Demiray ORAL
Demiray ORAL

Gazete: Serbestiyet.com

“Son taarruz”dan sonraki gün

  • 29.12.2013 00:00

 Bir şey yoktur

bir şey olsaydı da bilemezdik

bilseydik de başkalarına bildiremezdik

(Gorgias)

 

Yeni yıldan dileğim filan değil ama bu memlekette, sanki bu memlekette değilmişim gibi yaşamak isterdim. Hani yorganı çekip bir uyusam, iki bin bilmem kaçta demokrasi gelince uyansam hesabı.

Çünkü ortalığın “Cumhuriyet tarihinin en …” klişelerinden geçilmediği böyle zamanlarda ben ne yapıyorum? Düpedüz kilitleniyorum. Olaylar gelişiyor, neredeyse “bu sergüzeştin sonu” yazacak, ben bir yere takılıp kalıyorum. Misal ayakkabı kutularına. Çünkü o kutuların dişi olanından bizim evde de bir ton kadar mevcut.

Hemen evin bodrum katına iniyorum. Evet oradalar, sıra sıra dizilmişler. Kafamda yazmaya başlıyorum. Yoksa, yoksa bizim ailenin Soros’cusu, AKP’lisi, bölücüsü, Cemaat’çisi, CIA ajanı ve bilumum katakullicisi evin kadın şahsiyeti miydi? Bendeniz senelerdir bunların hepsinin adamı olmak ve altı sıfırlı banka hesabı koleksiyonerliğiyle itham edilirken, evin kadın şahsiyeti deste deste paraları üzerlerine lastik geçirip ayakkabı kutularında mı biriktiriyordu? Ben de kullanılan paravan koca mıydım?

Hemen kutuları açıyorum. Boş yok. Ama içinde yüksek topuklu pabuçlar haricinde Manapol parası bile yok. Manapol nerden çıktı ulan şimdi? Nereden çıkacak, hayatımda görüp göreceğim toplu parayı çocukken o oyunda gördüm. Deste deste para deyince hayalimde ancak o vesileyle canlanıyor işte. Zaten o oyunda da Vali Konağı caddesinde hiç evim olmadı, onun yerine istikrarlı olarak “kodes”i boylardım.

Neyse, neyse divana uzanıp çocukluğumu anlatmak değil, mevzuu derhal gündeme bağlamak istiyorum. Yaptım bir girizgâh çıkamıyorum. Allahtan önümde birkaç günlük gazete takımı mevcut. Onların manşetleri ise bu mevzunun bana bırakılamayacak kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Birkaç gün önce “İstiklal harbi”nde olduğumuzu bildirmiş birkaç gazete Başbakan Erdoğan’a atfen; sonraki gün sıra “Son taarruz”a gelmiş.

Metafor mu? Yok, maalesef hepsi harbi.

Peki, memlekette savaş hali mevcutken adalet, demokrasi gibi dertleri olan bir adam ne yapmalı? Evin bodrum katını ayakkabı kutularından temizleyip bir sığınak mı yapmalıyım misal? Sevgili koltuğumu, küçük buzdolabını, bilgisayarımı ve birkaç kitabımı oraya koyup, duvara da “Yiyin birbirinizi hatırası” yazıp savaş bitene kadar vaktimi orada mı geçirsem?

Sonra da neticeye göre hareket ederim. Erdoğan kazandıysa eğer savaşı, üç aşağı beş yukarı nasıl bir hayatın beklediğini biliyorum beni. Bkz: son 11 yıl. Sık sık en sert eleştirdiğim isim olsa da, kimi zaman söyledikleri tahammül sınırlarımı zorlasa da, ben misali gazeteciler son yıllarda “muteber” sayılmadığı için işsiz kalsa da… Ayrı yazılacakde ve da içeren daha bir ton negatif cümle buraya eklenebilecek olsa da, iyi kötü bir öngörüm var neticede Erdoğan’lı hayatıma ilişkin.

Ya öteki ihtimal?

Yani Erdoğan savaşı kaybetti ve AKP gitti. Daha doğrusu siyaset gitti. Ve ilk gün. Tıpkı atom bombasının patlamasının ertesi günü misali memleket için bir bilim kurgu demokrasi denemesi: Güneş doğuyor ve biz hayatta kalmayı başarmış insanlar huşu içinde ona bakıyoruz. Hakkında rivayet muhtelif olan “bir yapı”, memleketin yüz 50 oy almış iktidarını halletmiş. Biz bunu en canlı yayında izlemişiz. O canlı yayın bizim hayatlarımız.

Kafayı sığınağından uzatan herkesin aklında aynı sualler: Kim tutar artık bunları? Nasıl tutar? Gol mü olur? Gol oldu mu çoktan? Kim bunlar? Kimi muhatap alacağız şimdi? Hakan Şükür’ü mü?..

Siz bu soruların cevabını düşünedurun bir zahmet…

Çünkü henüz açmadığım birkaç ayakkabı kutusundan daha yüksek topuklu pabuçlar çıkarsa, buradan devam edeceğiz…

http://serbestiyet.com/son-taarruzdan-sonraki-gun/

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.