4 başörtülü milletvekilinin meclise girmesi bir kazanım mıdır? Evet, kazanımdır. Türkiye için bir kazanımdır, Türkiyeli kadınlar için bir kazanımdır ve elbette ki en çok da başı örtülü kadınlar için bir kazanımdır.

Başörtülü 4 milletvekilinin parlamentoya girmesi kendiliğinden olmadı. Birileri "hadi bari, kadınlar başörtüsü ile meclise girsin" diye lütufta bulunmadı.

Başörtülü kadınlar ve az sayıda başörtüsüz kadın, yıllardır mücadele ediyorlar. Okullarda, devlet dairelerinde, iş yerlerinde, sokakta ve üniversitelerde. Sonunda bu mücadele kazandı.

Mecliste artık başörtülü kadınların olması demokratik bir gelişmedir ve her demokratik adım gibi bu da mücadele ile kazanıldı.

Türkiye'de kazanılması gereken daha çok fazla demokratik mevzi var. Kılık kıyafet özgürlüğünün herkes için geçerli olması bir hedef. Cemevleri ve her inançtan insanın özgürce inancını yerine getirebilmesi, Diyanet İşleri'nin kaldırılması, Genelkurmay'ın Savunma Bakanlığı'na bağlanması, askerliğin kaldırılması, sadece gönüllü askerliğin yürürlükte olması, eğitimden "andımız"dan sonra bütün ırkçı, milliyetçi söylemin temizlenmesi ve daha sayısız talebi bunlara ekleyebiliriz. Bu listenin ucu bucağı yok.

Bütün bunların gerçekleşmesi için mücadele gerekli. Her biri için ve tümü için. Ama gerçek bir mücadele gerekli. Toplumun inanacağı, destekleyeceği taleplerden başlamak gerekli. Tabii bir de sigara içimine sınırlamalar geldiğinde çıkıp "demokrasi" diye bağırmak demokratik hakları geliştirmek için verilen bir mücadele değil. Bunu da bilmek gerekli. Bugünlerde New York'da sigara alabilmek için 21 yaşını doldurmak gerekiyor, askere ise 18 yaşında gidiliyor. Parklarda sigara içmek yasak. New York'da şeriat mı var?

Demokrasi için mücadele, her kazanıma da sahip çıkmayı gerektiriyor. 12 Eylül Anayasa referandumundan sonra iki önemli gelişme oldu. 12 Eylül generalleri yargı önüne çıktı, müebbet hapis istemi ile yargılanıyorlar; ikincisi, birçok general sivil mahkemelerde yargılandı ve bunun sonucu olarak darbe girişiminden ağır cezalar aldılar.

Bu iki gelişmenin ardında durmak gerekiyor. Oysa çeşitli "sol", "ilerici güçler" bu iki konuda da çok isteksiz ve hatta zaman zaman diğer yanda, barikatın öbür tarafında yer alıyorlar. Yargılanan ve ceza alan generalleri var güçleriyle savunuyorlar, 12 Eylül generallerinin yargılandığı davayı ise küçümsüyor ve arkasında durmuyorlar.

Tabii bütün bunlardan sonra ağırlıklı bir Kürt sorunu var. Aslında demokrasi mücadelesinde Kürt sorunu belirleyici. Kürtler senelerdir kimliklerinin tanınması için mücadele ediyorlar. Bu mücadele, bu yılın başına kadar silahlı mücadele olarak sürdü. Öcalan'ın Newroz günü Diyarbakır'da okunan mesajı ile birlikte bir barış ve çözüm sürecine girildi. Çatışmalar durdu, PKK gerillalarının bir kısmı sınır dışına çıktı.

Bu süreç başladığından beri her şey hızlı ve pürüzsüz bir biçimde ilerlemiyor. Sayısız sorun çıktı. En önemli olarak ise hükümet kendi üzerine düşenleri yerine getirmiyor ama buna rağmen süreç gene de devam ediyor.

Yapılması gereken, sürecin ilerlemesi için mücadele etmektir. Hükümete "adım at" diye baskı yapmaktır. Kürt kimliğinin tanınması, ancak ve ancak mücadele ile kazanılacak ve ilerleyecektir.

Doğrusu Kürtler bugüne kadar her şeyi yaptılar, canlarını dişlerine takmış mücadele ediyorlar. Mücadelenin her biçimini kullandılar. Savaştılar, gösteri yaptılar, şenlik yaptılar, seçimlere katıldılar, zindanlarda direndiler. Ama bu mücadeleye Türk tarafından yeterli destek gelmedi. Büyük bir barış hareketi Kürt özgürlük mücadelesine destek için harekete geçmedi. Bunu yapması gereken solcuların, sosyalistlerin ve ilerici güçlerin önemli bir kısmı süreçlerde "tarafsız" kaldı, özellikle savaş günlerinde, Kürt özgürlük hareketini eleştirmek için fırsat kolladılar.

Aynı güçler çözüm sürecinde ise "demokrasi olmadan çözüm olamaz", "AKP ile de demokrasi olamaz" tutumunu benimsediler. Sürecin her tökezlediği durumda da "demedik mi?" diye kasım kasım kasıldılar. Oysa onların bu tutumu, aslında çözümü AKP'den beklediklerini ortaya koyuyor. Onlar AKP'nin demokrasi getireceğini, Kürt sorununu çözeceğini düşünüyorlar.

Demokrasi aşağıdan mücadele ile gelişir. Aşağıdan mücadele ile sağlamlaşır ve yaygınlaşır.

Kürt sorununda çözüm de aynı şekilde mücadele ile ilerleyecek ve mücadelede Türk tarafının da amasız, fakatsız yer alması, kollarını sıvaması ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin kazanması için ortaya çıkması gerekiyor.

Kürt kimliğinin tanınması bu ülkedeki en önemli demokratik sıçrama olacaktır. Bu nedenle Kürt kimliğinin tanınması için mücadele, Kürtlerin olduğu kadar Türk işçi ve emekçilerinin, Türk sosyalistlerinin de en önemli görevidir...

http://marksist.org/yazarlar/dogan-tarkan/13126-basortusu-kurt-sorunu-mucadele-ve-demokrasiyi-kazanmak

  • Abone ol