• 6.11.2013 00:00

 1956 yılında 3 önemli gelişme oldu. Birincisi Polonya'nın Poznan kentindeki ayaklanma. Bir süre önce görevden alınan ve hapse atılan Wladyslaw Gomulka'nın başbakan olması ile sonuçlandı. Gomulka, partinin reformist kanadındaydı ve 2. Dünya Savaşı yıllarında hapiste olmasına rağmen Polonya İşçi Partisi'nin lideriydi. Kendisini devirenler ise savaş boyunca Rusya'da kalmış, Stalin'e yakın olan unsurlardı.

İkinci önemli gelişme, İngiliz, Fransız ve İsrail ordularının Süveyş Kanalı'nı yeniden kontrol etmek için Mısır'a saldırısıydı. Aynı günlerde Fransa'da komünistlerin desteği ile iktidara gelen Sosyalist Parti hükümeti, Cezayir ayaklanmasını bastırmak, FLN'e karşı savaşmak için 15 bin askeri Cezayir'e gönderiyordu.

Macaristan'da ise kötü bir hasat, açlık ve yoksulluk hakimdi ve bu koşullarda "Petöfi Çevreleri" (Macaristan'ın bağımsızlık savaşında yer almış sosyalist şair Sandop Petöfi'nin adı kullanılıyor) denen tartışma gruplarında örgütlenen öğrenciler, Polonyalı işçilerle dayanışma için bir gösteri çağrısı yaptılar.

23 Ekim 1956'da öğrenciler sokağa çıktılar ve işçiler, bu gösteriyi desteklediler. Çok sayıda fabrikada iş bırakıldı ve işçiler gösteriye katıldı. Göstericilerin bir kısmı Stalin'in heykelini yıkmaya giderken, diğer bir kısmı radyodan kendilerine "karşı devrimci" diyen başbakana gene radyodan cevap vermek üzere radyoevine doğru yürüdüler. Bu kesime gizli polis (Devlet Güvenlik Polisi, AVH) ateş açtı. Birçok taşra kentinde de göstericiler AVH binalarına yürüyüşe geçtiler ve üzerlerine makineli tüfeklerle ateş açıldı.

Askeri birlikler de, Halk Ordusu askerlerinin bir kısmı da silahlarıyla birlikte göstericilerin yanına geçti. Bir kısmı ise silahlarını göstericilere verdi. Silahlanan göstericiler, her yerde AVH binalarına saldırdı ve barışçıl gösteriler bir ayaklanmaya ve devrime dönüştü.

23 Ekim ayaklanmasının ardından fabrikalarda işçi konseyleri kurulmaya başlandı. İşçi Konseyleri bir süre sonra Budapeşte Merkezi İşçi Konseyi adı altında merkezi bir yapı kurdu. İngiliz tarihçi Edward Thompson, bu gelişmeyi "anti-sovyet sovyetlerin kurulması" olarak adlandırdı.

23 Ekim'den 2-3 gün sonra Macaristan'a giden İngiliz Komünist Partisi'nin yayın organının muhabiri ise şunları yazıyor: "İki gündür Miskole şehri, işçi konseyi ve öğrenci parlamentosunun kontrolünde. İşçi konseyi, polis ve askeri birlikleri kontrol ediyor."

Gösterilere müdahale etmek üzere yola çıkarılan Halk Ordusu tankları ve birçok Rus ordusu tankı da göstericilerin yanında yer aldı.

23 Ekim ayaklanması, tipik bir devrim atılımının bütün özelliklerine sahipti. İşçiler genel grevdeydi, kitlesel gösteriler ve sokak çatışmaları yaşanıyordu, sokaklara barikatlar kurulmuştu ve en önemlisi, 1917 Rus Devrimi ya da 1919 Alman Devrimi'nde olduğu gibi işçi konseyleri yani Sovyetler kurulmuştu.

1953 yılında Stalin öldü. Rusya'da kısa bir iktidar çatışması yaşandı ve sonunda Kruşçev iktidarı ele geçirdi. 1956 yılının bir dördüncü önemli olayı da Kruşçev'in Rus Parti Kongresi'nde yaptığı "gizli" konuşmaydı. Kruşçev bu konuşmayla Stalin döneminin katliamlarını, parti içi temizlikleri en açık biçimde teşhir ediyordu. Buna rağmen Kruşçev dönemi de, Stalin dönemi kadar olmasa da, oldukça kanlı geçti; çok sayıda insan öldürüldü, kamplara sürüldü.

4 Kasım günü Rusya, Macaristan'a askeri müdahalede bulundu. Binlerce asker ve tank, Macaristan'a girdi. Daha önce Macaristan'da yerleşmiş olan Rus ordu birliklerine artık güvenilmiyordu, çünkü Macar devriminin etkisi altına girmişlerdi.

4 Kasım günü batılı ülkelerde sosyalistler, İngiliz, Fransız ve İsrail ordularının Mısır kentlerini bombalamasına karşı gösteriler yapıyordu.

Rus birliklerine karşı yoğun bir direniş başladı ve aynı zamanda genel grev ilan edildi. Hemen hemen tüm fabrikalar greve katılmıştı. Ne var ki, vuruş gücü çok yüksek olan Rus ordusu karşısında Macar işçileri sonunda ateşkes ilan ettiler. Binlerce Macar emekçisi bu arada ölmüştü. Ateşkesin arkasından tutuklamalar başladı. 23 Ekim'den sonra başbakan olan İmre Nagy kaçtı ama sonunda Rus birlikleri tarafından bulundu ve öldürüldü. Daha sonra Nagy'nin yargılandığı ve idam edildiği açıklandı.

Başlayan tutuklamalara karşı devrimci İşçi Konseyleri, Aralık ve Ocak aylarında iki kez genel grev ilan ettiler. Sonunda baskılar, işçi konseyleri örgütlenmesini kırdı ve dağıttı.

1956 Macar ayaklanmasında kimilerine göre 30 bin, kimilerine göre 50 bin Macar ve 3 ila 7 bin Rus öldü. Sonraki yıllarda, Macar emekçileri üzerindeki sistemli baskı, 1956 öncesinden çok daha ağır bir biçimde sürdü.

Ayaklanan ve işçi konseylerinde örgütlenen Macar işçilerinin talepleri çok basitti. Rusya ile kardeşçe ama mesafeli bir ilişki, Rus ordusunun Macaristan'dan çekilmesi, Gizli Polis AVH'nin dağıtılması, fabrikaların işçi konseyleri tarafından yönetilmesi, kişisel özgürlüklerin genişletilmesi ve ekmek!

Rus ordusunun müdahalesi ile 1957 yılının ilk aylarında devrim tamamen ezildiğinde, İmre Nagy'nin Dışişleri Bakanı olan Kadar, hükümetin ve partinin başına geçti.

33 yıl sonra, 1989'da Macaristan bir kez daha ayaklandı ve bu kez stalinist iktidar kapıları açtı ve Macarlar, Avusturya'ya geçmeye başladı. Hemen onların ardından Alman işçiler gösteri yapmaya başladılar ve kısa zamanda Berlin duvarı ve Doğu Almanya fiilen yıkıldı.

Macar işçilerinin 1956 yılında başlattığı mücadele, tüm dünya solunu etkiledi. Daha önceleri, Rusya'da ya da Doğu Avrupa ülkelerinde yaşananlara duyulan tepki sonucu çeşitli ülkelerin komünist partilerinden kopanlar, hızla CIA'nın etkisi altına giriyorlardı. Ancak Macaristan sonrasında durum tamamen farklıydı. Birçok Batı Avrupa komünist partisinde büyük tartışmalar başladı ve kitlesel kopuşlar yaşandı ve yeni bir sol, devrimci Marksist bir sol güç kazanmaya başladı.