Erdoğan - Bahçeli Rejimi hızlı ve ağır bir çöküşe gidiyor. Bütün ekonomi uzmanları hemfikir, 2021’de Türkiye dış borç ödeyemez hale gelebilir. Çeteci bir anlayışın olduğu ülkede muhalefetin “Bekleyelim sandıkta giderler” tutumu durumu daha da ağırlaştırmaktan başka sonuç vermiyor. Kırgızistan ve Belarus kadar olamıyor Türkiye çünkü muhalefet de devletin denetiminde. Sivil bir muhalefeti yok ülkenin.

Demokrasi İçin Birlik (DİB) Platformu’nun tespiti doğru ve yerindedir: “İktidarın gerici, dinci ve faşist bir rejimi normalleştirme ve kalıcılaştırma hamlelerine yanıt her alanda yükseltilecek toplumsal mücadeleyle verilebilir. 'Bekleyelim giderler' politikasının etkisiz olduğu açık. Yerel demokrasiden, halkın yönetime her düzeyde etkin katılımını ve denetimini güvenceye alacak mekanizmalardan, gücün ve yetkinin en geniş şekilde paylaşılmasından, Kürt halkının anadilde yaşam ve eşit yurttaşlık taleplerini karşılayacak çözümlerden, emekçiler, yoksullar ve güvencesizler için adaletten yoksun bir demokratikleşme vaadi, toplumun bilinçli, aktif yurttaşlar olarak demokratik mücadeleye katılmasını sağlayamaz. Halkın rolünü sadece oy vermeye indirgeyen hiçbir muhalefet hareketi sandıkta bile başarı kazanamaz.

Şimdi içinde bulunduğumuz tarihi anın demokrasi güçlerine işaret ettiği yol, tek adam rejimine karşı en geniş cephenin oluşturulmasını gözetirken, halkın yakıcı sorunlarını öne alan bir toplumsal muhalefet hareketi yaratabilmek.

Halkın; yalnız her düzeyde bu muhalefet hareketine katılabilmesinin değil, bizzat bu muhalefetin yaratıcısı olmasının araçlarını oluşturmak görevi, Meclis içinde ve dışındaki bütün demokrasi güçlerinin önünde duruyor.”

Bunun için yapılması gereken açık: Yolsuzluk, yoksullukla mücadele, insan hakları ihlalleri ve hukukun iğfal edilmesine karşı sesini yükseltme. Türkiye’de yandaş medyanın sürekli gündemde tuttuğu bir “terör” sorunu var. Bu yaygaranın ardında bugün Türkiye’de hakim “devlet terörü”nü gölgelemek.

Muhalefetin vahim insan hakları ihlallerinin üstüne cesaretle gitmemesi, devletin bekası adına sineye çekmesi giderek sınır tanımayan ihlalleri her geçen gün daha da tırmandırıyor. Bu ülke, insanların helikopterden atılıp öldürülüyor, sıradan bir olay muamelesi görüyor. İnsanları helikopterden atanlar değil, olayın haberini yapanlar cezalandırılıyor.

“FETÖ” iddiasıyla hüküm giymiş yüksek yargıçlar cezaevinde gardiyanlardan işkence görüyor, tık çıkmıyor. Katilleri, tecavüzcüleri, mafya liderlerini serbest bırakan iktidar Kürtleri, gazetecileri, bebekli anneleri ölümcül bir salgın döneminde demir parmaklıklar arkasında tutmaya devam ediyor, kimse rahatsızlık duymuyor.

Ermenistan, Kıbrıs, Suriye, Yunanistan üzerinden toplumda bir histeri durumu yaratan AKP-MHP Rejimi’ne en büyük yardımı muhalefet yapıyor. Türkiye’yi dünyada giderek yalnızlaştıran ve giderek büyük bir belaya sürükleyen bu adımlara her gün destek veriyor. Suriye’den cihatçı teröristlerin Azerbaycan Cephesi’ne taşınmasının ülkenin başına nasıl belalar açabileceğini bile seslendiremiyor.

Haftada bir konuşup damadın ekonomi yönetimine yüklenerek çözülemeyecek ağırlıkta ülkenin sorunları ve giderek birliğini tehdit eden bir hal alıyor. Bu tabloda ülkenin ihtiyacı Kürt, Türk, Alevi, Sünni demeden demokrasi, hukukun üstünlüğü diyen tüm kesimleri buluşturup güçlü bir toplumsal muhalefeti yaratmak. Bu gerçek görülmediği sürece ülkenin çöküşten ve beladan kurtulması mümkün değil.

Kürtlerin çektiğini kör ve sağır kalan bir muhalefetin Erdoğan nefreti nedeniyle Kürt oylarını alabileceği veya Türkiye’nin özgür ve eşit bir seçime gideceğini düşünmesi ham bir hayaldir. Önümüzdeki tablo, AKP-MHP Rejimi’nin en azından Kürtlerin özgür oy kullanma hakkını elinden alacağı ve Türkçü-İslamcı bir seçim modeline yöneleceğini açıkça gösteriyor.

Kürtlere sahip çıkmayan bir muhalefetin başarı şansı yoktur, olamaz. Bu gerçek görünmezse koyu bir faşizmin içinde yaşamaya devam eder Türkiye...

  • Abone ol