• 8.08.2021 07:11
  • (124)

Önümüzdeki Eylül ayının 9’unda tam 69 yılını dolduracak olan basın yaşamımda, her daim muhalefette bulunmuş bir gazetecinin karşılaşabileceği, dava, gözaltı, tehdit, işten atılma, sürgün dahil, her türden tatsız sürprizi yaşadım. Ama hiçbirinin gelişi, bundan on gün önce, 28 Temmuz’da, tam da Artı Gerçek’e haftalık yazımı yazarken bir okurumdan gelen mesaj kadar şaşırtıcı olmadı.

Evet, kuruldukları günden beri hem Artı Gerçek’in, hem de Artı TV’nin en sadık izleyicilerinden biri olan okurum büyük bir üzüntü ve şaşkınlık içinde soruyordu: “Doğru mu? Artı Gerçek ile Artı TV birbirinden ayrılmış… Yazarlardan bir kısmı artık Artı Gerçek’e yazmayacaklarmış… Siz de yazmayacak mısınız?”

“Takiyecilerin yeni bir yüzsüzlüğü” başlıklı yazımı bitirmeme bir iki paragraf kalmıştı ki, klavyenin tuşlarını dövmeye ara verip hem sosyal medya üzerinden, hem de telefonla ne olup bittiğini öğrenmeye çalıştım. Acı, ama gerçekti…

Onyıllardır Akşam, Ant, İnfo-Türk ve Tek Cephe’de yayın sorumluluğu paylaştığım, Artı Gerçek yazılarımın yayından önceki ilk eleştirel okumasını yapan İnci Tuğsavul da bu gelişme üzerine en az benim kadar sarsılmıştı.

Nasıl olmasın ki, İnci için de, benim için de, hem Artı Gerçek, hem de Artı TV, 2016 çakma darbe girişiminden sonra giderek daha da azgınlaşan Tayyip diktasına karşı beş yıldan beri hiç durmaksızın demokrasi ve özgürlük savunucularının sesini en etkin biçimde yükselten medya ikizleriydi.

12 Mart 1971 darbesini izleyen yarım yüzyıllık sürgünümüzde tamamen kendi girişimimiz olan İnfo-Türk'ün çeşitli dillerdeki haber bültenleri, kitap ve broşürleri dışında, gerek Türkiye'de, gerekse yurt dışında çok sayıda gazete, dergi veya ajansa katkıda bulunmaya çalışmıştık. Türkiyeli göçmenlere hitap eden çeşitli dernek ve sendika yayınlarının gerçekleştirilmesinin yanısıra, yurt dışında yayınlanan Tek Cephe, Demokrat Türkiye ve Barış/Aşıti’de görüşlerimizi dile getirmiştik.

Hepsinin mücadeleler tarihinde yeri vardı. Ancak 2017’de büyük sayıda tanınmış gazetecinin sürgünde bir araya gelerek Artı Gerçek’e hayat vermeleri medya tarihimizin bir ilkiydi… 

İkimiz de Artı Gerçek’in kuruluşunun heyecanını, Köln’e 220 kilometre mesafedeki Brüksel’de ilk gününden beri büyük bir coşkuyla yaşıyorduk.

Mücadeleyi yurt dışında sürdürme kararlılığındaki Celal Başlangıç, Ragıp Duran, Ahmet Nesin ve Ayşe Yıldırım'la Brüksel'de buluştuğumuz günü unutmuyoruz. Bizleri ağırlayan Güneş Atölyeleri'ndeki çalışma arkadaşlarımız daİnci ve benim gibi mücadeleyi sürgünde devam ettirme kararı vermiş dört gazeteciyle bir araya gelmekten dolayı son derece duygulanmışlardı. Kırk yıla yakındır Türkiye'den gelen Asuri, Ermeni, Kürt ve Türk siyasal göçmenlere atölyelerimizde sosyal, eğitsel ve kültürel hizmet veren dostlarımız için Türkiye'deki son gelişmeleri, bizim verdiğimiz haber ve yorumlar dışında, onu bizzat yaşamış olanlardan öğrenmek büyük önem taşıyordu.

Celal Başlangıç ve arkadaşları, sürgünde onyıllardır birlikte mücadele verdiğimiz gazeteci dostlarımız Koray Düzgören ve Armağan Kargılı'nın da yer aldığı bir ekip oluşturarak bir zoru başardılar ve büyük maddi zorlukların da üstesinden gelerek Artı Gerçek'i 2017 Şubat'ında yayına soktular.

İlk sayısından itibaren Türkiye’nin en mücadeleci gazeteci ve yazarlarından 42 dostumuz Artı Gerçek’in sayfalarında düşüncelerini, eleştirilerini, önerilerini dile getirdiler.

9 Şubat 2017'de yayınlanan "Sürgün tarihimizde 'hayırlı' iki yeni olay" başlıklı ilk yazıma şöyle girmiştim: 

"65 yıllık medya, 46 yıllık sürgün yaşamımın bu yeni yılında hem gazeteci olarak, hem de insan hakları savunucusu olarak zulmün padişahlığının ergeç yıkılacağı umudumu pekiştiren iki büyük olay: 4 Şubat’ta Brüksel’de toplanan Halkların Demokratik KongresiAvrupa örgütünün kuruluş toplantısı, üzerinden dört gün geçmeden 8 Şubat’ta Artı Gerçek’in yayına başlaması…"

Ve devrimcinin her daim iyimser olması gerektiği ilkesine sadık bir gazeteci olarak şöyle bitirmiştim: "Özgürlük ve demokrasi savunucusu gazeteci, koşullar ne olursa olsun, susmuyor, susturulamıyor. Artı Gerçek’in başarısı malumun ilamı olacak: El mi yaman, bey mi yaman?"

O günlerde Artı Gerçek’te yayınlanan resimli yazarlar tablosunu değerli bir anı olarak sizlerle paylaşıyorum.

Sürgünümüzün 50. yılı dolayısıyla 4 Şubat 2021’de Artı Gerçek’te yayınlanan yazımda da şöyle diyordum: “Sürgünümüzün bundan sonraki döneminde de, ömrümüz ve sağlığımız izin verirse, İnci'yle birlikte İnfo-Türk'ü ilk günündeki mücadeleci içeriğiyle sürdürürken Artı Gerçek'te sizlerle birlikte olmaya devam edeceğiz. Yurdumuzdan uzak 50 yılı tamamlarken ikimizin de dileği, devlet terörüyle, provokasyonlarla, takiyelerle varlığını sürdürmeye çalışan islamo-faşist rejimin çöküşünü ve de, yaşımız nedeniyle bizim için mümkün olmasa da, o rejimin sürgüne zorladığı Artı Gerçek'teki meslektaşlarımızın çalışmalarını Türkiye toprağında özgürce sürdürebildiklerini görebilmek.”

Üzerinden altı ay geçmeden Artı Gerçek'teki okurlarımdan “Artı Gerçek ile Artı TV birbirinden ayrılmış… Yazarlardan bir kısmı artık Artı Gerçek’e yazmayacaklarmış… Siz de yazmayacak mısınız?” sorusu gelince sarsılmamak olası değildi. Hele kurulduğu günden beri Artı Gerçek’e hiç aksatmaksızın her hafta yazmış bir gazeteci olarak böylesi bir gelişmeden haberdar edilmemişseniz…

Sosyal medyada bu konuda verilen haberleri ve yorumları görünce şaşkınlığımız daha da arttı. Artı Gerçek’in gazete ve TV olarak iki ayrı şirkete dönüştüğü, Celal Başlangıç’ın Artı Gerçek’in genel yayın yönetmenliğinden ayrılması üzerine görevi Ergun Babahan’ın üstlendiği, Başlangıç’ın bundan böyle sadece Artı TV’nin yayın yönetmenliğini yapacağı bildiriliyordu.

İki ayrı şirkete dönüşme haberlerine rağmen, şu satırları yazdığım sırada dahi, hem Artı Gerçek’in, hem de Artı TV’nin künyelerinde de yayın sahibi olarak Arti Media GmbH görünmeye devam ediyor.

Bir süre önce isminin infaz listelerinde yer aldığı açıklanmış bulunan Celal Başlangıç bu gelişmeden iki hafta önce bir kalp krizi geçirdiği için yoğun bakımdaydı, bu nedenle Artı Gerçek’e yazamadığı gibi, Artı TV programlarına da katılamıyordu.

Ergun Babahan’ın genel yayın yönetmenliğini üstlenmesinden sonra yazar arkadaşlarımızdan bir kısmı artık Artı Gerçeke yazmayacaklarını duyurdular. Kısa bir süre sonra da Artı Gerçek’te yazar ailesine yeni arkadaşların katıldığı açıklandı, ayrıca Sol, Türkiye’nin geleceğini tartışıyor” başlığı altında bir tartışma başlatıldı.

Artı Gerçek’in iki genel yayın müdürü ile de gazetecilik mesleği planında bir ortak yanımız var. İki meslektaşım da gazeteciliğe benim gibi İzmir’de başlamışlar.

Ben İzmir’de 1952-62 yılları arasında Sabah Postası, Milliyet ve Öncü gazetelerinde çalışmış, aynı zamanda Gazeteciler Sendikası ve Gazeteciler Cemiyeti yöneticiliği yapmıştım.

Celal Başlangıç gazeteciliğe 70’li yıllarda İzmir’de Ekspres gazetesinde, Ergun Babahan da 80’li yıllarda yine İzmir’de Yeni Asır’da başlamış.

İki meslektaşımla bir diğer ortak yanımız da yıllarca Türkiye medyasında çeşitli sorumluluklar üstlendikten sonra mücadelelerini sürgün koşullarında sürdürmek zorunda kalmış olmaları…

Dört yıl önceye gidiyorum… Artı Gerçek’in ilk sayısında yayınlanan yazısında Celal Başlangıç "Türkiye’nin gerçekle olan ilişkisi AKP iktidarı tarafından her geçen gün daha da fazla koparılıyor. Gerçekleri dile getiren yayın organları birer birer kapatılıyor. Hâlâ yayın yapabilenler ağır para ve hapis cezalarıyla terbiye edilmek, diz çöktürülmek isteniyor. İşte bu tablo karşısında sansürsüz ve otosansürsüz bir yayıncılığı hedefledik. İstedik ki, bir an önce Türkiye’nin demokrasisini, barışını, özgürlüklerini savunanlara bu ülkede yıllarca gazetecilik yapmış olan insanlar olarak karınca kararınca bir katkı sunalım. Özgür bir medya, demokratik bir Türkiye için hepimizin yolu açık olsun" diyordu.

Artı Gerçek’in ilk yılında sürekli katkıda bulunan Ergun Babahan da, 7 Şubat 2017’deki “Gazeteci gerçeğin elçisidir!” başlıklı yazısında coşkusunu şöyle ifade ediyordu:

“Uzun bir sakatlıktan sonra yeniden sahalara dönmüş bir futbolcu gibi hissediyorum kendimi. Bırakın yazı yazmayı, kendi ülkesinde yaşaması bile olanaksız hale getirilmiş gazetecilerden biriyim. Nedeni de basit, iktidardan farklı düşünmem, eleştirmem ve karşı koymam… Bugün Türkiye’de Erdoğan’dan bağımsız durabilen medya kuruluşu sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az neredeyse ve güçleri sınırlı. Burası, bu tabloya hayır diyenlerin yeni buluşma yeri. Gerçeğin sözcüsü olmak, duyurmak ve savunmak gazetecinin asli görevidir. Elbette yalanla mücadele de. Elinden geldiğince, gücü yettiğince. Onun için buradayız.”

Ne ki, üzerinden dört yıl geçtikten sonra Başlangıç ve Babahan, aynı teknede değil, her ikisi de Artı sıfatı taşıyan iki ayrı teknenin kaptan köşkündeler.

Son iki haftada yaşananlar ne olursa olsun, Artı Gerçek’in de, Artı TV’nin de, Başlangıç ve Babahan’ın dört yıl önceki ilk yazılarında vurguladıkları kararlılıkla, “Özgür bir medya, demokratik bir Türkiye” mücadelesini kararlılıkla sürdüreceklerine inanıyorum.

Artı Gerçek’in başlattığı “Sol Türkiye’nin geleceğini tartışıyor” yazı dizisinin ilk katkıcılarından insan hakları savunucusu değerli dostum Akın Birdal’ın 5 Ağustos 2021 tarihli yazısında söylediklerine katılıyorum:

“Türkiye çok keskin bir kavşağa gidiyor. Bunu dönebilir mi dönemez mi kestiremiyorum. Çünkü gerilim, çatışma ve kaos ortamından yararlanarak Türkiye’nin temel sorunlarının üstü örtülüyor. Son günlerdeki nefret, ayrıştırıcı dil doğrudan şiddete ve ırkçı saldırılara dönüştü. Şu an Afyon, Ankara, Antalya, Konya’da yaşanan saldırılar gündemde. Türkiye’de birlikte yapılabileceklerin, geç kalınması halinde yapılamayacak olmasından kaygı duyuyorum. Herkesin kendi içinde kendini sorgulaması ve sonra ne yapabiliriz sorusunun karşılığını ortaklaşa değerlendirmesi gerekiyor. Aksi takdirde olacaklar hepimizin sorumluluğundadır. Büyük bir türbülanstayız. Buna acil bir müdahale gerekiyor. Yangına karşı çok önemli çığlıklar yükseldi. İnsanların bu isyanının organize, örgütlü bir iradeye gereksinimi var. Hep birlikte… hep birlikte...”

Evet, Artı Gerçek de, Artı TV de, bu kavgada yine beraber, hep birlikte… hep birlikte...