Düne bakarak bugünü anlamak (6)

  • 27.06.2013 00:00

 Türkiye, 2000’li yılların başında yeni bir çağa toplumsal ve ekonomik olarak bir karmaşa içinde girdi.

Cumhuriyet’in kuruluşunu izleyen yıllarda tepeden yönetimin egemen kılınıp kalıcılaştırılması için işe girişildi. Toplum ayrıştırılarak dışa itildi. Bunu pekiştirmek için askerî darbeler ve müdahaleler yapıldı. Her türden baskı ve sindirme esas alındı. Ve bu yönetim tarzı ve devlet sistemi Türkiye’yi iflasa sürükledi.

Milli Görüşçü” Refah Partisi, 16 Ocak 1997’de kapatıldı. Refah Partisi’nin kapatılma tehlikesine karşı 17 Aralık 1997’de kurulan Fazilet Partisi Refah Partisi’nden ayrılan milletvekilleri ile 1999 genel seçimlerine katıldı.

Fazilet Partisi genel seçimler sonucunda 101 milletvekili ile Meclis’te temsil edildi. Yemin töreninde İstanbul Milletvekili Merve Kavakçı’nın türbanla genel kurula katılması bahane edilerek C. BaşsavcısıVural Savaş tarafından 7 Mayıs 1999 tarihinde partiye kapatılma davası açıldı ve 22 Haziran 2001 tarihinde partinin kapatılmasına karar verildi.

Fazilet Partisi’nin Birinci Olağan Büyük Kongre’sinde gelenekçilerin adayı Recai Kutan 633 oyla genel başkan seçilirken, “Yenilikçi Gurubun” adayı Abdullah Gül 521 0y almıştı. Yani, bir anlamda “Milli Görüş” FP kapanmadan ayrışmaya başlamıştı.

Bu uyumsuz ortam içinde “Gelenekçiler” olarak adlandırılan gurup Recai Kutan liderliğinde Saadet Partisi’ni kurarken, “Yenilikçi Hareket” olarak adlandırılan ve liderliğini kolektif olarak siyasi yasaklı Recep Tayyip ErdoğanAbdullah GülBülent Arınç ve Abdullatif Şener’in yaptığı “Adalet ve Kalkınma Partisi” (AK Parti) 14 Ağustos 2001 tarihinde kuruldu.

AK Parti’yi oluşturan kişilerin siyasi inançlarına baktığımızda, çoğunluğu “Milli Görüş”ten gelmesine karşın, liberal, sosyal demokrat, milliyetçi ve diğer kökenlerden geldikleri görülür.

Bu kadar değişik düşünceleri biraraya getiren neden, Demokrat ve Özgürlükçü söylem ve anlayıştır. Çoğulculuk anlayışının yanında kenara itilmiş, inançları baskı altında olanlar, ezilmiş, aşağılanmış başta Kürtler olmak üzere azınlıklar, ekonomik olanaklardan yoksun kitleler kendilerini kapsayan, söylemlerde ve tüzük ve parti programındaki ifadelerde kendi kurtuluşlarını görüyorlardı.

Parti tüzüğünün 4. maddesi çok kapsamlı ve hiç kimsenin muhalefet şerhi koyamayacağı bir anlamdaydı. 4. Madde 14 bendden oluşuyor. 3. Bend’de, partinin “insan merkezli” olduğu, 4. Bend’de “İnsanların farklı inanç, düşünce, ırk, dil, ifade etme, örgütlenme ve yaşama gibi doğuştan var olan tüm haklara sahip olduklarını bilir ve saygı duyar. Farklı olmanın ayrıştırıcı değil, pekiştirici zenginliğimiz olduğu” ifadesi yer alıyor. 5. Bend’de “Birey-devlet ilişkilerinde, demokratik toplum olmanın gereklerine uygun düşmeyen yaklaşımları ve her türlü ayrımcılığı ret eder” ifadesi; 8. Bend’de “Bireylerin inandıkları gibi yaşama, düşündükleri gibi ifade etme haklarının tartışılmaz olduğu”; 13. Bend’de “Temsili demokrasinin çoğulcu, katılımcı ve yarışmacı niteliğini önemsediği” ifadeleri yer alıyor.

Parti programının sonuç bölümünde de, “Cumhuriyetimizin hukukun üstünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerine, duyarlı demokratik bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir.... Partimiz din, dil, mezhep, bölge, etnik köken farkı gözetmeksizin Cumhuriyetin vatandaşlarını birinci sınıf vatandaş olarak görür. AK Parti ideoloji dayatan veya rant dağıtan bir parti değildir, olmayacaktır” ifadeleri yer almaktadır.

Parti, tüm Türkiye’de hızla teşkilatlandı ve kuruluşundan 15 ay sonra 3 Kasım 2002 seçimlerinde yüzde 34,65 oy alarak Abdullah Gül liderliğinde 48. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurdu.

Siyasi yasaklı olan Recep Tayyip Erdoğan CHP’nin katkısıyla yapılan Anayasa değişikliği ile seçilebilme olanağı elde etti. 8 Mart 2003 yılında Siirt ilinde yapılan ara seçimle milletvekili seçilerek 15 Mart 2003 tarihinde 59. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurdu.

Partinin iktidara gelmesiyle, iktidarı yitireceğini anlayan bürokratik egemenler AK Parti’nin ortadan kaldırılması doğrultusunda harekete geçtiler. Bunları basılan hatıra kitaplarında ve devam eden dava dosyalarında görmek mümkündür.

AK Parti tezgâhlanan bu oyunu bozmak yönünde kendisini Avrupa Birliği tam üyeliği hedefine kilitledi. Zaman yitirmeden AB siyasi kriterlerini belirleyen “Kopenhag Kriterleri”ni öngören Anayasa ve yasal değişiklikleri yaparak demokratikleşme hamlesini yaptı.

AK Parti 2004 Yerel Seçimleri’nde İl Genel Meclisi’nde yüzde 41,67 oy alarak oylarını artırdı.

2007 Genel Seçimleri öncesinde, cumhurbaşkanlığı krizi, Anayasa Mahkemesi’nin hukuku hiçe sayan kararı ve Genelkurmay’ın 27 Nisan bildirisiyle yaşanan krizler ertesinde yapılan erken seçimlerde AK Parti yine oylarını artırarak yüzde 46,58 oyla hükümeti kurma yetkisini aldı.

Yeni, sivil, demokratik, özgürlükçü ve katılımcı bir anayasa yapma çabaları 12 Mart 2008’de C. Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın “kes-yapıştır” yöntemiyle hazırladığı iddianame ile AK Parti’nin kapatılması davası açıldı. 30 Temmuz 2008 tarihinde dava, Parti’ye yapılan Hazine yardımının kesilmesi kararıyla sonuçlandı.

Cumhuriyet mitingleri ve kapatma davası yeni anayasa yapımının akamete uğramasına yol açtı ve demokratikleşme çabalarını yavaşlattı.

2009 Yerel Seçimleri’nde İl Genel Meclisi bazında AK Parti oyları ilk kez azalarak yüzde 38,8 düzeyine geriledi.

Bundan sonraki yazıda AK Parti’nin hükümet olma döneminden iktidar olma dönemine geçiş süreci ele alınacak.

Okurlarımın bu dizi yazıya bir kez daha göz atmalarını diliyorum. Böylece yeni evreyi ve eski ile yeni arasındaki benzerlikleri ya da karşıtlıkları daha iyi görme olanağı elde edilmiş olur.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.