Ulusalcı sosyalistler ve sosyalistler

  • 16.04.2013 00:00

 Kendilerine sosyalist diyen bazı çevreler içinde istikrarlı bir eğilim var. Bir dizi önemli gelişmede ortak tutum alan bir dizi örgütlenme. Her önemli gelişmede hem birbirlerini tamamlıyorlar hem de sosyalist hareketin geri kalanından kopuyorlar.

İlk gelişme epey eski. 28 Şubat darbesine karşı alınan tutum. Bir kısım sol 28 Şubat darbesi karşısında "tarafsız", tam anlamı ile sessiz kaldı. Bir kısmı şu ya da bu biçimde, ifadeyle darbeyi destekledi. Sosyalistlerin bir kısmı ise açık bir biçimde 'darbeye hayır' dedi. Bu ilk ayrışmaydı.

İkinci gelişme Ergenekon davası başlamadan önce, bazı aydınlar hakkında açılan 301 davalarında yaşandı. 28 Şubat darbesini destekleyen eğilim, bu davalarda 301'inci maddeye karşı çıkıp, özgürlükleri savunacağına yargılananlara saldırdı. Bazıları açıkça yargıdan yana tutum aldı. Örneğin Orhan Pamuk'un '1 milyon Ermeniyi, 30 bin Kürdü öldürdük' demesi üzerine bu ifadelerin emekçilerin ulusal duygularını zayıflattığını ileri sürdü.

Bazıları ise korkakça hileli vuruşlar yaptı. Yargılanan Orhan Pamuk, Elif Şafak gibilerinin edebi yeteneklerine saldırdı, bazıları Hrant'ı gazetelerinden dışladı.

Bazıları Hrant Dink öldüğünde cenaze yürüyüşüne katılmadı, bazıları küçücük etkisiz güçleri ile cenazede başlarına örgütlerinin ismi yazan şapkalar giyerek reklam yapmaya çalıştı. Oysa cenazede slogan atılmayacaktı ve pankart taşınmayacaktı. Birkaç yüz kişi bu karara karşı çıkarken, yüz binler sessizce yürüdü. Türkiye'nin en büyük yürüyüşü gerçekleşti.

Ergenekon ve kısa süre sonra Kafes, Balyoz tutuklamaları başlayınca aynı çevreler bu kez bu gelişme karşısında sanki tarafsızmış gibi bir tutum almaya çalışarak "yesinler birbirlerini" dediler. Taraf olmadılar, darbecilere karşı çıkmadılar.

Bu tutum giderek darbecilerin yargılanma sürecine gölge düşürme çabasına dönüştü. Bugünlerde ise artık açıktan Ergenekon ve Balyoz yargılamalarını hükümetin şeriatçıların planladığını iddia ederek davaların hukuk dışı olduğunu anlatıyorlar. Baklayı ağızlarından çıkardılar ve artık açıkça darbecileri savunuyorlar.

Kimileri darbecilerin yargılanma sürecini, mevcut iktidarın kendisini devlet olarak örgütlemesi gibi garip iddialarla süslediler. Bugünün koşullarını faşizm, "İslami faşizm" olarak adlandırmaya başladılar.

Günümüzü faşizm olarak, iktidar partisini ise faşist parti olarak adlandıranlar gerçek faşist hareketi gizledi. Faşist parti MHP'yi akladılar. Kısa süre öncesi toplumsal gelişmeleri, mesela "hayata dönüş" operasyonu gibi gelişmeleri akladılar. Kısacası faşizmi aklamaya çalıştılar.

Darbecilerin planı basitti: AKP'yi şeriatı getirecek bir parti olarak sunmak, laik kesimleri sokağa dökmek ve bir dizi şiddet olayını darbeye gerekçe olarak göstermek ve yönetime el koymak.

Önce 28 Şubat karşı tarafsız kalan ya da destekleyen, ardından Ergenekon ve Balyoz davalarında önce tarafsız kaldıklarını iddia edip giderek Silivrici olanlar, darbecilerin basit planının parçası oldu.

Sonunda referandum geldi. Aynı sol bu kez hep birlikte "hayır" dedi. Referandumda iki kilit gelişme vardı. Birincisi 12 Eylül generallerinin yargılanmasının mümkün hale gelmesi, ikincisi darbeci askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması. Referandumda bu çevreler yenildi. "Evet" kazandı ve 12 Eylül generalleri gibi darbeciler sivil mahkemelerde yargılanıyor.

Bu çizgi, sanki referandum özgürlükleri kısıtlamış gibi bir tutum aldı. İlginç bir biçimde referandumda "hayır" diyenlerin solun tabanı olduğunu anlatmaya başladılar.

Bugünlerde "hayır" cephesinin iki büyük örgütlenmesi, CHP ve MHP, barış ve çözüm isteyenlere, Kürtlere saldırıyor.

2013'ün ilk günlerinde başlayan barış ve çözüm sürecinde de aynı siyasal çizgi bu defa çözüme karşı tutum aldı. Bir kısmı açıkça MHP ve CHP ile birlikte etnik kimliği olmayan bir anayasaya karşı olduklarını, "hayır" dediklerini açıkladı.

Bir kısmı çözüm sürecinin aslında Erdoğan'ın başkanlık isteğinin bir sonucu olduğunu ileri sürdü. Kerhen barışı destekleyenler ise diğer taraftan sürece gölge düşürmek için akla gelen her şeyi ileri sürmekteler.

Tabii bir de Suriye ve Arap devrimleri var. Türkiye'deki tüm bu süreçte "ulusalcı sosyalist" sıfatını kazanan bu sol, Arap Devrimlerini inkâr ederken Suriye'de ise açıkça BAAS diktatörlüğünü savunuyor. Türkiye işçi ve emekçilerinin karşısında tutum aldıkları gibi Suriye ve diğer Arap ülkelerinin emekçilerinin de karşısında yer alıyorlar.

Ulusalcı sosyalistlerle yollar artık tamamen ayrılmıştır. Onlar hızla sosyalizmden ulusalcılığa kayan bir çizgide yürüyor. Gerçek sosyalistler ise toplumsal muhalefetin içinde, ön safında mücadele ediyorlar.

Dün bunlara "ulusalcı sosyalist" dediğimizde karşı çıkanlar artık gerçeği anladı. Bu grupların tanımı "ulusalcı sosyalist" olarak genel kabul gördü. Bundan sonra da ulusalcı sosyalistleri teşhir etmeye devam edeceğiz.

Dün 28 Şubat'a karşı çıktık, "darbeye hayır" dedik. 301'den yargılanan aydınlarımızın yanında tutum aldık. Ermeni soykırımının tanınması için mücadele ediyoruz. Darbelere ve darbecilere karşı çıktık. Irkçılığa ve milliyetçiliğe "dur" dedik. Kürt halkının özgürlük mücadelesini koşulsuz destekledik, destekliyoruz. Ve şimdi "Çözüme Evet" diyoruz. Kürt halkının mücadelesine güveniyor, onun yanında tutum alıyoruz.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.