Türkiye’yi Batı’dan koparmak isteyen kesimin sözcüsü İçişleri Bakanı Süleyman Soylu oldu. Muhalefetteyken demokrat, yolsuzlukla mücadelede kararlı, yüzü Batı’ya dönük bir siyasetçi kimliği çizen Soylu, iktidarın nimetlerinden yararlanmaya başladığı andan itibaren tam tersi bir çizgiye geçti ve sadece kendi geçmişini değil, Türkiye’nin tüm geçmişini de inkar eden bir noktaya geldi. Güç, para, ihtiras… Nedeni ne olursa olsun içler acısı bir tablo…

Soylu dün hedefine hem eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile HDP Kocaeli milletvekili, insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’nu aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Selahattin Demirtaş'ın serbest bırakılması yönünde verdiği kararı eleştiren Soylu, "Selahattin Demirtaş teröristtir. AİHM'nin hangi sebeple olursa olsun almış olduğu karar boşlukta bir karardır hiçbir anlamı söz konusu değildir" iddiasıyla hukuku tanımadığını, keyfi kararlarla insanları demir parmaklıklar ardında tutma çabasına devam edeceğini ortaya koydu.

“Gergerlioğlu denilen vekil FETÖ’cü bir teröristtir” suçlamasında da bulunan Soylu, "Bir kere sorabilme kabiliyetine sahip değil misiniz yahu? Kimin peşine takılıyorsunuz? Bir terör örgütünün siyasi kanadından, FETÖ'cü terör örgütünden olduğu belli olan bir vekilin peşine takılıyorsunuz. Gergerlioğlu bir FETÖ'cü teröristtir. Üzerinde sadece milletvekili kılıfı var. FETÖ'nün sözleriyle bunu ifade etmektedir. Zihni bulanmış, aklı gitmiş. FETÖ teröristi olan... Açık söylüyorum. Ben buradan yargıya da çağrıda bulunuyorum. Hakikaten bu adam teröristtir, suç duyurusunda bulunduk defalarca. Gereği yerine getirilsin” gibi aklı başında olan kimsenin arkasında durmayacağı, itibar etmeyeceği mesnetsiz, komik bir iddiada bulundu.

Önce Demirtaş’tan başlayalım. Amerika’da Trump’ın seçimi kaybetmesi, Biden’ın işbaşına gelmesiyle dünyada işlerin değişebileceğini gören Erdoğan, dümen kırmaya başladı. “Geleceğimizi Avrupa’da görüyoruz. Yeni yılda, Amerika ve Avrupa’yla olan münasebetlerimizde yeni bir sayfa açmayı arzu ediyoruz” diyerek direksiyon kırma sinyali verdi. Elinden gelse, gücü yetse Batı’nın insan hakları üzerinden kurması muhtemel çemberi, (içerideki mutlak gücünü sarsmayacak ölçüde) bir takım reform adımları ile kırmayı deneyecektir.

Bülent Arınç’ın çıkış nedeni, Erdoğan’ın hukukta reform sözleri, Adalet Bakanı’nın AİHM kararlarının bağlayıcılığı ve bunun gereğini yerine getirmeyen hakimlerin terfi edemeyeceği yolundaki açıklamaları bunun göstergeleriydi.

Önce hem Erdoğan’ın, hem de Soylu’nun hedef aldığı, kararlarını yok saydığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bakalım. Bu mahkeme ve üzerine oturduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Avrupa Konseyi’nin ürünleri. Konsey, Avrupa kıtasında hukukun üstünlüğü, insan hakları ve çoğulcu bir demokrasiyi geliştirmek ve güçlendirmek amacıyla kurulmuş. Buraya üye iseniz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uyma sözü veriyorsunuz, bu sözü tutup tutmadığınızı, Sözleşme’yi ihlal edip etmediğinizi ise AİHM denetliyor. 

Eğer, AİHM Sözleşme’ye aykırılık tespit ederse üye devletler bunu düzeltmeyi peşinen kabulleniyor. Sovyetler Birliği’nin yıkılması, Rusya, Azerbaycan gibi ülkelerin üye olması yaptırımdan çok onur sistemine dayanan Konseyin temellerinde sarsıntı yarattı. AİHM kararları yaygın bir şekilde uygulanmamaya başladı. Azerbaycan’dan yüklü maddi destek alan Konsey de bunu bir şekilde kabullendi.

Aradaki fark şu: Rusya ve Azerbaycan Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği değerlerinin bir parçası olma iddiasında değil. Koyu bir faşizan yönetim biçimine savrulmuş, zaten kokuşmuş olan yargı sistemini iyice oyuncak haline getirmiş olan Türkiye ise hala bu iddiada. Hem kendinizi Avrupa’da görüp hem de AİHM kararlarını inkar ederek bunu yapamazsınız, şizofrenik bir ülke değilseniz elbette. Azerbaycan’dan farklı olarak Avrupa’nın sermayesine de ihtiyaç duyduğunuz için hukuk olmadan yoksullaşmaya, içinden kırılmaya devam edersiniz. Türkiye’nin AKP’nin ilk beş-altı yılı ile son 10 yılı arasındaki yaşam kalitesi farkı bunu insanlara yaşatarak gösterdi. Tekli rakamlara inen faiz yeniden yüzde 17’ye yükseldi, bu gidişle 30’ları bulması işten değil.

Konumuza dönersek Türkiye, Biden’dan önce AİHM sınavı ile karşılaştı. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş’ı bu karara uyup özgürlüklerine kavuşturmazsa Konseyin ve başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri bir şey yapmaz. Zorlayıcı tedbir almaz. Ama Türkiye Avrupa değerlerinden daha da uzaklaşır, daha da yoksullaşır, daha da yalnızlaşır. 

Erdoğan’ın ittifak yapısı ve elinde başka seçenek olmaması bu ihtimalin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Avrupa’nın “Aman bize bulaşmasın da ne yaparsa yapsın” diyerek belli bir mesafede tuttuğu, her geçen gün sıradan bir Ortadoğu diktatörlüğüne dönüşümü hızlanan yalnız ve yoksul bir ülke. Kuru ekmek yiyenin aç sayılmadığı bir ülke.

Bunca baskı ve zulme rağmen hala korkuyorlar. Ellerindeki medya gücüne rağmen gündemi istedikleri gibi belirleyemiyorlar. Yandaş kanallar “AKP kapatılır mı, Türkçe Kuranı Kerim olur mu” gibi saçmalıklarla toplumu meşgul etmeye çalışılırken Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi bir insan çıkıp gerçek gündemi belirleyebiliyor. “Kral Çıplak” diyen figür oluyor.

Evet, bugün “çıplak arama” adı altında bir işkence yöntemi olduğu, bu yolla insanların onurlarının ayaklar altına alındığını, kişiliklerinin kırılmaya çalışıldığını geniş bir kesim biliyor. Gergerlioğlu sayesinde.

Gergerlioğlu günümüz Türkiyesi’nin gerçek adalet heykeli. Gözü kapalı. Tanıklık ettiği insan hakları ihlallerinde mağdurun kimliğine bakmıyor: Cemaatçi, Kürt, Türk, Alevi, Sünni, kadın-erkek, eşcinsel, inançlı veya inançsız demiyor. Çünkü insanı savunuyor. Tek başına savaşıyor ve alan açıyor.

Bu mücadele azmi, her davaya sahip çıkması ve toplumda uyandırdığı yankı güç sahiplerini, hak ihlalcilerini korkutuyor. Gergerlioğlu sadece ifşa etmiyor, delil sunuyor ve tarihe belge bırakıyor. Onlar bu belgelerle bir gün hesap vereceklerini biliyor, telaş bundan. 

Bir fıkra ile bitireyim. Adamın biri sakal traşı için berbere gitmiş. Önünde bir müşteri var. Bir bakıyor, adam sabunsuz traş ettiriyor kendisini. Şaşırıyor. Öndeki adamın işi bitip kalkıyor. Berbere soruyor, “Nasıl böyle sabunsuz traş olabildi” diye. Berber “O Aydınlı” cevabı verince “Eee, ben de Aydınlıyım. Beni de öyle traş et” diyor. Yüzünün bir yanı kan-revan içinde kalınca “Yandım kardeş, sabun sür” diye bağırıyor. Berber “Hani sen Aydınlıydın” deyince de “Aydınlı dediysek içinden demedik” karşılığı veriyor.

Türkiye ve Erdoğan da şu anda öyle. Avrupalı dediysek içinden demedik durumu...

  • Abone ol