• 10.05.2021 07:19
  • (88)

Memleketin içine düştüğü dipsiz kuyunun sonu görünmüyor. Hâd safhadaki biçarelik karşısında tepkiler çeşitli. Sesini kesip kaderine razı olanlar, razı olmayıp intihar edenler, razı olmayıp yolunu bulup çekip gidenler, rejimin çuvallamalarıyla dalga geçerek tutunmaya çalışanlar, irili ufaklı ama yetersiz sivil itaatsizlikler ve “umudu kaybetme” diye avunan ve avutan muazzam kitle.

Sırf umut etmek gerektiği için umut eden, bunun dışında pek bir şey yapmayan bu kitlenin hiçbir projesi yok, sadece umudu var. Oysa yakın zamana kadar “AB üyeliği” denen tarihî bir proje vardı, beğenin beğenmeyin. 1999-2005 arasında memlekete, o vakte kadar görülmemiş bir umut ve özgüven taşıyan, iç dinamikle harmanlanarak muazzam bir dönüşüme önayak olan bir projeydi bu. Kimi Avrupalıların ve Türkiyelilerin elbirliğiyle yok edildi.

AKP’den önceki koalisyon hükümeti döneminde başlayan ve AKP tarafından sürdürülen AB esinli reformlarla yola çıkan Türkiye, üyeliğin son merhalesi olan müzakerelerin Ekim 2005’te başlamasıyla durdu ve kısa zaman sonra havlu attı. Zamanın AKP hükümeti müzakerelerin başlamasıyla neredeyse eşzamanlı olarak başka yerlere bakmaya başladı. Zaman içerisinde reformlar eridi, eski âdetlere geri dönüldü hatta bugüne bakarsak eskisinden de beter konuma gelindi.

Hükümet ve 2013 sonrasında rejim, AB işini savsaklarken muhalefet ve sivil toplumun ekseriyeti AB istikbâline sahip çıkmadı, ısrarcı olmadı, AB üyeliğini siyasî hedefi haline getirmedi. Sivil toplum ve akademide birkaç savunucu dışında ses çıkartan olmadı. Bugün muhalefete mensup ulusağcı ve ulusolcu çevreler, o zamanlar AB işini engellemek için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Ve bugün proje gömüldü. Ara sıra yapılan kamuoyu yoklamalarına bakmayın, insanlar çaresizlikten “AB taraftarıyız” dese de bunun ne siyasî karşılığı var ne de maalesef herhangi bir oluru.

Böylesine umutlu bir geleceğin gözler önünde berhava edilmesini umursamayan muhalif Türkiye şimdi kalkmış “umudu kaybetme” diyor. El insaf!

Bitirilen AB işinin neden bitirildiği üzerine dahî kafa yoran yok. Bakın bugün 9 Mayıs “Avrupa Günü”, acaba bir kurum kalkıp da “Nasıl ve neden bu treni kaçırdık” toplantısı düzenleme cesaretini gösterecek mi? Hiçbir hazırlık görmedim bu yönde, aksine bir avuç kalmış Türkiyeli AB’ci fantastik AB toplantıları yapmaya, Ankara’daki Komisyon Temsilciliği de “adaysınız, adaysınız” diyerek çocuk oyalamaya devam ediyor. Hatta bu yıl umut topuna girmiş “2021 Avrupa Günü için ihtiyacımız olan ve kutladığımız şey umut” deyü!

Öyleyse bir yakın zaman tüneline girelim. 9 Mayıs 2008, 2011 ve 2015’te yazmış olduklarımdan alıntılar.    

2008: “Bugün 9 Mayıs Avrupa Günü. Eskiye oranla Avrupa Günü vasıtasıyla yapılan toplantılarda bir artış var, ancak ‘AB bizi şöyle bölüyor, böyle parçalıyor’ toplantıları giderek revaçta. Mâlum AB karşıtı çevrelerin mâlum hezeyanları üzerine söylenecek yeni bir şey yok. Ancak bu hezeyanları körükleme potansiyeli üzerine söylenecek çok şey var.

AB ve özellikle Komisyon’un 2006 başından bu yana Türkiye’de yaşanan olumsuz gelişmeleri görmezden gelen bir tutumu var. Tıpkı AKP’ye açık çek yazan çevreler gibi. Zaten Türkiye’de bu tutumda olanlar ile Avrupa Komisyonu yetkilileri arasında karşılıklı etkileşim var.”

2011: “Geçen Pazartesi 9 Mayıs Avrupa Günü idi. Bu vesileyle Bakan Egemen Bağış ve AB Genel Sekreterliği Lizbon Antlaşması’nın Türkçeye kazandırılan çevirisini tanıttı. Bu etkinlik dışında dişe dokunur bir şey olmadı.

Mâlum, AB artık gündemde değil. Ama AB ilkelerinin (ülkelerinin değil) önemini anlamak için önce 2004’teki özgürlük ortamını ve özgüveni hatırlamak ve şimdilerde nasıl hızla geriye düştüğümüzü görmek kâfi. Bunun için de günlük hayatımıza bakmamız yeterli. AB rüzgârı kesildikten sonraki temel soru Türkiye’nin reform sürecini kendi başına sürdürüp sürdüremeyeceği idi. Cevap açık: Sürdüremeyecek!”

2015: “Yarın 9 Mayıs Avrupa Günü. Bir şey olacağından değil, hatırlatma babında… Seçim beyannamelerinde hiçbir parti AB’yi Türkiye’nin önündeki normalleşme ve demokrasi ihtiyacının başat kaldıracı olarak ele almıyor. AKP metninde yapılan reformlarda AB standartlarına gönderme bol ama AB asıl hedef değil. CHP, AB başlıklı bölümü son derece genel ifadelerle geçiştirmiş. HDP’nin metni özünde AB’nin temel değerlerini yansıtsa da AB sadece bir kez zikrediliyor.

Bugün burun kıvrılan AB, memleket gündemine gümrük birliğinin gözden geçirilmesi, vize muafiyeti ve şimdi Kıbrıs’ta çözüm sonrasında Türkiye’nin müzakerelerinin önünün açılmasıyla geri gelebilir. Ama gelirse bu tarafta ilişkiyi lâyıkıyla sürdürebilecek bir siyasî irade ve ortam, ben göremiyorum.”

Ünsal Oskay “Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım” adlı eserinde şöyle der: “Yazdıklarımda kötümserliğin ağır bastığını sanmıyorum. Uzun süreceğe benzeyen zor dönemlerde iyimserliğin yolu, yaşanan hayatın sahih hâlini görebilmekten geçiyor. Marx’ın yaptığı güzel bir alıntıyı yineleyeyim: Corruptio optimi pessima. Türkçesiyle aldatıcı, iğva edici (ayartıcı) iyimserlik gerçek kötümserliktir…”