Tarihsel seyir içinde CHP ve sosyalist solun güçlenmesinin anahtarı...

  • 8.02.2013 00:00

 Kürt sorununda varılan aşamanın sonucu olarak Millet Meclisi’nde anadilde savunma hakkıgörüşülürken CHP grubu adına konuşan Birgül Ayman Güler, Türk ulusu ile Kürt milliyetinin eşit olamayacağını söyleyince uzun süredir ortada olan bir gerçek bir kere daha resmi bir biçimde kanıtlandı. B. A. Güler’in konuşmasına birçok tepki geldi ama o sonunda çıkıp “bana ırkçı diyenlerden özür bekliyorum” diyerek tutumunu daha da pekiştirdi.

B. A. Güler konuşmasından sonra Kılıçdaroğlu ile görüştü ve bu toplantıdan sonra Kılıçdaroğlu hiçbir tutum almadı. 

Gelen tepkilerden bir kısmı CHP’nin içinde “yenilikçiler” ve“ulusalcılar” diye iki kanadın oluştuğunu söylemeye başladılar. Bazıları “ulusalcılar” kanadının İşçi Partisi’ne katılacağını dahi söylediler ve İşçi Partisi yetkilileriyse, “henüz bir şey söyleyemeyiz ama görüşmeler sürüyor” derken bir başka CHP milletvekili, Muharrem İnce, “CHP’de ulusalcı diye bir grup yoktur. CHP zaten ulusalcı bir partidir” diyerek meseleyi bağladı. 

Gene de, bazıları CHP’de bir bölünme bekliyor. Şu ana kadar bir milletvekili ve bir belediye başkanının istifalarını da kanıt olarak gösteriyorlar. Başkalarının da istifa etmesi olasılığı var ama kimse CHP’nin bu sorun etrafında bölüneceğini, “yenilikçi” denen sosyal demokrat bir kanadın “ulusalcıları” tasfiye edeceğini beklemesin. Muharrem İnce doğru söylüyor aslında, CHP ulusalcı bir partidir. Genel Başkanı "Ergenekon" ve "Balyoz" davası sanıklarını ve mahkûmlarını savunur, hatta Ergenekon'a üye olacağını ifade eder bir pozisyondadır. Yani, CHP’nin ulusalcılığa “kayması” aslında aslına dönmesidir. 

* * * 

Bilindiği gibi CHP “Cumhuriyeti kuran” partidir ve 1923-1946 arasında ülkeyi CHP’den başka partiye izin verilmeyen tek parti rejimi ile yönetmiştir. 1946’da VHP'den kopmayla, Demokrat Parti (DP) kurulmuş ve seçimlere katılmıştır, 1950’de de iktidar CHP’den DP’ye geçmiştir. 1960’da gerçekleşen askeri darbe 1923 anayasasının tek parti rejimi içinde parlamentoya verilen yetkilerin DP’nin eline geçmesinin vesayet rejimi için ne kadar tehlikeli olduğunu görmüş ve yeni bir anayasa ile bu tehdidi ortadan kaldırmıştır. 

Başbakan ve iki bakanın asılması daha sonraki bütün hükümetler için bir tehdit oluşturmuştur, anayasa ve yasalar düzeyinde ise parlamentoyu denetlemek için senato, anayasa mahkemesi ve hepsinin üzerinde Milli Güvenlik Kurulu (MGK)kurulmuştur. 

Böylece parlamentoda hangi parti ağırlıkta olursa olsun, kim iktidara gelirse gelsin iktidar gene de vesayet rejiminin elinde kalacaktır. 

1960 darbesini izleyen 1971 darbesine kadar geçen zaman içinde CHP iktidara kısa süreli ortak olmuş fakat esas olarak iktidarı DP’nin bir devamı olan Adalet Partisi’ne kaptırmıştır. 

Fakat bu dönemde Türkiye ciddi boyutlu bir işçi hareketi ile karşı karşıya kalmıştır. Sonunda '15-16 Haziran İşçi Direnişi'nin yaşandığı bir süreçiçine girilmiştir. 

Sonraları, vesayet rejimi ve Türk egemen sınıfları 1960 Anayasası’nın vesayeti güçlendiren yanlarını korumak ama emekçilere verilen özgürlükleri kısıtlamak gerektiğini kavradı. 1971’de yeniden darbe oldu. 

CHP HER KOŞULDA VESAYETİN SAVUNUCUSU 

Kısmi özgürlükler temizlendi, askeri vesayet daha da güçlendirildi. On yıl sonra ise; bir darbe daha yaşadı Türkiye. Askeri vesayet biraz daha güçlendi, özgürlüklerin kısıtlanmasına rağmen büyüyen ve gelişen sol hareket ve onunla birlikte işçi hareketi bu darbe ile ağır bir biçimde hırpalandı. 

CHP bütün bu dönemlerde vesayetin temsilcisisavunucusu oldu. Bütün darbelere bir ölçüde bulaştı ve Muharrem İnce'nin haklı söylemi ile “ulusalcı” bir parti olarak kaldı. 

Ancak 1971 darbesinin ardından CHP’de öne çıkan Ecevit hareketi, askeri vesayetin en önemli temsilcisi İnönü’yü yenip, devirerek CHP’nin başına geçti. CHP, ilk kez emekçi sınıflara hitap etmeye başladı. Sahip olduğu Kemalist ideolojiyi korudu ama Ecevit’in ağzından halkçı politikalar ileri sürmeye başladı ve hemen hemen bütün emekçi kentlerinde çoğunluğu kazandı. Parlamentoda gerekli sayısal üstünlüğü tek başına elde edemedi amaTBMM'nin en büyük partisi olmayı başardı. 

Ecevit’in mitingleri, özellikle işçi sınıfının en güçlü olduğu İstanbul’da emekçileri ayağa kaldırıyordu. CHP’ye yeni bir hava gelmişti, Ecevit bunu “sosyal demokrasi” diye değil “ortanın solu” olarak adlandırıyordu. 

70’li yıllar faşist hareketin saldırdığı, devrimcilerin buna karşı direndiği bir dönem oldu. CHP’nin emekçilerin ilgisini çekmiş olması onun solundaki güçlerin de güçlenmesine yol açtı. Ne var ki CHP 12 Eylül askeri darbesine yaklaşılırken aldığı bir dizi tutumla 1971’in hemen sonrasındaki tutumundan hızla uzaklaştı. 

Sıkıyönetimin ilanı, sıkıyönetimi yaygınlaştırılması, temel hak ve özgürlükleri kısıtladı. Sonunda 12 Eylül darbesi geldi. 12 Eylül’den sonra CHP yasaklıydı, yerine bir dizi parti oluştu ve sonunda SHP solda bir güç olarak öne çıktı. CHP’li bir kısım kadroyu da içeren SHP yeniden işçi ve emekçilerin desteğini kazandı, CHP’nin Kemalist söylemini kullanmadı, Kürtlere kendi listelerinde yer vererek meclise taşıdı. Böylece Kürtler ilk kez meclise girdiler. 

Ne var ki bir aşamada CHP’nin yeniden kurulmasına izin çıktı. İlk girdiği seçimlerde CHP hezimete uğradı, yüzde 5 civarında bir oy alabildi. Ama bir süre sonra nedeni belirsiz bir biçimde SHP ile CHP, CHP'de birleşti, kısa süre sonra ise Deniz BaykalCHP’nin başkanı oldu. 

Baykal ile birlikte CHP işçi ve emekçilerin desteğini kaybederken partide Kemalist, ulusalcı söylem arttı. Giderek koyu bir ulusalcı parti haline geldi. 

Kimileri Baykal’ın CHP’ye kaybettirdiğini düşünüyordu. 

Ahlaksız bir "operasyonla" Baykal başkanlıktan düşürüldü ve CHP’nin başına Kılıçdaroğlu geldi

Bir yığın yeteneksizliğinin sonucu olarak da, Kılıçdaroğlu CHP’nin oylarını arttıramadı ama bazılarının beklediği gibi partiyi ulusalcı çizgisinden de koparmadı. Tam tersine Ergenekon ve Balyoz davalarında aldığı tutumla askeri vesayete arka çıktı, bütün söylemini ulusalcılık üzerine inşa etti. 

Artık, bu aşamadan sonra CHP’den sol bir kanadın çıkmasını beklemek mümkün değil. Belki tek tek solcu, sosyal demokrat, ulusalcı olmayan unsurlar çıkacak, CHP’den ayrılacaktır ama CHP bugünkü haliyle yoluna devam edecektir. Bu artık çok açık... 

BİR ÜLKEDE EĞER, SOSYAL DEMOKRAT BİR PARTİ YOKSA... 

Bir ülkede kitlesel bir reformist parti, bir sosyal demokrat parti yoksa o ülkede sosyalistlerin işi zordur. Çünkü işçi ve emekçiler sağ politikaların etkisi altına girerler. Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan beri kısa aralıklar dışında (1970 sonrasında kısa bir dönem Evecit’in CHP’si ve 1980 sonrasında SHP bu istisnayı oluşturuyorlar) sol, reformist, sosyal demokrat bir parti olamadı. Bugün bu nedenle işçi ve emekçiler AKP’yi ne yazık ki reformist olarak görmekte ve onu desteklemektedir. 

Son 10 yıl içinde darbelere karşı mücadele en önemli iki sorundan biri olmuş ve AKP bu konuda, CHP’nin darbecileri, Ergenekon’u koruyan, onlarla saf tutan tutumu nedeniyle işçi ve emekçilere reformist olarak görünmüştür. Kürt sorununda da aynı süreç işledi. CHP çözümün konuşulmaya başlandığı her durumda iktidar partisine açık çek verip sonra bu süreçleri engellemek için ne gerekiyorsa yaptı. 

Bugün işçi ve emekçiler reformist bir alternatife sahip olmadıkları için AKP’yi desteklediğine göre onları yeniden sol politikalara, sosyalist harekete çekebilmek için demokrasiye ait sorunlarda çok tutarlı bir biçimde mücadele etmek gerekir. Ulusalcılıkla bütün ipleri koparmak gerekiyor. İşçi mücadelelerine, demokrasiye ait her soruna mücadeleci bir biçimde sahip çıkmak lazım. Ama en önemlisi Kürt sorununda tutarlı ve istikrarlı olmak şart. Açıkça, Kürt ulusal kimliğinin tanınmasını talep etmek, barış süreçlerine bağımsız bir güç olarak destek vermek ve sürecin hızlanması için çalışmak çok önemli. Ama,bunlar yetmez! Askeri vesayete, darbecilere karşı mücadelede en önde durmak gerekiyor elbette. 

Bunlar yapılırsa bugün bir başka alternatif olmadığı için AKP’yi destekleyen çok önemli bir gücü, oradan koparmak ve bağımsızca örgütlenmesini sağlamak mümkün olabilecek. Sosyalistlerin yapmaya çalıştığı şimdi tam da budur işte...


Doğan TARKAN

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.