Suriye: Halkların özgürlük isteği, daima zulmü yener...

  • 31.07.2012 00:00

 Özellikle Türkiye’de kimilerinin Suriye’ye dış askeri müdahale yapılacağı şeklindeki iddialarının temelsiz olduğunu anlattık. Suriye’nin Libya olmadığını, iç ve dış dinamiklerinin çok farklı olduğunu gösterdik. Bunları bir kere daha kısaca özetleyelim.


Suriye’ye askeri bir müdahalenin kısa zamanda bölgesel bir çatışmaya, savaşa dönüşmesi olasılığı var.

İran başta olmak üzere Irak’ta yönetimde olan Şiiler, Lübnan Şiileri ve hatta Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın Şii nüfusları bu savaşa katılabilir. Kaldı ki Rusya ve uzak mesafeden Çin bir askeri müdahaleyi Birleşmiş Milletlerde veto ederken fiili olarak da bir askeri müdahaleye geçit vermeyecek bir politik tutuma sahipler.

Rusya’nın Latakya kıyılarında küçük de olsa bir askeri üssü var ve bu üs Rusya için hayati bir öneme sahip.

Öte yandan Suriye’yi uzun yıllardır Rusya silahlandırıyor. Tüfeğinden, hava savunma silahlarına kadar tüm Suriye ordusu Rus silah sanayisi için önemli bir alıcı: Ama Suriye’nin Rusya için önemi silah alıcısı olmaktan çok politik.

Suriye’nin içinde de dengeler çok kritik. Her şeyden önce muhalefet birleşik değil. İçinde farklı eğilimler taşıyor. Yerel Komiteler ayağı yere basan, dış askeri müdahaleye en baştan karşı çıkan ve kikte gösterilerini örgütleyen örgütlenme. Batılı emperyalistlerle arası pek iyi değil.

Yerel Komiteler içinde de en az iki temel eğilim var.

İslamcı bir kanadın yanı sıra laik ve solcu bir kanatta var. Bu iki kanat arasında bir düzeye kadar uyum var.

Suriye dışında yer alan Suriye Ulusal Komitesi (SUK) ise batılılara yakın. En baştan beri dış müdahaleyi davet ettiler ama bunda başarısız oldular. Dış müdahaleyi gerçekleştirememelerine rağmen SUK yönetimi Hür Suriye Ordusu (HSO) üzerinde etkisini giderek arttırdı ve iç savaşın başlamasına/yayılmasına öncülük etti.

İç savaş yayıldıkça doğal olarak kitlesel gösteriler giderek geri çekildi, önemini yitirmeye başladı.

İç Savaşla birlikte Irak’tan çok sayıda Cihat savaşçısı Suriye’ye girmeye başladı. Batılılar bu güçlerden rahatsız. Hür Suriye Ordusu’nu bu nedenle giderek daha fazla desteklemeye başladılar.

En Baştan beri söylediğimiz iç savaş olgusu bugün en yüksek noktasında. Ülkenin Kuzeyinde kırsal alanlar Hür Suriye Ordusu’nun kontrolünde, Şam ve Halep’te ise yoğun bir savaş var.

İç savaşın güçleri eşitsiz. Bir tarafta dişinden tırnağına ağır silahlarla donanmış Esad/Baas ordusu var diğer tarafta ise hafif silahlı HSO. Buna rağmen Esad/Baas güçleri büyük zorluk yaşıyorlar.

Esad/Baas taraftarları HSO’nun Suudi Arabistan ve Batılılar tarafından silahlandırıldığını söylüyorlar. Bu bir ölçüde doğru ama HSO elindeki silahların önemli bir kısmını Suriye Ordusu’ndan sağlamakta. HSO askerlerinin de önemli bir kısmı da Suriye ordusunda saf değiştirenlerden oluşuyor.

Esad/Baas ordusu ise iki kesimden oluşuyor. Savaşı sürdüren, şehirlere saldıran ve en iyi donanıma sahip olan kesim Esad’ın yakın akrabalarının yönettiği özel birlikler. Diğer kesim ise zorunlu askerlikle askere gitmiş Suriyelilerden oluşuyor ve firarlar burada yaşanıyor.

Bağdat ve ardından Halep savaşları ve Bağdat’ta Esad/Baas diktatörlüğünün önde gelen 4 üyesinin öldürüldüğü bombalama olayı iç savaşın gidişinde önemli bir dönüm noktası.

Esad/Baas güçleri sahip olduğu üstün silah gücüyle direnişi geriletebilir ama artık herkes biliyor ki Esad/Baas rejiminin sonu geldi. Er ya da geç devrilecekler ve kötü devrilecekler.

Rusya ve Çin’de bunu bir ölçüde fark etti. Şimdi Esad’ın içinde olmadığı ama Baascılarla muhalefetin ortak hükümeti (Yemen çözümü deniyor) fikrini dolaylı desteklemeye başladılar.

EN ÖNEMLİ GELİŞME BATI KÜRDİSTAN'DA...

Fakat asıl önemli gelişme Suriye’nin Kürt bölgesinde(Batı Kürdistan) yaşandı. Baştan beri birçoklarının Esad’tan yana tutum aldıklarını söyledikleri Kürtler önce özerklik ilan ettiler. Bu pek dikkate alınmadı ama ardından Batı Kürdistan kentlerinde devlet binalarını ele geçirmeye, binalara kendi bayraklarını asmaya başladılar. Bazı haberlere göre Batı Kürdistan şimdiden 4 bin kişilik bir silahlı güce de sahip oldu.

Kürdistan’da diğer Kürt gruplarının Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile ittifak kurması üzerine başlayan bu gelişmen in sonuçlarının kalıcı olduğu besbelli. Şimdi Kürdistan’ın dört parçasından ikisi özerkliğe sahip.

Batı Kürdistan’ın özerkliğini ilan etmesinin iki sonucu var. Artık Esad/Baas rejiminin yıkılması daha da yakınlaştı. Rejim bir cephede daha savaşmak zorunda.

Türkiye ise şimdi çok daha zor durumda. Güney Kürdistan’dan sonra batı Kürdistan’da da özerklik ilanı açık ki Türkiye’de barış ve Kürt kimliğinin tanınması sürecini ilerletecektir.

Esad/Baas savunucuları istikrarı dolayısıyla Suriye devletini savunuyorlar. Bir yandan diktatörlüğü, onun on yıllardır süren zulmünü, diğer yandan ise Kürt halkı üzerinde uyguladığı baskıyı savunuyorlardı.

Esad/Baas rejimine her türden ve soydan Türk kemalistinin verdiği destek kendisini “Esad rejiminin anti-emperyalistliği” kılıfı ile gizlemeye çalışıyordu ama bunlar bir işe yaramadı. Sonunda bir emperyalist güce karşı bir başka emperyalist gücün maşası olan Esad rejiminin yıkılacağı artık açık ve bu mücadele, istikrarsızlık, kargaşa ortamında Kürtler yıllardır bekledikleri adımlardan birisini daha attılar. Kamışlıda artık Kürt bayrağı dalgalanıyor.

Şimdi Türkiye Cumhuriyeti devletinin hızlı davranması gerekiyor. En kısa zamanda barışa giden yoldaki adımları atın ve artık bunların yetersizliğini anlayın ve Kürt kimliğini tanımak doğrultusunda adımlar atın. Kürt bölgesine özerklik, Kürt ulusal kimliğinin tanınması, Kürtlerin Türklerle birlikte bu ülkede kurucu statülerinin tanınması en acil bir biçimde gerçekleşmek zorunda. Artık Türkiye’nin Güney’inde iki Kürt özerk bölgesi var. Bu gerçek herkesin kafasına işlemeli.

Esad/Baas taraftarı Türkler ise oturup bir kere daha düşünmeli. Kürtlerin Esad’ı desteklediğini iddia eden Türkler bir kere daha düşünsün. Suriye’de ve Kürt bölgelerinde büyük bir değişim yaşanıyor. Şimdi son Diyarbakır gösterisi daha anlamlı. Baskı ve zorbalıklı, ırkçılığı teşvik ederek Kürt sorununu çözeceğini sananlar aldanıyor. Halkların özgürlük isteği daima, ama daima zulmü yener. Vakit daralıyor, ama hala vakit varken barışa giden yolu açması Türkiye Cumhuriyeti devleti ve AKP hükümeti için en akıllıca olandır...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.