• 13.05.2021 14:26
  • (84)

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, bayramdan hemen sonra eski bakan Ruhsar Pekcan hakkında Meclis Soruşturması açılması için önerge vereceklerini, Meclis’teki bütün milletvekillerinden de bu önergeye destek beklediklerini çünkü bunun “Milletvekilleri için büyük bir ahlaki sınav” olduğunu söyledi.

Bir bakanın, kendi bakanlığına ve bağlı kuruluşlarına eşinin şirketi üzerinden ihalesiz ve yüksek fiyatla dezenfektan satmasının tek bir adı vardır o da yolsuzluktur. Skandaldır. Hoşgörülmesi mümkün olmayan bir suçtur. Dünyanın neresine giderseniz gidin durum değişmez.

Nedir yolsuzluk?

Devlet ve hükümet gücünün, devlet yetkilileri, makam sahipleri tarafından kişisel gelir ve servetleri için kullanılması. Yani makamlarını ranta çevirmek.

Nitekim 19 yıldır ülkenin yönetiminde olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakanlığı döneminde çıktığı her televizyon kanalında, partisinin grup toplantılarında ve miting meydanlarında yolsuzluğa geçit vermemekle övünmedi mi?

***

Sayın Erdoğan 2006 tarihinde diyordu ki:

Ahlak zemini zayıf siyasetten Türkiye çok çekti. Çamurun üstüne oturmam diyen siyasetçilerin üstü başı bu ülkede çamur oldu. Yolsuzlukla eli kirlenen hiç kimse, bu büyük aile içerisinde barınamayacaktır. Artık, bu ülkede sistemli yolsuzluğun zemini kalmamıştır. münferit dahi olsa yanlışlara, haksız kazançlara asla göz yummadık bundan sonra da göz yummayacağız.” (24 Haziran)

Türkiye’de Yolsuzluğun Önlenmesi İçin Etik Proje toplantısına katılan Erdoğan yolsuzluklara karşı bütün sivil toplum kuruluşlarından ve vatandaşlardan yardım istemiş ve şöyle demişti:

Kamu görevlilerinin yaptığı da kayıt dışı ekonomik ve kayıt dışı istihdam da yolsuzluktur. Kim yolsuzluğa tevessül ederse hesabını yargıda verir. Denetim yaparak, yoklayarak ve hukuk kuralları koyarak yolsuzlukla mücadelemizi sürdüreceğiz.” (7 Şubat 2008)

20 Ekim 2008 tarihli konuşmasında milletvekillerine şöyle sesleniyordu:

Yolsuzluğu asla kabul etmedik, etmiyoruz. Bu işe bulaşmış arkadaşlar varsa asla bu konuda taviz vermedik, vermeyiz. Zaten bir kısmını da partimizden ihraç ettik. Çünkü yolsuzluk, nitelikli hırsızlık demektir. Yıllardır hep kamu görevlilerinin yaptığı yolsuzluklar konuşuldu. Yolsuzluk kamunun hakkını, milletinin hizmet olarak dönecek vergiyi milletten esirgemektir. Yolsuzlukla mücadele bu yüzden, kamuyla, özel sektörle, toplumla, bireyle topyekün olarak gündemimize almamız gerekiyor.”

Erdoğan her fırsatta “3 Y ile mücadele” için iktidara geldiklerini dillendirdi.

Nitekim AK Parti 2001’de kurulurken parti programlarına şöyle yazmışlardı:

“ Siyasetin kirlendiği, siyasi alanın iyice daraltıldığı ülkemizde; siyasetin ve siyasetçinin yeniden saygın ve güven veren bir konuma getirilmesi gerçekleştirmek istediğimiz bir hedeftir. Siyasetin dürüstlük ve liyakati esas alan bir yapıya kavuşturulması, siyasi finansmanın denetlenebilir ve şeffaf olması, ülkemizdeki siyaset kurumunun en temel ihtiyacıdır.”

Şimdi bu durumda olması gereken nedir?

AK Partili milletvekillerinin, AK Parti hükümetinin topyekun olarak Ruhsar Pekcan’la ilgili önergeye “ama, fakat, lakin” demeden destek vermeleridir.

Aslında bu önergeyi AK Parti’nin CHP’ye bırakmaması gerekirdi.

***

AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş’a, CHP’nin eski bakan Ruhsar Pekcan hakkında vereceği araştırma önergesi hakkında AK Parti’nin tavrının ne olacağı ve bir bakanın kocasına ait şirketten kendi bakanlığına dezenfekten almasının etik olup olmadığı sorulmuş.

Elitaş’ın cevabı şöyle:

15 Temmuz gecesi bazı akaryakıt istasyonları akaryakıt satışını durdurdular. Ticari kurallar çerçevesinde ve o günkü şartlar altında, alkolün bulunamadığı bir dönemde insanların dezenfektana büyük ihtiyaç duyduğu dönemde -ki çok iyi biliyorum normal zamanlarda 3-4 lira olan alkol fiyatları 25 liraya kadar çıktığı dönemde- fiyatları da o günkü şartlarda değerlendirmek lazım.”

Ve şöyle devam ediyor Elitaş:

Kamunun ya da ilgililerin ihtiyaç duyduğu bir dönemde elinizde varken ‘kusura bakmayın benim eşim bakan, vermiyorum’ demek ne kadar doğru olurdu?”

Bakar mısınız cevaba?!

Ne yapsaymış Ruhsar Pekcan, ‘eşim bakan ben dezenfektan vermiyorum mu’ deseymiş? Böyle demesi daha mı doğru olurmuş?

Ne yapalım Sayın Elitaş, ne buyurursunuz?

Ruhsar Pekcan’dan “bu etik ve ahlaki tavrından!” dolayı ülke olarak özür mü dileyelim?

Evet Sayın Elitaş…

Pekcan ve eşinin öyle davranması gerekiyordu, “ben bakanım, benim eşimin şirketinden dezenfektan satın almamız doğru değil, ahlaki değil, bu suç” demeliydi.

Kanuna, mevzuata uysa bile ahlaka, vicdana uymaz demeliydi.

Hadi sayın Elitaş, hazır meseleyi muazzam bir şekilde 15 Temmuz’a da bağlamışken, hızınızı kesmeyin, “çünkü ülkede tek şirket olarak da orası kalmıştı” diyerek anlattığınız masala devam edin. Hatta meseleyi “vatanseverliğe, hayırseverliğe, fedakarlığa” bağlayın, eksik bırakmayın, olmuşken tam olsun!

Sayın Elitaş, benim yine de kafam karıştı, beni mazur görünüz. Madem ki Ruhsar Pekcan, kamunun ihtiyacının olduğu bir dönemde, elinde dezenfektanlarla hızır gibi yetişti. Etik olmayan bir durum söz konusu değil. Madem ki asıl sorun aksi tavır sergilemesi olurdu.

O zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan Pekcan’ı görevden niye aldı?

***

Sayın Elitaş, sizi, sizin liderinizin sözleriyle baş başa bırakıyorum:

Lideriniz Erdoğan diyor ki, siyasetin tek limanı vardır o da ahlaktır. (4 Haziran 2006)

Erdoğan diyor ki, ahlakı olmayan siyasetin, siyasetçinin ülkeye de millete de faydası yoktur. Siyaset ilkelerle, prensiplerle, değerlerle yapılması gereken bir iştir. (30 Nisan 2018)