası birçok yolla bunu tüm dünyaya yaymaya çalıştı, kısmen de başarılı oldu. Ama bireysel hak ve özgürlüklerimizin hukuk yoluyla kısıtlandığı, din ve vicdan hürriyetinin hayatın birçok noktasında engellendiği, ayrımcılık gibi bir suçun hukuk yoluyla uygulanır ve meşru hale getirildiği bu kararlara baktığımızda, tüm bu ezberlerin aslında gerçeği yansıtmadığını gördük. Şimdi, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın ayrımcılıklara ve ayrımcılara cesaret veren, adalet dışı kararlarına bakarken, yaklaşık olarak dört yüz yıl önce hürriyet karşıtı her eylemde kendi başına buyruk kararlara imza atan Katolik Kilisesi’nden farkının ne olduğu anlamaya çalışıyorum… Biri dini merkeze alarak, diğeri dini merkezden alarak aynı baskıyı uygulamıyor mu?