Baas diktatörlüğünün yanında Türk ulusalcılarından başka kimse yok...

  • 9.09.2012 00:00

 İki diktatör, Saddam ve Esad. Her ikisi de eskiden birbirlerine çok yakın olan BAAS'a dayanıyor.

Biri, Amerikan işgalinden sonra asılarak idam edildi. Diğeri, ülkesinde çıkan ayaklanmaya karşı, iktidarı terk etmemekte ısrarlı, direniyor.

Saddam ve Esad arasında çok benzerlik var. Her ikisi de BAAS üyesi, her ikisi de asker, her ikisi de bir hanedanın üyesi. Saddam oğlunu kendi yerine hazırlıyordu, Esad babasının yerine başa geçti.

Her ikisi de günlük baskı ve zulmün yanı sıra kitlesel katliamların sorumlusu bir diktatörlüğün başında. Saddam defalarca Kürtleri ve Körfez Savaşı sonrası Şiileri kitlesel bir biçimde katletti. Beşar Esad'ın babası Hafız Esad, 1982'de ayaklanan on binlerce insanı katletti. Lübnan iç savaşına müdahale ederek Lübnan solunun Filistinlilerle birlikte Lübnan faşistlerini yenmelerine engel oldu, ardından Filistin birliklerinin yolu kesti ve faşistlerin Tel Zaatar kampı katliamını gerçekleştirmesini sağladı.

Saddam, ABD'den aldığı destekle İran'a saldırdı. Yenildi. Geri çekildi ve savaşta emperyalizme gösterdiği bağlılığın karşılığı olarak Kuveyt'i işgal etti.

Esad/Baas diktatörlüğü, Saddam'ın bu işgaline karşı ABD, İngiliz ve Suudi orduları ile birlikte Irak'a saldırdı. Suudi birlikleri ile birlikte Suriye birlikleri Kuveyt kentini Saddam'ın Irak'ından geri aldı.

11 Eylül'den sonra ABD, bir yandan bölgede çıban başı olan, diğer yandan çok zengin petrol kaynaklarına sahip olan Irak'ı ve Saddam'ı hedef olarak seçti.

Emperyalistlere göre Irak'ta kitle imha silahları vardı ve 11 Eylül saldırısının sorumlusu olarak gösterilen El Kaide, Irak'ta üstlenmişti.

Kısa zamanda ABD-İngiliz orduları Irak'a saldırdı ve ülkeyi işgal etti. Irak'ın kayıpları çok ağırdı. Böylece Saddam/BAAS diktatörlüğü de yıkıldı.

ABD ve İngiltere'nin Irak'a saldırısına karşı yığınsal bir protesto hareketi gerçekleşti. İnsanlık tarihinin en büyük gösterileri yaşandı. Birçok kentte milyonlarca insanın katıldığı gösteriler yapıldı. 15 Şubat'ta ise bütün dünyada binlerce kentte insanlar Irak'a 'savaşa hayır' dedi.

Suriye'de ise durum farklı, Irak'ta olmayan bir durum var. Suriye halkı Arap Baharı'nın bir parçası olarak diktatörlüğe karşı özgürlükler için, yeni liberal politikalara karşı insanca bir yaşam için gösterilere başladı. Emperyalistler ve o güne kadar Beşar Esad ile çok yakın dost olan Türkiye'de, AKP hükümeti, Esad'ın reformlar yapmasını ve bu gösterilerden kurtulmasını söylediler. Ürdün, Fas, Cezayir böyle yaparak kitlesel gösterilerin önünü kestiler. Esad/BAAS diktatörlüğü ise reformlar yapmak yerine aşırı şiddet kullanmayı seçti. Gösterilere karşı ordunun en elit kesimini seferber etti. Gösterilere ateş açtı; tanklarla, uzun mesafeli toplarla saldırdı. Kısa zamanda ölü sayısı tırmanmaya başladı.

Suriye'de özgürlük için mücadele sürerken, ülke dışında oluşan bir muhalefet, emperyalist müdahale için çağırılarda bulundu ama Suriye içinde örgütlü olan Yerel Koordinasyon Komiteleri müdahaleye karşı çıktılar.

Dünyada Esad için ayakta olanlar sadece Türk ulusalcıları...

Bu arada dünyada Esad/Baas diktatörlüğünün yanında bir tutum alan hemen hemen hiçbir sosyal güç yok. Bazı aydınlar Esad rejimi yerine İslamcı bir rejimin kurulması tehlikesini öne sürerek Esad/Baas'tan yana tutum aldı ama Irak'a saldırı öncesindeki hareket ile karşılaştırıldığında Suriye için kimsenin sesi çıkmıyor denebilir. Gösteri yok, grev yok, mücadele yok.

Ses çıkan tek ülke Türkiye. Türk ulusalcıları ayakta. Kapsamlı bir kara propaganda sürdürüyorlar. Esad/BAAS rejiminin haber ajanslarından aldıkları haberlerle kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar. Esad karşıtlarını gözü dönmüş katiller olarak niteliyorlar. Kullanılan dil çok iyi bilinen bir dil. Esad karşıtlarına "terörist" denmekte, "köklerinin dışarıda olduğu" anlatılmakta. Aralarında Çeçenlerin, El Kaide militanlarının ve diğer ülkelerden gelmiş savaşçıların olduğu anlatılmakta. Bu "eli kanlı teröristlerin" olmadık zulüm yaptıkları anlatılmakta. Kesilen kafalar, binaların üzerinden aşağı atılan insanlar. Bu arada uçak bombardımanı ile ölen yüzlerce insan, tank ve top ateşi ile harabeye dönen kentler, ölen sayısız insan görülmüyor. Varsa yoksa kimin yaptığı bilinmeyen kafa kesme sahnesi.

Öyle bir dil kullanılıyor ki, Rusya'ya karşı özgürlük için savaşan Çeçen militanlar "bıyıksız, sakallı teröristler" olarak gösteriliyor. El Kaide'ye karşı bilinmez bir düşmanlık var. ABD'nin başlattığı saldırgan dil, El Kaide'de karşı benimsenip kullanılıyor. Ortada çirkin, emperyalistlerden alınmış bir İslamafobi dili var.

Afganistan için 'çıt' çıkmıyor. Orada Taliban ve El Kaide, aralarında ABD ve Türk askerlerinin de bulunduğu NATO'ya karşı başarılı bir direniş içindeler. Türk ulusalcıları Afganistan konusunda sessiz.

Yemen, Suudi Arabistan sınırında üstlenen ve Suudi rejimine karşı savaşan El Kaide'yi görmüyor. Aynı şekilde kuzeybatı Afrika'da Amerikancı rejimlere karşı savaşan El Kaide'yi de görmüyorlar.

Suriye'de laikliğe karşı savaşıldığını söyleyen Türk ulusalcıları, Suriye'ye en sağlam desteğin İran'daki teokratik devletten geldiğini de atlıyorlar.

Biçimsiz, temelsiz ve buram buram emperyalist dil kokan bir tutumla İslam düşmanlığı yapılıyor.

Türk ulusalcılar ve daha çok da ulusalcı sosyalistler, bir de sığınmacılara karşı tutum alıyorlar. Sığınmacıların kamplarının kapatılmasını istiyorlar. Herhangi bir bina sığınmacılara ayrıldığında kıyamet koparıyorlar. Hatay'da, Alevi toplumu içinde, Sünni Suriyeli düşmanlığı yayıyorlar. On binlerce insanın neden ülkelerinde kaçarak Türkiye, Ürdün ve Lübnan'a sığındığını düşünmüyorlar, sığınmacıları İslamcı katiller sürüsü olarak tanıtıyorlar.

Halk, Suriye halkının yanında, diktatörlüğe karşı

Saddam'ın Irak'ına saldırı öncesinde tüm dünya ayağa kalkmıştı. Çünkü bütün dünya, Saddam'ın nasıl eli kanlı bir katil, acımasız bir diktatör olduğunu biliyordu ama bu kanlı diktatörlüğü Irak halklarının kendi mücadelesinin devirebileceğini de biliyordu. Emperyalistlerin yalan söylediğini de...

Esad'ın Suriye'sine gelince durum farklı. Burada bir halk ayaklanması var. Dişi ile tırnağı ile diktatörlüğü devirmeye, özgürlüğü kazanmaya çalışan bir hareket var. Dünya bu hareketi görüyor ve destekliyor. Bütün dünya biliyor ki, emperyalistlerin Suriye'ye müdahale olasılığı çok cılız. Ve gene bütün dünya biliyor ki, Esad/BAAS diktatörlüğü yıkılacak. Bundan kurtuluş yok.

Türkiye'de de ulusalcılar, 'ulusalcı sosyalistler' dışında halk, Suriye halkının yanında, diktatörlüğe karşı. Suriyeli sığınmacıların başımızın üzerinde yerleri var. Üç beş ulusalcının yaratmaya çalıştığı ırkçı düşmanca havanın bir önemi yok.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.