• 31.08.2021 06:33

Bosna Hersek ve Karabağ dönüşü sırasında uçaktaki gazetecilere konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, IMF’nin özel rezervinden Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın kasasına giren 6. 4 milyar dolar için “Bu, üye ülkelerin kullanımına açılmış bir kaynak” diye konuşmuş.

Her ne kadar uçaktaki bir gazeteciye “Efendim muhalefet partilerinin IMF’nin özel çekim hakkını Stand-By anlaşması gibi lanse etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye sordurulsa da aksini söyleyen olmadı.

Evet, IMF tarafından “üye 190 ülkeye kotaları ile doğrudan orantılı bir şekilde tahsis edilen” açık bir kaynak.

Nitekim IMF Başkanı Kristaline Georgieva 2 Ağustos’ta 650 milyar dolarlık rezerv dağıtımı ile ilgili yaptığı açıklamada “23 Ağustos’ta yürürlüğe girecek olan SDR dağımı, tüm üyelere fayda sağlayacak, uzun vadeli küresel rezerv ihtiyacını ele alacak, güven inşa edecek ve küresel ekonominin esnekliğini ve istikrarını sağlayacaktır” demiş ve bu para tahsisinin özellikle COVİD-19 krizinin etkisiyle başa çıkmak için mücadele eden en savunmasız ülkelere yardımcı olacağını olacağının altını çizmişti.

Bilinmeyen bir durum yoktu yani, 23 Ağustos’ta Merkez Bankası’nın kasasına 6.4 milyar dolar gireceğini sağır sultan bile biliyordu.

Yıllardır IMF ile defterlerin bir daha açılmamak üzere kapatıldığını ilan eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da bir iktidar yetkilisi çıkıp da “Daha öncede ifade ettiğimiz gibi IMF ile defterleri bir daha açılmamak üzere kapattık, ekonomimiz şahlanış döneminde bizim bu açık kaynaklardan kullanacağımız paraya ihtiyacımız yok” açıklaması yapmadı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin 5 Şubat 2019 tarihli grup toplantısında şöyle demiş:

‘’Türkiye 2013 yılı mayıs ayında IMF defterini kapatmıştır ve bir daha da açmayacaktır.”TBMM Genel Kurulunda yaptığı 1 Ekim 2019 tarihli konuşması şöyle:

“IMF defterini tekrar açılmamak üzere Mayıs 2013’te kapattığımızın altını çizerek tekrar ifade etmek istiyorum.”

Sayın Erdoğan’ın “altını çizerek tekrar ifade etmek istiyorum” vurgusu önemli, zira AK Parti’nin Kızılcahamam’da gerçekleştirilen 27. İstişare ve Değerlendirme Toplantısında yaptığı 7 Ekim 2018 tarihli konuşmasında da “IMF ile defterleri bir daha açmamak üzere” kapattığını ifade etmişti.

Şu da 22 Mayıs 2020 tarihli video konferans yöntemiyle partisinin il başkanlarına yaptığı konuşmadan:

“IMF defterini 2013’ün mayıs ayında kapattık. O defteri bir daha açmayacağız. Söyledik ama CHP hala saldırıyor, IMF’den para alacaklar diye. Bu CHP’nin IMF sevdasının gerisinde Türkiye’yi geçmişteki siyasi ve ekonomik teslimiyet devrine döndürme özlemi vardır.”

Merkez Bankası’nın kasasına giren SDR de en nihayetinde borç değil mi? Sayın Erdoğan bunu neden açıklamıyor çıkıp da?

Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türk ekonomisi toparlanma sürecini geride bırakarak atılım ve şahlanış dönemine girdiğini ispatlamış oldu. Bu gerçeği yabancı kuruluşlar da kabullenmeye başladı” açıklamasının üzerinden daha bir hafta geçmeden IMF’den para almak bunu da gizlemek tuhaf ve tutarsızlık değil mi?

Tamam ABD’de de aldı, Almanya’da aldı ama ne Almanya’da ne Amerika’da devleti yönetenler IMF’i şeytanlaştıran bir siyaset gütmediler, bir aktivist gibi IMF karşıtlığı da yapmadılar.

Muhalefet partilerinin ve ülkemizdeki ekonomistlerin tepki göstermesinin sebebi de buydu.

Muhalefet partilerinin ve ülkemizdeki eko sağır sultanın bile haberdar olduğu bu gerçeğin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “süreci tamamlanan işlemler” diyerek gizlenmesi, bürokratik işlemlermiş gibi gösterilmesi dahası Merkez Bankası’nın rezervine giren 6.4 milyar dolardan sanki hükümetin başarıymış, kazanımıymış gibi gösterilmesineydi. oldu. (24 Ağustos)

Tuhaf olan buydu.

***

Şu soruları sormak hakkımız değil mi? IMF ile defterlerin kapanması nasıl oluyor?

Türkiye’nin IMF ile kapattığı defterler böylece yeniden açılmış mı oldu? Yeniden ne zaman açıldı peki?

Sayın Cumhurbaşkanı sizinle bir TV programı yapacak olsaydım şu soruyu sorardım: “9 Temmuz 2020 tarihli konuşmanızda IMF bizden 5 milyar avro borç istedi. O zaman başbakan olarak dedim ki ‘verin’. Sonra dedik ki ‘bugün borç alan yarın bizden talimat alır.’ Biz IMF’den borç alan bir iktidar olmayacağız demiştiniz. Şimdi, açık kaynak bile olsa IMF’den bu parayı neden aldınız?”

Sonuçta adı ister SDR olsun, isterse “bütün üye ülkelerin kullanımına açık bir kaynak” olsun, netice de “öyle ya da böyle” Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın kasasına IMF’den para girdi mi, girmedi mi?

Uçaktaki gazeteciler sormamış ama ben sormak isterim: Sayın Cumhurbaşkanı IMF’nin özel rezervinden tahsis edilen 6.4 milyar dolarla Merkez Bankası’nın rezervinin 115 milyar dolara yükselmiş olur mu? Sonuçta 6.4 milyar dolar da borç, borç parayla yükselen rezervden bizim rezervimiz diye bahsedebilir miyiz?

Bütün bu sorular Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yöneltilmeyebilirdi. Eğer Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bütün siyasetini IMF karşıtlığı üzerine kurmamış ve IMF’i bu derece şeytanlaştırmamış olsaydı.

***

En önemli soru şu: Bu SDR dediğimiz şey paraya çevrilebiliyor mu? İktidar bunu kullanabiliyor mu?

Ülkelerin ihtiyaç halinde Euro’ya, Sterline, Yen ve Yuan’a çevirip kullanabildiklerini söyleyen Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı Kerim Rota “Dolayısıyla bugünden sonra takip edilmesi gereken asıl husus Hazine’nin bu parayı çekip çekmeyeceği olacaktır” dedi.

Kerim Rota önemli bir isim. Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarının eksiye düştüğünü, eridiğini ilk Sayın Rota ortaya çıkardı.

Erdoğan’ın “süreci tamamlanan işlemler” diyerek geçiştirdiği 6.4 milyar doların aslında Merkez Bankası’nın kasasına verilmiş bir emanet olduğunu söyleyen Rota’nın şu sözleri önemli:

TCMB hesaplarına giren 6.4 milyar dolar eşdeğeri SDR aslında IMF tarafından TCMB ye verilen bir emanet. Bir vadesi olmamakla beraber, IMF ihtiyaç duyması halinde bu emaneti geri isteyebilir veya yeni bir kaynağın kendisine kullandırılmasını talep edebilir. Dolayısıyla bunu herhangi bir vadesi olmayan, faiz maliyeti de neredeyse olmayan bir borç olarak düşünebiliriz.”

Sayın Rotay SDR’nin diğer borçlanma şeklinden farkını şöyle anlatıyor:“TCMB yaptığı diğer borçlanmalar karşılığında hesabına giren dövizleri rezervine ilave ediyor ve hesaplarında tutuyor. Bu nedenle bu tutarları hükümete veya hazineye kullandırması belli kurallara tabii. Örneğin yıllık karını veya karın vergisini hazineye öder veya geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi zorlamayla da olsa yedek akçe türü birikimlerini kullandırır.

Hazineye doğrudan kaynak aktarmasının tek yolu budur.Ancak IMFin SDR kaynağı aslen Hazineye veriliyor.Tüm dünyada Merkez bankaları Hazinelerden ve maliye bakanlıklarından daha itibarlı kuruluşlar olduğu için, IMF verdiği bu kaynağı hazineye vermek yerine Merkez Bankası hesaplarına geçiyor.Hazine ise dilediği zaman bu kaynağı TCMBden çekebilir. Dolayısıyla bu kaynak hazinenin TCMB den doğrudan rahatça kullanabileceği bir kaynak.Hazine, IMF den alınan bu parayı TCMB den çekmesi halinde bunu bütçe harcamalarında kullanabilir.”Bu durumda SDR aslında iktidar için gökten zembille inmiş kadar iyi bir kaynak. Stand-By anlaşmasıyla bu parayı almış olsaydı, IMF beraberinde iktidarın uyması gereken reçete verecekti, şartlar sunacaktı, paranın harcandığı yerleri denetleyecekti. Oysa iktidar bu parayı istediği gibi kullanabilecek.!

***

Bu IMF tartışması bir kez daha “iki Erdoğan” olgusunu gösterdi. Biri mesela IMF ile ilgili polemikler için “Zaman zaman IMF yandaşlığı, IMF karşıtlığı gibi içi boş, garip tartışmalar ortaya atılmaktadır. Bunlar içi boş tartışmalardır. Önemli olan dünya gerçeklerine uygun bir politika izlemektir” diyor. (7 Ağustos 2004)

Bu Erdoğan rasyonel, IMF’yi düşman görmüyor, IMF ile masaya oturmakta, IMF’den borç almakta bir beis görmüyor:

“IMF ile Şubat 2005 sonrası için kaynak kullanımını da içeren yeni bir Stand-BY için görüşmelere başlanmasına karar verdik..”(7 Ağustos 2004)

Nitekim 2005 yılında IMF ile 9.8 milyar dolar için Stand-By anlaşması için masaya oturmuş.

IMF’nin verdiği reçeteyi sonuna kadar kullanmış.

Öbür Erdoğan IMF karşıtı. Kendisinden önceki bütün iktidar partilerini, liderleri IMF ile masaya oturmakla suçluyor, IMF’i şeytanlaştırıyor ama 2005 yılında oturduğu masa gerçeğini söylemiyor.

Birinci Erdoğan “Bizde bir adet var, ülkede başımıza bir şey geldiği zaman hemen ‘dış güçler’ deriz, yabancılar deriz şu deriz bu deriz, onlara bazı isimler buluruz. Ve bunlar sebebiyle biz ayağa kalkamıyoruz, kalkınamıyoruz, birliğimiz beraberliğimiz bozuluyor filan. Yani bu doğru da olabilir ancak ben buna katılamıyorum. Niye katılamıyorum? Eğer sizin bünyeniz güçlüyse, sağlamsa, bünyede olan virüs hiçbir zaman sizin vücudunuza zarar veremez” diyor.

İkinci Erdoğan aşağıya doğru düşen bütün göstergelerin sorumlusunun dış güçler, üst akıl, haçlı ittifakı olduğunu söylüyor.