• 30.06.2021 21:10
  • (180)

Sedat Peker 2 Mayıs gününden beri yayınladığı videolarda ve sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda onlarca isme ve kuruma yönelik ciddi suçlamalarda bulundu, bulunmaya da devam ediyor.

AK Parti’nin iktidara geldikten sonra yaptığı ilk önemli ‘icraat’lardan biri Salih Kapusuz’un 24 AK Parti milletvekiliyle birlikte yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi için Meclis araştırması açılmasına yönelik verdiği önergeydi.

Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek 7 Ocak 2003 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşma da yolsuzlukların araştırılması için Meclis Araştırması Komisyonunun gerekliliğini şöyle anlatmıştı:

Hukuk, kendisinden korumasını istediğimiz ve beklediğimiz adaleti yok etmeye yönelmemelidir. Hukuk, adalet terazisinde tartılmalı... Devletin de hukuk süzgecinden geçmesi gerekir ki, sonuçta vardığımız nokta hukuk devleti olsun. Eğer, bir ülkede hukuk soygun aracı haline geliyorsa, orada ciddî tehlike var demektir; o sebeple, hukuk, soygun aracı haline de gelmemelidir, bu, insanlık tarihinin şahit olduğu en menfur yozlaşma olur.”

***

Peker, sosyal medya hesabından yaptığı son paylaşımda “FETÖ Borsası” hakkında çok ciddi iddialarda bulundu. Siyasetçiler, gazeteciler, emniyet, yargı ve MİT mensuplarından oluşan bu yapının, FETÖ soruşturması kapsamında yargılanan, mal varlıklarına el konulan iş insanlarının dava dosyalarını para karşılığında kapattırdıkları ve sicillerini temizlettirdikleri kamuoyunca da biliniyor.

Yargı mensuplarıyla ilgili yolsuzluk iddiaları var. İktidar siyasetçileriyle ilgili ayyuka çıkmış iddialar var. Mafya siyaset ilişkileri hakkındaki iddialar ayyuka çıkmış durumda.

Sedat Peker’den 10 bin dolar maaş aldığı iddia edilen bir milletvekili var. İçişleri Bakanı Soylu söyledi ancak hala bunun kim olduğu bilinmiyor.

Sezgin Baran Korkmaz kara para aklama suçuyla Avusturya’da ABD’nin talebiyle tutuklandı. Kimi iktidar siyasetçilerinin ve bürokratlarının hatta Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlarının ismi SBK ile çıkar ilişkileri içine girdiği iddia ediliyor.

Yargı bir türlü harekete geçmiyor. Yolsuzluklarla mücadele vaadiyle iktidara gelen AK Parti ve Erdoğan sessizliğini koruyor.

***

Sayın Çiçek’in konuşmasına dönelim. Yolsuzluk denilen hadisenin aysberg gibi olduğunu söyleyen Çiçek diyor ki:

Yolsuzluk dediğimiz olay, aysberk gibi bir olay; bunun, suyun üstünde olan kısmı var, suyun altında olan kısmı var, sistemden kaynaklanan kısmı var; insandan, yönetimden ve siyasetten kaynaklanan kısımları var. Bunların hepsini bir bütün içerisinde değerlendirmek ve sonuçta, bir iyi noktaya birlikte varmamız gerekiyor.”

Yargı harekete geçmiş olsa doğrunun yanlışın, yozlaşmadaki derinliğin ne olduğu da ortaya çıkacak.

2003’te yolsuzlukların araştırılması için Meclis’e önerge veren AK Parti bugün CHP’nin teklifini geri çeviriyor.

Cemil Çiçek’in şu sözleri ne kadar tanıdık gelecek:

Özellikle büyük yolsuzlukların olduğu iddia edilen Hazineyle ilgili, bankalarla ilgili bir kısım sorulara, her defasında bunlar ticarî sırdır’ denilmek suretiyle -birçok alanda istismar var; ama, herkes onu biliyor- en çok istismar edilen konuların başında, bu sır kavramı geliyor. Neyi soruyorsanız, hangi bankadan, kime ne kredi verdiniz; otomatik olarak size cevap geliyor: Bu sırdır, ticarî sırdır açıklayamayız’ Bu sırrın da sırrını çözmemiz gerekiyor.”

Sizin de aklınıza hemen Ziraat Bankası’nın Demirören’e verdiği kredilerin ne olduğu sorusu geldi değil mi?

AK Partili bir milletvekilinin “açıklanması ekonomiyi kötü etkiler” açıklaması kayıtlara geçti.

Ve dün “ticari sır” söylemini eleştiren AK Parti’nin bugün aynı argümana sarılmış durumda olması ne kadar vahim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin MYK toplantısında Sedat Peker’in iddialarının ciddiye alınmaması gerektiğini söylemiş... AK Parti MYK’sındaki isimler hatta milletvekilleri ciddiye almayacaklar ama ciddiye alan, AK Parti’ye yolsuzlukları yakıştıran kamuoyu ne olacak?

Sayın Çiçek yolsuzluk iddialarının toplumun tüm katmanlarında derin yaralar açtığını ve izler bıraktığını söylüyor.

Bir toplumda çürümeyi başlatan ve o toplumu çökerten en büyük organize suç unsuru yolsuzluktur. Bu suç tek başına işlenmez, ona eşlik etmiş işadamları, siyasiler ve bürokratlar ve ortakları vardır. Her geçen gün, balina, paraşüt, bufalo, beyaz enerji, mavi akım, bankaların içinin boşaltılması, sosyal güvenlik kurumlarındaki vurgunlar, sadece ülke gündemini meşgul etmiş olmuyor, insanımızın hafızasını işgal ediyor, insanımızın psikolojisini bozuyor, âdeta insanımızın kimyasını bozuyor, ülkemize de büyük oranda, maalesef, zaman kaybettiriyor.”

Sayın Çiçek’e katılmamak mümkün mü?

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan ciddiye almıyor ancak ayyuka çıkan iddialar sadece AK Parti’den kopuşları sağlamıyor, iktidara güveni yerle bir ediyor, aynı zamanda toplumun psikolojisini de bozuyor.

Ülkemizde 20 binin üzerinde yargı mensubu var, 20 binin içinde Peker’in iddialarını ciddiye alan, Peker’in iddialarının doğru olup olmadığını merak eden, harekete geçen bir yargı mensubu yok.

Bu artık çürümeyle yozlaşmayla tanımlamanın bile ötesine geçmiş durumda.

CHP’li bir milletvekiliyle, belediye başkanıyla ilgili en küçük bir iddiada yıldırım hızıyla harekete geçen yargı, iktidar siyasetçileriyle, bürokratlarıyla ilgili bu kadar vahim iddialar karşısında neden harekete geçmiyor?

***

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan ‘Mesleki Hayat Bağlamında Özel Hayata Saygı Hakkı Sempozyumu’ndaki konuşmasındaki şu sözleri, sanırım bu sorunun cevabını veriyor:

Hukuk devletinde uzaktan kumandalı yargı da yargıç da düşünülemez. Yargı mensubu aklını kullanmak zorunda olan kişidir. Bu nedenle hakim ve savcılar, sadece akıllarını kullanırken cesarete ihtiyaç duyabilirler. Kant’ın belirttiği üzere kendi aklını kullanmaya cesaret edemeyenler, vesayet altında kalmaya mahkumdur, vesayet altındaki yargısal akıl ise adaleti tesis edemez.”

Sayın Arslan şöyle diyor:

Mahkemelerin adaletin arayışına cevap veremediği bir yerde hukuk dışı arayışlarının ortaya çıkması kaçınılmazdır.”

Sedat Peker’in ortaya attığı iddialar bugün nasıl bir Türkiye tablosu ortaya koyuyor:

Devlet, mafya, siyaset, medya iç içe geçmiş, mafyalar, çeteler ülkede bir düzen kurmuşlar ülkeyi dört koldan sarmışlar.

İçişleri eski bakanı Mehmet Ağar’ın Yalıkavak Marina için yaptığı “Biz olmasak mafya çökecekti” açıklama, sürçülisan falan değil korkunç bir gerçeğin itirafıydı aslında.

***

Karar Tv’de Yıldıray Oğur ile birlikte yaptığımız programda dün iyi bir Ankara gazetecisi olan T24 yazarı Tolga Şardan’ı ağırladık. Sayın Şardan Soylu’nun dikkatlerden kaçan konuşmasını hatırlattı:

Hatırlıyor musunuz İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Sedat Peker’in iddialarına cevap vermek için çıktığı bir televizyon programında elinde bir harita göstermişti. O programda Sayın Soylu 15 Temmuz 2016’dan bugüne kadar ülke genelinde 307 operasyonla 305 organize suç örgütünü çökerttiğini söyledi. Sadece Mayıs ayında ülke genelinde 17 bin uyuşturucuyla mücadele kapsamında operasyon yapılmış. ”

Sayın Soylu bunu bir başarı hikayesi olarak anlatıyor ancak bu çok vahim değil mi, ülkemiz adına?

Hangi ülkede ve nasıl bir ülkede bir ay içinde uyuşturucuyla mücadele için 17 bin operasyon yapılır?

17 bin operasyonun yapıldığı bir ülke nasıl tanımlanabilir?

305 organize örgütünün çökertildiği gerçeği aynı zamanda ülkemizde aynı zamanda 305 organize suç örgütünün varlığını teyit eder?

Bu kadar suç örgütü nasıl kendisine yer bulabilir?

Son iki aydır yaşananların bize söylediği acı gerçek şu:

Siyasal yozlaşmadaki son eşik kamu görevlileri ile mafya ve çeteler arasında ilişkilerin gelişmesidir ki son eşikteyiz. Politikacılar, üst düzey bürokratlar, emniyet, yargı mensupları özel çıkar temin etmek için mafyayla, aşiretlerle, çetelerle, yasa dışı örgütlerle işbirliği içine girdikleri görülüyor.

Mafyanın, çetenin birileri adına ihalelerde aracılık veya benzeri roller üstlenmeye başlaması yozlaşma virüsünün artık devleti entübe ettiğini ortaya koyar.

Acı ama ülkemizin gerçeği maalesef budur.