Roboskî Katliamı’nın dokuzuncu yıl dönümü bugün. Bu ayki katliam takvimi yüklü. 19 Aralık 1978 günü başlayan ve ayın 26’sına kadar süren Maraş Katliamı ile 19 Aralık 2000’deki Hayata Dönüş Operasyonu Katliamı var. Mâlum, artık rejim hiçbir katliamın anmasına izin vermiyor. Yüzleşme söz konusu bile değil, ne devletçe ne de toplumca. 

Tam bu yüzden hatırlayalım Roboskî’de ve sonrasında neler olduğunu: Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboskî köyünde 28 Aralık 2011 gece saat 21.39 ilâ 22.24 arasında TSK uçakları Irak sınırından Türkiye’ye girmekte olan ve kaçak sınır ticaretiyle ekmeğini kazanan 38 köylü ve 50 katırı bombaladı. 34 Roboskîli öldürüldü, bunlardan 19’u, 18 yaşından küçüktü. En büyük kaybı Encü Ailesi verdi. Köylüler çoğu yanık ve parçalanmış haldeki cesetleri kendileri taşıdı. 50 katırın çoğu olay yerinde, geriye kalanı da daha sonra asker tarafından öldürüldü.   

Katliama neden olan hava saldırısının izninin verildiği gün Necdet Özel Genelkurmay Başkanı, Hulusi Akar Genelkurmay İkinci Başkanı, Yaşar Güler Genelkurmay İstihbarat Başkanı idi. 

Katliamın haberini, şimdi kapatılmış olan İMC televizyonu dışında hiçbir görsel veya işitsel medya, ertesi gün Genelkurmay’ın resmi sitesinde duyurulana kadar vermedi. Çoğu, Genelkurmay gibi PKK bağlantısını öne çıkardı. Oysa katliam akabinde yerinde inceleme yapan İHD’nin verdiği bilgiye göre sınır ticareti yıllardır karakolun bilgisi dâhilinde yapılıyordu. Hatta son bir ayda karakol sınır ticaretine kolaylık bile gösteriyordu. 

TBMM’de oluşturulan, AKP’lilerin çoğunlukta olduğu Uludere Alt Komisyonu, katliamın kasıtlı olmadığında ısrar etti. Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı da, 7 Ocak 2013’te gerekçeli kararında, “Gerek şüphelilerin gerekse olayda görev yapan diğer TSK personelinin, TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görevin gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığı anlaşıldı” diyerek takipsizlik kararı verdi. Bu karara ailelerin itirazı 20 Haziran 2014 tarihinde reddedildi. Bunun üzerine Ağustos 2016’da AİHM’e bireysel başvuru yapıldı. Mahkeme başvuruyu “İki gün gecikti” bahanesiyle reddetti.  

Ailelerin adalet arayışına sürekli cezaî ve siyasî engeller çıkartıldı. “Roboskî İçin Adalet Yeryüzü İçin Barış Derneği” KHK ile kapatıldı. Encü Ailesi ferdi, katliamın takipçisi Ferhat Encü HDP’den vekil olunca vekilliğinin düşürülmesi için devlet seferber oldu. Sonunda Encü iki yıl hapis yattı. 

Roboskî Katliamı rejimin totaliterleşmesi sürecinin önemli bir kilometre taşı olarak tarihte yerini aldı.   

Kapsamlı bilgi için Müge Tuzcuoğlu’nun “İstenmeyen Çocuklar Roboskî Katliamını Hatırlamak ve Hatırlatmak” kitabına başvurulabilir.  

Sözün özü, devlet ve müzmin Kürd düşmanı siyaset Roboskînin örtbas edilmesi için her şeyi yaptı. 

Memleketin mümtaz katliam takviminde yer alan vak’aların ortak özelliği istisnasız hepsinin bir şekilde sorumsuzluk, cezasızlık, hafızasızlık zırhıyla korunmalarıdır. Katliamlarla ısrarla yüzleşilmez ve katliamlar ısrarla reddedilir.  

Yılın sonunda bu uğursuz takvimi hatırlamak ve hatırlatmak kitlesel tedavide belki bir işe yarar dedim. Her ne kadar bir katliamın mağdurlarının diğer mağduriyetlerle yüzleşmeye hazır olduğundan hiç emin olmasam da belki birkaç kişi takvime bakarak toplumsal çürümeyi sorgular.

Takvimi 1923’ten başlatacağım. Ancak Abdülhamid dönemi katliamlarından itibaren yapılan korkunç katliamları unutmak mümkün değil. Çünkü bu dönem kırımlar ve özellikle Ermeni Soykırımı “kurucu katliam”dır. O dönemde yaşanan ve yaşatılan şiddet sonucunda uluslar ve ulusdevletler ortaya çıktı, çıkarıldı. Çok kanlı işlerdi bunlar. Türkiye’de 1923’ten sonra şiddetin boyutları küçülse de uluslaştırma, tektipleştirme ülküsü doğrultusunda 1923 öncesinden bakiye sorunların kanda boğulmaları süregeldi. 

Ermeni Soykırımı gibi devasa bir toplumsal suçla yüzleşilmemesi, suçun cezasız kalması ve unutturulması ardından gelen tüm katliamlar için sorumsuzluk, cezasızlık, hafızasızlık teminatı işlevi gördü. Bugün hâlâ orada duruyoruz. 

Sıralayacaklarım ağırlıklı olarak devlet eliyle ya da devletin sırtını sıvazladığı gruplarca gerçekleştirilen katliam ve pogromlar. Dolayısıyla PKK’nin öldürdüğü siviller çeteleye dâhil değil. Ve elbette bu bir tam liste değil; amaç unutmamak, unutturmamak ve belki bir gün yüzleşmek. 

16 Temmuz 1930 Zilan Deresi Katliamı

1937-38 Dersim Tertelesi

6 Ağustos 1938, Zini Gediği Katliamı

30 Temmuz 1943, Muğlalı Katliamı

6-7 Eylül 1955, Septembriana Pogromu 

1 Mayıs 1977, Kanlı 1 Mayıs

19-26 Aralık 1978, Maraş Katliamı 

Mayıs-Temmuz 1980, Çorum Katliamı 

2 Temmuz 1993, Sivas Katliamı

20-23 Ekim 1993, Lice Katliamı

26 Mart 1994, Şırnak Katliamı

12-15 Mart 1995, Gazi Mahallesi Katliamı

15 Ocak 1996, Güçlükonak Katliamı

19 Aralık 2000, Hayata Dönüş Operasyonu Katliamı

18 Nisan 2007, Zirve Yayınevi Katliamı

4 Mayıs 2009, Mardin Bilge Köyü Katliamı

28 Aralık 2011, Roboskî Katliamı

11 Mayıs 2013, Reyhanlı Katliamı

20 Temmuz 2015, Suruç Katliamı

10 Ekim 2015, Ankara Garı Katliamı

Aralık 2015-Mart 2016, Şırnak Katliamları 

10 Aralık 2016, Beşiktaş Katliamı

1 Ocak 2017, Reina Katliamı

Şimdi elinizi vicdanınıza koyarak hatırlayın, bu katliamlarda hayatlarını kaybedenlerin, sakat kalanların adalet arayışlarına verilmiş tatminkâr bir cevap, en basitinden bir özür aklınıza geliyor mu?

  • Abone ol