Düne bakarak bugünü anlamak (4)

  • 13.06.2013 00:00

 Türk demokrasi hayatının miladı 14 Mayıs 1950’dir.

Bu tarihte yapılan genel seçimlerde, Demokrat Parti CHP’yi neredeyse silerek tek başına iktidar oldu.

Halk ilk kez özgür iradesiyle belirlediği temsilcilerini seçerek devleti yönetme hakkını elde etti. Ülkeyi büyük bir coşku sardı.

Daha evvel ülkede yasak bölge olarak ilan edilen yöreler üzerindeki bu yasaklar kaldırılmaya başlandı. Daha sonra da yabancılar için yasak bölge olan Doğu illeri üstündeki yasak kaldırıldı.

Devlet vatandaşı ile barışmaya başladı.

TBMM’de mesela Kara Köprü olaylarını araştırıp keyfî olarak öldürülen vatandaşların haklarının aranması yönünde komisyonlar kurulup faaliyete geçti.

Ancak İttihat ve Terakki’nin önde gelenlerinden ve Tek Parti’nin başbakanlarından olan Cumhurbaşkanı Celal Bayar, devri sabık yaratmama bahanesiyle yaşanmış olan ağır hukuk ihlallerinin araştırılması ve ana muhalefeti oluşturan CHP’den hesap sorulmasına mani olarak, telafisi mümkün olmayan bir hataya sebep oldu.

Demokrat Parti’nin iktidara gelişiyle, yıllarca ülkeyi yönetmiş olan bürokratik kesim, iktidar erkini kaybetmesini sindiremedi ve askerî bir darbeyle iktidarı yeniden ele geçirmenin çalışması içerisine girdi.

Ne yazık ki, ülkedeki siyasi, ekonomik, kültürel kalkınma hamleleri ile refah, huzur ve istikrarı yakalayan Türkiye’de, iktidardaki DP üçüncü dönemden itibaren muktedir olmanın rehaveti ve sarhoşluğu ile demokrasi ile bağdaşmayacak, çoğulculuğu gözardı eden eylem ve işlemlere girişti.

Çoğunluğu sağlamanın yeterli olduğu kanısı, demokrasinin olmazsa olmazı olan çoğulculuğun bir kenara itilmesi, beraberinde evrensel hukukun çiğnenmesi sonucunu doğurdu.

Halkla, 1950 seçimlerinin rövanşı peşinde koşan bürokratik yapı ve CHP işbirliği ile sivillerin inisiyatifinde yönlendirilmiş toplum hareketlerinin tetiklemesi sonucu 27 Mayıs 1960 tarihinde sivil hükümet bir askerî darbeyle devrildi.

Hukuk dışı yöntemlerle devrilen hükümetin başbakanı ve iki bakanı asılarak cinayete kurban edildiler.

Bürokratik ve tepeden inmeci yapı, halktan 1950 devriminin rövanşını almış oldu.

1961’de askerî yönetimce yapılan yeni anayasa ile kurulacak olan sivil hükümetler üstünde bürokratik vesayet sistemi yasallaştırılmış oldu.

Yapılan genel seçimlerde DP’nin varisi olarak görülen Adalet Partisi tüm bu olanlara rağmen, halkın bir kez daha zaferiyle hükümeti kurdu.

Askerî- bürokratik ağır vesayete rağmen ülke, ekonomik kalkınmada ve halkın refah seviyesinin yükseltilmesinde rekor rakamlara ulaştı.

Ancak Adalet Partisi hükümetlerinin bu başarılarına rağmen, ülkenin demokratikleşmesi ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması ve çoğulcu bir demokrasinin hayata geçirilmesi başarılamadı; vesayet rejimi giderek ağırlığını pekiştirdi.

12 Mart 1971’de varolan vesayet askerî fiili müdahale ile sonuçlandı. Halkın seçtiği hükümet yerine askerce atanmış bir hükümet kuruldu.

O günün başbakanının tabiriyle demokrasi ve özgürlüklerin üstü bir şalla örtüldü. Hukuk dışı infazlar ve işkence güncel bir konu olarak gündeme girdi.

Bürokratik yapı bir kez daha halktan rövanşı kazanmanın zevkini yaşadı.

1961’de yaptıkları anayasayı da fazlaca demokratik bulmuş olmalılar ki, özgürlükleri budadılar.

Ülke kaotik bir ortam içerisinde, derin devlet olarak nitelendirilen hukuk dışı yapılanmaların yönlendirmeleri ile ideolojik kamplara bölünmüş bir kardeş kavgasına girdi.

Bu ortamı gerekçe göstererek, ortamın oluşmasını sağlayanlar bu kez 12 Eylül 1980 tarihinde iktidara el koydular.

Bir kez daha halktan rövanş alınmıştı.

İdamlar, işkenceler, hukuk ihlalleri olağanlaştı.

Bu kez işi daha sıkı tutarak anti demokratik, anti özgürlükçü, evrensel hukuk kurallarını hiçe sayan, ağır vesayet sistemini kuran ve bozuk bir Türkçe ile yazılmış içinde halkın olmadığı 1982 Anayasa’sını yapıp, ülkeyi idare edilemez durumuna getirdiler.

Sevdiğim bir benzetme ile, Türkiye’nin anayasa serüveni eski yolcu trenlerindeki düzen gibidir:

1921 Anayasası ile, halkın rahat ve konforlu 1. sınıf kompartımanda seyahat ettiği bir dönemi, 1924 Anayasa’sı ile, halka sizi yandaki 2. sınıf vagona alalım diyerek daha az konforlu kompartımanda seyahat ettirildiği bir dönemi ve 1961 Anayasa’sı ile halkın 3. sınıf pis kokan sıkışık kompartımanda seyahate zorlandığı bir dönemi algılarım. Ancak 1982 Anayasa’sı ile halk ıssız bir istasyonda trenden indirilmiştir.

Yönlendirilmek istenen 1983 seçimlerinde halk bir kez daha oyunu bozarak, Turgut Özal’ın kurmuş olduğu Anavatan Partisi’ni iktidara getirdi. Böylece bir kez daha halk iktidara talip oldu.

Özal hükümetleri öncelikle ekonomik devrim diyebileceğimiz değişimlerle, ekonomik liberalizmi hayata geçirdi. Ancak siyasi liberalizm diyebileceğimiz demokrasi ve hukuk devrimini yapamadığından, ekonomik liberalizm vahşi kapitalizme dönüştü.

Gelecek yazıya kadar hoşça kalın...

http://www.taraf.com.tr/dengir-mir-mehmet-firat/makale-dune-bakarak-bugunu-anlamak-4.htm

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.