Gezi direnişinden bazı sonuçlar

  • 21.06.2013 00:00

 Bir anda bütün ülkeye yayılan Gezi Parkı direnişi, sosyalistler için çok zengin dersler içeriyor. Ayrıca üzerine düşünülmesi ve tartışılması gereken bir dizi yeni olgu ortaya çıkardı.

Her şeyden önce, Gezi direnişi hiç kimsenin beklemediği bir anda, beklenmeyen bir gelişme üzerine patladı. Ne direnişçiler ne de hükümet böylesi bir gelişme beklemiyordu. Bütün güçler hareketin ilerlemesi ile birlikte tutumlarını geliştirdiler.

Gezi direnişine, bilinen güçlerin yanı sıra yepyeni bir güç katıldı ve direnişi bu yeni güç başlattı. Hükümet bu gücü hafife aldı. 31 Mayıs, 1 Haziran günleri bu ilk direnişçi gruba yapılan ve aşırı güç kullanan polis müdahalesi, direnişin gelişmesine, yayılmasına ve başka güçlerin de peyderpey direnişe katılmasına neden oldu.

1 Haziran günü, bu yeni eylemci güç, Taksim ve Gezi Parkı'nı geri kazandı. Belki de AKP hükümeti ilk kez bir yenilgi aldı. Kabul etmek gerekir ki, bu mücadelede sol da yer aldı ama belirleyici durumda olmaktan çok uzaktı.

31 Mayıs, 1 Haziran'da polis şiddetine karşı mücadeleye girenler korkularını yendiler; gazdan, TOMAların tazyikli suyundan ve coptan korkmadan polisin üzerine gittiler. Kazanım bu sayede elde edildi.

Mücadelede büyük etkinliği olan bu yepyeni güç, kimilerine göre örgütsüzdü. Bu tespitte belirli bir doğruluk var ama bu güç kendi özgün örgütlülüğüne sahipti. 1 Haziran günü Taksim ve Gezi Parkı'nın geri kazanılması, bu özgün örgütlülük sayesinde oldu. İnsanlar sakin bir biçimde polis terörüne karşı koydu ve kazandı.

1 Haziran'dan itibaren Gezi Parkı'na esas olarak bu yeni güç yerleşirken, Taksim meydanına bayrakları ile sol yerleşti. Diğer illerde ise sol, yeni güçler ve ulusalcılar birleşik bir biçimde sokaklara çıktı. Sokak aralarındaki tencere tava eylemlerinde daha çok ulusalcılar hakimdi.

İlk günlerde hareketin örgütsüz görünen örgütlülüğü bir avantaj oluştururken, daha sonra bu avantaj dezavantaja dönüştü; geleneksel örgütlenmeler, sol duruma el koydu ve hareketi temsil etme yeteneği kazandı. Taksim Dayanışma Platformu, 31 Mayıs-1 Haziran'da sokakta mücadele edenlerin gerçek temsilcisi olmamasına rağmen giderek temsilcilik sıfatını kazandı.

Ne var ki, Taksim Dayanışması yetersiz bir örgütlenmeydi ve sol bu yapı içinde bir yandan etkin olurken, bir yandan da birbiriyle çatışmaya başladı.

Örneğin, Taksim'i geri almak için yapılan polis saldırısından önce defalarca Taksim'i çeviren barikatların kaldırılması konuşulmuş ve kararlaştırılmış olmasına rağmen, bazı grupların itirazları nedeniyle bu gerçekleştirilemedi. Sonunda barikatlar polis tarafından kaldırıldı. Elde edilecek bir kazanım yenilgiye dönüştü.

Tam bu sırada hükümetle görüşecek temsilciler krizi çıktı. Kim mücadeleyi temsil edebilirdi. İşte bu noktada çeşitli güçler bu görevi üstlenmeye çalıştı ama asıl olarak hiçbir görüşmeci ekip mücadeleyi temsil etmemekteydi. Mısır, Tunus ve Suriye devrimleri de değişik aşamalarda aynı sorunu yaşadılar ve sonunda en örgütlü güç temsil etme iddiası ile ortaya çıktı.

Bütün bu süreç içinde bir sorun sürekli olarak yaşandı. Ulusalcılar ile çözüme evet diyen güçler ve Kürtler sürekli bir gerginlik yaşadı. Ulusalcıların zaman zaman ırkçı boyutlara ulaşan saldırıları, birçok zaman fiziki saldırı biçimini aldı. Kimi sol gruplar, ulusalcı sosyalistler, bu gerginliğin dışında durur gibi davransalar da aslında ulusalcılardan yana tutum adlılar. Sessiz kalırken de aslında ulusalcıları desteklemiş oldular ama zaman zaman da açık tutum aldılar. Örneğin Taksim'de gerçekleştirilen mitingde kimin konuşturulacağı tartışılırken, Sırrı Süreyya Önder'in konuşmasına BDP'li olduğu için karşı çıkanlar, Önder yerine İlhan Cihaner'i önerenler açık bir biçimde ulusalcılardan yana tutum aldılar.

Başbakan, görüşmeler sırasında halk oylaması önerdi. İlk bakışta makul görünen bu çözüm, aslında hareketi bölmeye ve geriletmeye dönüktü ve nitekim bunu başardı.

AKP daha sonra temsil yeteneğini devreye soktu ve gösterilere başladı. Ankara mitinginde konuşan başbakan emri verdi ve o gece polis çok büyük bir güçle Gezi Parkı'na saldırdı ve temizledi. 31 Mayıs-1 Haziran boyutunda bir karşı koyuş olamadı ve sonuçta direniş ağır bir darbe yedi.

Taksim Dayanışması, polis saldırısından hemen önce "direnişe devam" kararını açıkladı. Bu, soğukkanlı ve güçleri iyi hesaplayan bir tutum değildi. Mücadeleden kazanımla çıkılması mümkün iken bu olasılık harcandı. Ağır kayıplar verildi.

Direniş kararı, az sayıda grubun "hükümetin düşürülmesi için en uygun koşullar" tespitinin sonucu. Tahrir Meydanı'nda ve diğer Mısır kentlerinde sokağa çıkan milyonlarca ve milyonlarca insanın hareketini küçümseyen, binlerce fabrikanın işçilerinin katıldığı genel grevi küçümseyen, Arap Devrimlerini küçümseyen ulusalcı sosyalistlerin, bu hareketlere göre çok daha sınırlı olan bizim hareketimizi "hükümeti düşürebilecek güçte" görmeleri ayrıca ilginçtir.

"Hükümet istifa edene kadar" diye devam etmeye çalışan son hareketlenme, çok etkisiz ve ürkek bir KESK-DİSK eylemi ile birlikte esas olarak sönümlenmeye başladı.

Ne olursa olsun, Gezi Direnişi bu ülkede hükümetin en önemli yenilgisini de içermektedir. Hükümet, Gezi'yi ve Taksim'i terk etmek zorunda kaldı. Referandum önermek zorunda kaldı. Bunlar kazanımdır ama yetersizdir. Hareket, bu kazanımları eline alıp çoğaltmak ve çekilmesini bilmek zorundaydı. İşte bu noktada, hareketin baştaki örgütsüzlüğünün yetersizliği bir kere daha ortaya çıktı.

Şimdi en önemli görev, bu direnişin sayısız dersini birleştirmek ve alternatif bir örgütlenmeyi hızla inşa etmektir.

http://marksist.org/yazarlar/dogan-tarkan/11955-gezi-direnisinden-bazi-sonuclar

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.