• 28.04.2021 09:51
  • (261)

İktidar siyasetçileri, aydınları, medya organları ve medya organlarındaki köşe yazarlarına göre muhalefet partileri, ABD Başkanı Biden’e karşı üç maymunu oynadılar; açıkça, zamanında ve sert tepki göstermediler, milli ve yerli duruş sergilemediler! Hatta Biden’e eleştirir gibi yaptılar ama gerçekte Biden’e siper oldular!

İddiaları böyle!

Peki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Biden’ın ABD Başkanı olarak yani ABD adına yaptığı “Ermeni Soykırımı” açıklamasına ne zaman yanıt verdi?

Erdoğan, Biden “soykırım” der demez kameralar karşısına mı geçti?

Hayır.

İki gün sonra Biden’a yanıt verdi. O da (26 Nisan) özel olarak Biden’e cevap vermek için düzenlenmiş resmi bir basın toplantısı da değildi.

Bakanlarıyla yaptığı rutin haftalık toplantının ardından kameralar karşısına geçti, iktidar olarak salgınla mücadelede attıkları adımları anlattı, geçmiş dönem hükümet icraatlarını anlattı, AK Parti öncesi eski Türkiye’den sağlık hizmetlerine örnekler verdi, Türkiye’nin salgında ne kadar başarılı olduğunu anlattı, Zehra Zümrüt Selçuk ve Ruhsar Pekcan’a linç kampanyası yapıldığını söyleyerek kınadı ve Türkiye’nin 28 günlük kapanma sürecine girdiğini açıkladı.

Ve Erdoğan konuşmasının devamında önce Osmanlı döneminden günümüze Ermenilere bakışı ardından 1915 hadisesinin aslında ne olduğunu uzun uzun tarih dersi verir gibi anlattı ve şöyle dedi:

ABD Başkanı Biden, bir asırdan daha uzun süre önce yaşanmış acı olaylarla ilgili mesnetsiz, haksız, hakikatlere aykırı ifadeler kullanmıştır.”

Devamında da temennisini dile getirdi:

ABD’nin bu gerçekler ışığı altında attığı yanlış adımdan bir an önce dönmesini umut ediyoruz.”

Bu sözlerin adresi Biden değildir, iç kamuoyuna yönelik sarf edilmiş sözlerdir.

***

Sayın Erdoğan soykırım iddiasını reddetti ama öyle ABD Başkanı’na parmak sallayarak, kafa kaldırarak, “Eyy Biden sen de kim oluyorsun” falan diyerek değil gayet makul, sağduyulu hatta dostluk hatırlatmalarında bulunarak ve sitem ederek:

Sayın Biden’e şunu hatırlatmak istiyorum; birbirimize yabancı değiliz, sağ olsun evimize kadar gelip rahatsızlığımızda bizi ziyaret etme nezaketini de göstermişlerdir. NATO’nun önemli iki ülkesi olarak, NATO’da iki önemli müttefik olarak, nasıl oluyor da NATO ile yakından uzaktan alakası olmayan bir Ermeni lobisine Türkiye’yi değişiyorsunuz?”

Bu konuşma metnini kim yazmışsa ona şunu sormak isterim: Terazinin bir kefesine Ermeni lobisini koymak, bir kefesine Türkiye’yi koymak, Türkiye’yi böyle mukayese etmek hangi süper zekanın aklıdır?

ABD’ye tepki mi bu şimdi?

Yerlilik ve millilik böyle mi oluyor?

Madem ki karşımızda bir Ermeni lobisi var, biz ise NATO üyesi bir ülkeyiz ve ABD’nin müttefikiyiz.

Güçlü bir ülke, terazi kefelerine böyle konulur, eşitlenir mi?

Bir devlet böyle bir durumda “bizi”, “onlara” nasıl tercih ettiniz diye sitem eder mi? Böyle devlet dili olur mu?

***

Önce küçük bir parantez açmak istiyorum. Bir politikacı olarak Erdoğan artık beni şaşırtmıyor galiba…

Bugün Biden’e ABD’nin ve Türkiye’nin NATO’nun iki önemli ülkesi, hatta Türkiye’nin NATO’nun önemli bir müttefiki olduğunu hatırlatıyor.
Dün NATO o kadar değerli bir kart değildi Erdoğan için. Bugün NATO üyeliği değerli ama Türkiye dün NATO üyeliğiyle bağdaşmayan adımlar atarak S -400’ler’i alabildi mesela. Hem de alındığı takdirde Türkiye’ye yönelik Türk savunma sanayisini hedef alan yaptırımların geleceği ve bu yaptırımların kapsamlı sonuçları olacağı uyarılarına rağmen…

O uyarılar yapılırken Sayın Erdoğan NATO’ya “Atı aldık, Üsküdar’ı geçtik biz maalesef” eli sallıyordu:

Buradan NATO’ya da diğer müttefiklerimize de açıkça ifade ediyorum; biz S-400’leri zaten aldık, iş bitti. Zaten NATO’nun güvenirliliği de tartışılır, sorgulanır hale gelmiştir.” (19 Kasım 2017)

İki yıl önce Erdoğan NATO’nun güvenirliliğinin tartışılır, sorgulanır olduğunu söylüyordu, bugün NATO’nun en önemli müttefikinin Türkiye olduğu hatırlatmasını yapıyor!

Parantezi kapatalım.

****

Şimdi gelelim madalyonun öteki yüzüne.

***

ABD Başkanı Biden’ın 24 Nisan’da yapacağı açıklamada “soykırım” diyeceği beklenmedik bir durum muydu?

Değildi.

Bunu çok fazla büyütmeye gerek yok. Dün Hürriyet gazetesinden Sedat Ergin merhum Turgut Özal’ın başbakanlığı dönemine ilişkin şu anekdotu aktardı:

Tarih 14 Aralık 1988. ABD’deki başkanlık seçiminin bir ay kadar sonrasıydı. Beyaz Saray’da iki dönemi tamamlayan Ronald Reagan’ın ardından yerine kendisinin ‘Başbakan Yardımcısı’ olan ‘Baba’ George Bush seçilmişti.

Özal, Ocak ayındaki resmi ant içme törenini beklemeden, yani Bush daha işbaşı yapmadan Washington’a gelmişti.
O yıllarda Kongre’de sıkça “Ermeni soykırımı” tasarıları gündeme giriyor, Türk-ABD ilişkileri de her seferinde bu tasarıların yarattığı yüksek basınç alanı içinde sıkışıyordu
.”

Sayın Ergin Washington ziyaretinde özetle ABD “soykırımı” kabul ederse diye ne olacak, diye sormuş, Özal da şu yanıtı vermiş:

Bazen ne derler, tek atımlık bir silahtır. Atarsın, biter gider... Ama devamlı ‘Seni öldüreceğim, sana bir şeyler yapacağım’ diye bir şantaj hikâyesinden çıkarmak icap eder bazen. Ama yapabilir miyiz, yapamaz mıyız, bunu iyi tartacağız...” (Hürriyet, 27 Nisan)

Aslında bu ABD’nin tek atımlık silahı da olmadı. 40 yıl öncede atıldı bu silah. Ne oldu? Hiçbir şey.

Biden’ın 1915 yılı olaylarını “soykırım” olarak nitelendirmesini Türkiye karşıtlığı hatta Erdoğan karşıtlığı üzerinden değerlendirmek yanlış olur. Haksızlık da olur. Bunu insan hakları, işkence gibi konularda hassasiyet gösteren, ilkesel davranan bir siyasetçi üzerinden değerlendirmek lazım.

Nitekim Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmak isteyen, Türkiye’yi kaybetmek isteyen, önemsemeyen bir lider bir gün öncesinde Erdoğan’ı aramaz, öncesinden haber vermez, gerekçelerini anlatmazdı. Bunun 20 yıllık bir seçim vaadi olduğunu “Bunu yerine getirmezsem kendimle çelişirim” izahında bulunmazdı.

Şu haklı bir soru. Seçim kampanyalarında 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlayacağını söyleyen, sözü veren tek siyasetçi Joe Biden mı?

Bütün ABD başkan adayları seçim kampanyalarında “Ermeni Soykırımı” demeyi vaat ettiler. Ama seçildikten sonra da Türkiye’nin hassasiyeti güdülerek “büyük felaket” dediler.

Türkiye bugün ciddi anlamda güçlü, itibarlı bir ülke olsaydı selefleri gibi Biden da “soykırım” deme konusunda kırk kez düşünür belki de bunun başka bir yolunu bulurdu.

Asıl üzücü olan şu, Türkiye’nin lehine açıklama yapan, Türkiye’yi savunan kimse olmadı.

19 yıldır ülkeyi yöneten AK Parti “Türkiye bu hale bizim zamanımızda nasıl geldi, bu kadar nasıl yalnızlaştırdık bu ülkeyi” diye sorması ve cevaplaması lazım.

***

En nihayetinde Biden’ın “soykırım” demesinin siyasi boyutu var. Hukuki yönü olacak mı? Washington Ankara’ya “hukuki sonucu” olmayacak sözü vermiş. (Hande Fırat, 27 Nisan)

Türkiye’nin sağduyulu davranması, vereceği tepkilerde diplomatik dilini koruması gerekir.

Sonuçta soykırım değilse bile 1915 yılındaki tehcirle Ermeniler ölüme terkedildiler. Büyük bir dram yaşandı. Sorumsuzluk yaşandı. Tehcir edilen insanları korumaya yönelik tedbir genelgesi çıkartıldı. Doğru! Ama o tedbirlerin sadece kağıtta yazılı kaldığı da tarihi bir gerçektir.

Merhum Özal’ın dediği gibi bir atımlık silah. Atıldı ve bitti. Üstelik ‘soykırım’ diyen ne ilk ülke de değildi ABD.

Dolayısıyla Ankara bu kez soğukkanlılığı elden bırakmamalı. Diplomasiye sarılmalıdır. ABD ile onca sorunumuz varken bir de bu mesele ilave edilmemelidir.