Darbe, askeri vesayet ve özgülükler

  • 16.07.2013 00:00

 Darbeler, darbeciler konusunda solun bazı kesimlerinde, esas olarak ulusalcı sol kanatta kafa karışıklığı devam ediyor. Kuşkusuz bu kafa karışıklığı tarihin, geçmiş darbelerin ve cumhuriyetin kuruluşundaki saptırmanın sonucu.

Türkiye Cumhuriyeti tek partili bir rejim olarak kuruldu. Bu tek parti diktatörlüğü, hükümeti, parlamentoyu ve tüm idari ve hukuki yapıyı kontrol etmekteydi. CHP il başkanları aynı zamanda valiydi.

O günün anayasası, bu rejime uygun olarak parlamentoya oldukça çok yetki vermişti.

1946'da CHP uluslararası baskının sonucu olarak çok partili rejime geçti. Bir kısmı CHP saflarından ayrılmış olan kadrolar, Demokrat Parti'yi kurdu. DP, 1950 seçimlerimde CHP'yi ezdi ve 10 yıl boyunca ülkeyi 1923 anayasasına dayanarak yönetti.

Tek parti diktatörlüğünün askeri vesayetçi kadroları, 1960'da 27 Mayıs darbesini gerçekleştirdiler. 27 Mayıs darbesi, meşruiyetini darbe öncesinin eylemlerine dayandırdı. Bu eylemlere karşı devlet terörünün boyutları, insanların öldürülüp Et Balık Kurumu'nda kıyma yapıldıkları iddialarına kadar uzandı.

Darbeden sonra DP'nin bütün milletvekilleri, tüm hükümet üyeleri tutuklandı; Menderes ve iki bakanı, Polatkan ve Zorlu idam edildiler.

27 Mayıs darbesini gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi, yeni bir anayasa çıkardı. Yeni anayasanın esas özelliği, askeri vesayet için yeni kurumlar yaratmasıydı. Hukuk alanında bir dizi önlemin yanı sıra Anayasa mahkemesi kuruldu. Millet Meclisi'nin üzerine Senato oluşturuldu ve MBK üyeleri senatonun doğal üyesi sayılırken, cumhurbaşkanı için senato kontenjanı oluşturuldu.

Başbakan ve iki bakanının asılarak idam edilmeleri ise daha sonraki bütün hükümetler, iktidarlar için bir uyarıydı. "Askeri vesayeti dinlemezseniz sonunuz böyle olur" denmekteydi.

27 Mayıs anayasasının ilericiliği çokça vurgulanır. Gerçekten de 27 Mayıs anayasası bazı özgürlükleri genişletti ama aynı zamanda bugüne kadar etkileri süren son derece antidemokratik yapıları da kurdu. Milli Güvenlik Kurulu, silahlı kuvvetlerin bağımsız yargı sistemi, orduya "iç düşmanlara karşı vatanı koruma" görevi vs.

27 Mayıs darbesinden sonra iktidar kısa sürede DP'nin devamı olan Adalet Partisi'ne geçti. CHP azınlık partisi durumundaydı. AP ise açıkça DP'nin devamı olduğunu ilan etmişti. Yani toplumun çoğunluğu, 27 Mayıs darbesine karşı olduğunu AP'yi iktidar yaparak göstermişti.

12 Mart darbesi ise Milli Görüşçülerin ilk partisi olan MNP'ni ve Dev Genç temelli THKO ve THKP/C'nin eylemlerini gerekçe ve meşruiyet zemini olarak gösterdi ve bir dizi yeni anayasal adım attı. Yargı sisteminde kontrol daha da sıkılaştırıldı, kısmi özgürlükler kısıtlandı. MGK'nın yetkileri daha da arttı.

Askeri vesayet, durumunu daha da pekiştirmişti.

12 Mart darbesinin hemen öncesinde sistem kendisine bir savunma aracı daha oluşturdu. Sendika hareketine ve yükselen öğrenci hareketine karşı askeri disiplinle kurulan ve geliştirilen ülkücü gençlik örgütü ve MHP, 27 Mayıs ilerici darbesinin önde gelen subayları tarafından kuruldu.

12 Mart darbesinin ardından, Ecevit'in genel başkanı olduğu CHP'nin "ortanın solu" politikaları işçi ve emekçilerden büyük ilgi gördü. İlk kez emekçiler sol bir programa çoğunlukla oy verdiler. Solun hızla geliştiği yıllar oldu bunlar.

Ne var ki, 12 Mart öncesinde, 27 Mayıs darbesinin bir kısım subayları tarafından kurulan faşist örgütlenme sokağa hâkim olmak için ileri sürüldü; Sivas, Çorum, Maraş gibi bir dizi katliam ve faşist terörün iyice yükselmesi, sosyalistlerin kendilerini savunma mücadelesi, 12 Eylül darbesinin meşruiyet iddiasının nedeni oldu.

12 Eylül darbesi, askeri vesayetin kısmi değil bütünsel önlemler aldığı ve işçi ve emekçi hareketini silindir gibi ezdiği bir darbe oldu. Sonuçları toplum için çok ağırdı.

Bugün toplumun çok büyük bir kısmı 12 Eylül darbesine karşı olduğunu açıkça gösteriyor. 12 Eylül anayasasına zorunlu olarak evet diyenlerin önemli bir kısmı, son referandumda bu anayasadan kurtulmak istediklerini, 12 Eylül'ün sorumlularının yargılanmasını istediklerini oylarıyla gösterdiler. Toplumun çoğunluğu, yüzde 58'i, 12 Eylül'e karşı olduğunu belirtti.

Askeri vesayet rejimi son yıllarda ağır darbeler yedi, ancak onun oluşturduğu yasal ve anayasal yapı henüz yürürlükte. Yeni, demokratik bir anayasa, barış ve çözüm sürecinin bir ürünü olacak özgürlükçü bir anayasa; ancak böyle bir gelişme Türkiye'de askeri vesayet rejimini ortadan kaldırabilir.

Özgürlükçü bir anayasa herhangi bir burjuva partisinin lütfu olmayacak, mücadele ile kazanılacak.

[email protected]

http://marksist.org/yazarlar/dogan-tarkan/12265-darbe-askeri-vesayet-ve-ozgulukler

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.