Türkiye’de Siyasi Partiler

  • 8.09.2014 00:00

 Bir ülkenin demokratik yapısı, siyaseten üç temel yasanın, ne kadar demokratik olduğu ile anlaşılabilir.

Bu üç temel yasa, ülkenin Anayasa’sı, siyasi partilerinin demokratik bir yapılanmaya sahip olup olmadıkları, seçim sisteminin adil ve toplumun tüm katmanlarının temsilini sağlayan bir yapıda olup olmamasıyla ölçümlenebilir. Bu belirlemeye bir çok çevreden, başka kriterlerin yer almaması hususu konusunda yükselen sesleri şimdiden duyar gibiyim. 21. Yüzyılda gelişmiş demokrasilerin başka kriterlere de sahip olması gerektiği hususu tartışılmaz bir gerçektir. Ancak burada belirtmek istediğim siyaseten “olmazsa olmazıdır”

Halen yürürlükte olan 1982 Anayasa’sı Türkiye’ de 1982’ den beri üzerinde en çok tartışılan ve yazılan konulardan birisidir. Tüm yapılan değişiklere rağmen 1982 Anayasa’sının demokrasi ve özgürlük karşıtı, ayrımcı ve vesayet makamı içeren bir Anayasa olması tartışılmaz bir gerçektir. Yapılan bir çok değişikliğin demokrasi ve özgürlük karşıtı ruhunu değiştirememiştir.

İkinci kriter ise beğenmediğimiz 1982 Anayasa’sının 68. maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği gibi “Siyasi Partiler Demokratik Siyasi Hayatın Vazgeçilmez Unsurlarıdır” şeklinde belirtilmiştir. Bu söylem bize siyasi partilerin yapılanmasının demokratik bir yapıda olmaması halinde o ülkede siyasi hayatın demokrasi olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna ulaştırır.

12 Eylül 1980 darbecilerinin, bu ülke siyasetinin boynuna taktığı en ağır prangalardan birisi mevcut siyasi partiler yasasıdır. Siyasi Liderlerin 82’i Anayasasını değiştirememekten yakınmalarına sebep olan T.B.M.M.’deki nitelikli çoğunluğa sahip olmamaları mazereti aslında en az 82 Anayasa’sı kadar ülke demokrasisinin karşıtı olan, siyasi partiler yasasının değiştirilmemesinde bu mazeret geçerli değildir. Zira her hangi bir kanun gibi Siyasi Partiler yasası kolaylıkla değiştirilebilecek bir yasa olmasına rağmen, parti Liderleri sultası yaratan bu yasanın değiştirilmesi, hiçbir partinin gündemine girmemiştir ve bundan böyle gireceğini de tahmin etmiyorum.

Siyasi partiler yasasına göre ilk kuruluş döneminde Belde İlçe, İl Büyükşehir Teşkilatları Genel Merkezin atamasıyla kurulur ve bu atanan kişilerin yakınlarından oluşan parti üyelerince seçilen, delegelerle teşkilatlar belirlenir. Yine teşkilatlarca belirlenen büyük kongre delegeleriyle de üst kurullar ve Genel Başkan “DEMOKRATİK YÖNTEMLE” seçilmiş olur. Seçilen parti üst yönetimi daha doğrusu Lider artık TEK SEÇİCİ’ dir. Parti Taşra teşkilatı ve parti üyeleri artık işlevsizdir. Kaldı ki Merkez, her zaman Taşra Teşkilatını feshi edip yeni atama yapma hakkına sahiptir.

Siyasi partiler bir sınırlama olmadan Genel Merkezin alacağı bir kararla aday belirlemelerini MERKEZ YOKLAMASI denilen parti liderinin ağırlığını koyduğu, bir yöntemle Milletvekili, Belediye Başkanı, Belediye Meclisi üyeleri, İl Genel Meclisi üyeleri yani kısacası halkın temsilcileri Liderce belirlenmiş olan bu adayları seçmek durumundadır. Bu durumda seçmen temsilcisini değil, siyasi partiyi seçmektedir. Partinin seçimlerde belirlediği temsilciler ise seçmenine karşı bir sorumluluk taşımamaktadır.

Liderce belirlenen ve vatandaşın oyuyla seçilen ve bu belirlemede etkisi ve yetkisi olmayan vatandaşın temsilcisine MİLLET VEKİLİ’ ni Liderin Vekili olarak nitelendirmek daha doğru olmaz mı? Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurul salonunun duvarında yazan “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” vecizesinin doğru okunuşu acaba “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ LİDERİNDİR” şeklinde anlaşılması gerekmez mi! Bu durumu diğer tüm seçimler içinde söylemek yanlış mı olur?

Zaman zaman siyasi parti liderleri partilerinin milyonlarla ifade edilen, üyelerinden kıvançla bahsetmeyi çok severler. Hiçbir mükellefiyet getirmeyen parti üyeliği aynı zamanda tabi ki işlevsizdir. Bu şartlar içerisinde üye kayıt yarışmaları açılır ve kotalar konulur bunları gerçekleştiren teşkilatlara da törenle onur belgesi verilir. Demokrasisi gelişmiş olan ülkelere bakıldığı zaman mesela nüfusu bizden fazla olan Almanya’da Sosyal Demokrat (SPD) veya Birleşik Krallıkta muhafazakârların parti üyelikleri, Türkiye’de ki siyasi parti üyeliklerinin yanında çok mütevazı kalırlar. Hatta 1.3 milyar nüfusa sahip Çin’ de bile Komünist Partisinin üye sayısı 1.5 milyon civarındadır.

Demokratik ülkelerde parti üyeliği üyeye her ay düzenli aidat ödeme, partice verilecek olan görevlerin eksiksiz yerine getirme gibi yükümlülüklerin yanında, 1 ile 3 yıl arasında deneme süreleri sonunda parti üyeliği yetkilerine sahip olunur. Bu yetkiler partinin her kademesini belirlemek seçimle gelinecek görevlere talip olan Milletvekili, Senatör, Belediye Başkanı v.s. gibi adayları belirlemenin yanında parti politikalarını günün şartlarına uyarlamaktır. Siyasi partiler yasasınca öylesine bir yapı oluşturulmuştur ki kongreler yoluyla herhangi bir teşkilat kademesi ve lideri değiştirme bir üst kademenin yetkisinde olup, en üst yetkili ise Parti Genel Başkanıdır. Bu yapı içerisinde muhalefetin işlevsizliğini, iktidarların giderek otoriterleşmesini ve hukuk devleti anlayışının aşınması sebepleri beyhude tartışmalar olarak yapılır. Bu kısır döngü bir noktada ülkenin kaderi olarak algılanmaya başlanır.

Türkiye’ nin bir an önce eksiksiz bir demokrasiye kavuşmasının önünde en büyük engel olan Siyasi Partiler yasasının hemen gecikmeden demokratik bir yapılanma sağlayacak yeni bir Siyasi Partiler yasasını kabulü veya bu çarpık yapılanmaya sebep olan yasanın iptali ile vatandaşların siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkının sağlanması gerekir. 04/09/2014

http://grihat.com/turkiyede-siyasi-partiler.html

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.