Barışı kazanmak için ne yapmalı?

  • 3.07.2012 00:00

 Leyla Zana ile Başbakan Erdoğan görüştü. Zana, TBMM’de yaptığı açıklamada Başbakan’a Kürt hareketinin ve onlardan yana tutum alanların uzun süredir ileri sürdüğü çeşitli talepleri tekrarladığını anlattı.[ Leyla Zana: 'Yaralarımız açık, kanıyor, artık söylem ve söz yetmiyor...']



Top şimdi bir kere daha AKP ve Erdoğan’da. Barış için adım atmak onlara düşüyor ama Erdoğan bir il kongresinden yaptığı konuşma ile kendisine verilen çözüm kredisini bir kere daha reddetti. Kürt özgürlük hareketini 'Türkiye’nin düşmanlarının oyuncağı' olarak ilan etti. Leyla Zana’yı ise, adeta Kürt hareketi içindeki “çatlak ses" olarak tanımladı.


Hükümetin kendisine uzatılan barış ellerini bu denli kolay reddedebilmesinin bir nedeni var, Türkiye'de özellikle, Türk tarafında, güçlü bir barış sesi yok. Barışın sesini yükseltecek olanlar daha çok sürecin kaderiyle, gelişmesiyle ilgililer. Kürt sorununa ilişkin tutumları sadece hükümeti suçlamak. Kürt özgürlük hareketi elbette ki hükümeti eleştirecek, Kürt hareketinin talepleri var ve Kürt hareketi sayısız eylemiyle, seçimlerde aldığı çok yüksek oylarla Kürt halkının tam desteğine sahip olduğunu gösteriyor. Eksik olan, batıdan destektir.


Batıda kitlesel bir barış hareketi çok uzun zamandır en önemli ihtiyaç. Solun, ancak kendi mensuplarını harekete geçirerek yaptığı sınırlı eylemler barışın kazanılması için yeterli olmuyor. İktidar üzerinde yeterli bir baskı oluşturmuyor. Gerekli olan büyük, gerçekten büyük kitle hareketleri.


Sabırla inşa edilecek, topluma güven verecek, iktidar üzerinde baskı yapacak ölçüde büyük kitle hareketleri. Denebilir ki; gerek seçimlerde, gerekse Newroz'larda Kürt bölgelerinin dışında da destek elde edildi. Kimse kendisini kandırmasın. Bu “destek” esas olarak, çok ama çok büyük ölçüde batıda yaşayan Kürtlerden geldi. Örneğin, seçim sonuçlarına bakılınca açıkça görülüyor ki; batıda nerede Kürtler yoğunsa, hangi kentte, hangi ilçe ve mahalledelerse Kürtler, oralarda oylar yüksek. Bu oylarda Türkiye solunun katkısı son derece sınırlı.


Yapılması gerekense, elbette Türk devleti ile Kürt hareketi arasında hakemlik değildir. Sık sık çeşitli gruplar ve partiler, daha çok da Türk 'ulusalcı sosyalistleri', iki tarafa eşit çağrılar yapıyor.


Böylesi tutumlar Kürt hareketine zarar verdiği gibi, barış sürecine de zarar veriyor. Çünkü barışın gelmesini sağlayacak en önemli faktörün rahatlamasına yol açıyor.


Türk solu, barış hareketini inşa ederken tek yanlı bir çağrı ile işe başlamak zorunda, Türk devletine karşı talepler, ileri sürmek zorunda. Bu talepler belli.


Öncelikle; Kürt ulusal kimliğinin anayasada ve yasalarda tanınması. Bu doğrultuda adım atılması ise bir dizi başka adımı gerekli kılar. Öcalan’ın önce ev hapsine geçmesi, KCK operasyonlarının durması, tutukluların serbest bırakılması, Uludere/Roboski için özür dilenmesi, Kürtçenin tanınması...


Bu adımlar, kapıları açar. Barışın gelmesi için gerekli politik, sosyal ortamı oluşturur.


Öcalan, açıkça söyledi; kendisine olanak verildiği takdirde kalıcı bir ateşkesi sağlayabileceğini ifade etti. Ev hapsi bu koşulu sağlar. Bundan sonrası kendiliğinden gelişecek olumlu bir süreçtir.


Güçlü bir barış hareketinin inşası için bunlar gündeme alınması gerekli konulardır.


Özgürlükçü sosyalistler bu adımlar için kararlıdır, solun geri kalanını da bu çizgide hareket etmeye çağırıyorlar. Barışın elde edilmesi kolay değil ama barış olmadan özgürlükler olmaz, özgürlükler kazanılmadan ise barış olmaz.



İKİ TARAFA ÇAĞRI İLE BARIŞ HAREKETİ İNŞA EDİLMEZ


Kimse iki tarafa birden çağrı yaparak, sorunu “yumuşatarak” barış hareketi inşa edemez. Bu tür tutumlar aksine barışa zarar vermektedir. Bomba patlayan bir yere çiçek bırakmak, Kürt hareketine 'silah bırak', 'ateşkes ilan et' çağrısı yapmak, 'biz iktidara gelirsek sorunu çözeriz' türü iddialar öne sürmek, Öcalan’ın ev hapsine alınmasının karşılığının yüce divan olduğu yaygarasını koparmak, devletten yana tutum almaktır ve sadece barış hareketinin inşasını zorlaştırmaktadır.


Türkiye, Hrant Dink’in cenaze yürüyüşünü gördü. Yüz binler “hepimiz Ermeniyiz” diye yürüdü. Bu sene, 19 Ocak’ta da tekrarlandı. Yani bu toplumda barış sürecinin arkasında duracak çok ama çok büyük bir güç var. 'Hepimiz Ermeniyiz', diyebilenler cesurca 'Kürtlere özgürlük' de diyebilecektir.


Sorun bu gücün örgütlenmesi ve her türlü devlet yandaşı fikirden, etkiden arındırılmasıdır. Görev kolay değil ama, gerçekleştirilmesi zorunluluk. Bu savaş bitmeli, Kürt halkı kendi kimliğine özgürce sahip çıkabilmeli...
 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.