Erdoğan yönetimindeki Türkiye içeride olduğu gibi dışarıda da bir yandan öteki yana savrulmaya devam ediyor. Düne kadar bir numaralı düşman edilen Sisi’ye sevgi duyguları ateşleniverdi. Erdoğan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar hemen her gün Türkiye ile Mısır’ın diplomatik ilişki kurma müjdesini veriyor.

Ankara yalvaran aşık durumunda resmen. Mısır ise gayet mesafeli. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı düzeyinde yaptığı sıcak açıklamalara Dışişleri Bakanlığı üzerinden soğuk ve beklentisini açıklayıp çerçevesini çizen bir açıklama yapmakla yetindi: “Mısır, Kahire ile ilişkilerini geliştirmeye çalışan herhangi bir ülkeden, bölgedeki tüm Arap ülkelerinin iç işlerine karışmaması da dahil olmak üzere, iyi komşuluk ilişkilerinin bu uluslararası hukuk ilkelerine ve iyi komşuluk ilkelerine saygı duymaya çağırıyor ve Türk kardeşlerimizle Mısır halkı arasındaki bağlara verdiğimiz önemi vurguluyoruz.”

İçişlerimize karışmayın, iyi komşuluk ilişkisine saygı gösterin ve kibarca “Libya’dan çıkın” derken Erdoğan Rejimi Türk halkını ayrı tuttuğunu gösteren bir açıklama bu.

Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Ege’de yalnızlaştıran, Mısır, İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan’ı ortak bir cephede birleştiren neden neydi? Erdoğan’ın dış politikayı askeri güce indirgeyen bir tutuma girmesi, sorunları müzakere masasında çözmekten çok güç ile hak iddiasına dayalı yaklaşımıydı. Bu politika sadece bölge ülkelerinin değil, tüm ülke ve uluslararası kurumların Ankara’nın karşısında yer almasıyla sonuçlandı. Sonuç itibariyle Erdoğan yönetimi büyük havalarla Akdeniz’e gönderdiği araştırma gemilerini geri çekip limana bağladı, Akdeniz’den gelecek müjdeli haber bir başka bahara kaldı.

Şimdi Atina karşısında kaybettiği kozları birer ikişer geri alma derdinde, İsrail ile, Mısır ile ilişkileri normalleştirme derdinde. İki ülke ve liderlerini hakaretler savurup diplomatik ilişkileri kopardıktan sonra. Mursi’ye öfke ve nefreti Neo-Osmanlı’cı hayallerine dur dediği, Mısır, Filistin ve Suriye’de kurmayı hayal ettiği İhvan İmparatorluğu’nu engellediği içindi. Şimdi unuttuğu neleri söylemiş ve yapmıştı Sisi’ye bir bakalım:

“Suudi Arabistan ziyareti öncesi Atatürk Havalimanı’nda basın toplantısı düzenleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad'daki temasları kapsamında Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile görüşüp görüşmeyeceğine ilişkin soruya, "Şaka yapıyorsun herhalde. Böyle bir şey arkadaşlar söz konusu değil. Bizim gündemimizde böyle bir şey asla söz konusu değil. Böyle bir şeyin olabilmesi için çok ciddi bir defa olumlu istikamette adımların atılabilmesi lazım" yanıtını verdi.

BM Genel Kurulda yaptığı konuşmanın ardından liderlerin bulunduğu salona hareket eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın masasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi'yi görünce yemeğe katılmaktan vazgeçti. Masaya oturmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan için ayrılan sandalyenin boş kalması dikkatleri çekti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz Mart ayında düzenlenen "Uluslararası İyilik Ödülleri" programında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile kendisini barıştırmak isteyen liderlerin olduğunu belirtmiş, ‘Halkın yüzde 52 oyunu almış olan Mursi'yi ve arkadaşlarını mahkum eden bir anti demokratla karşı karşıya gelmem, onunla aynı masaya oturmam’ diye konuşmuştu.”

"Bizlere hak, hukuk, özgürlük dersleri verenler Mısır halkının özgür iradesiyle yüzde 52 oyla seçtiği cumhurbaşkanının, darbe mahkemelerinde ölümüne sessiz kalsa da biz, sessiz kalamayız. Merhum Cemal Kaşıkçı cinayetinin unutulmasına nasıl rıza göstermemişsek Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin dramının da birileri tarafından unutturulmasına asla izin vermeyeceğiz. Uluslararası hukukun verdiği imkanları sonuna kadar kullanarak, meselenin aydınlığa kavuşturulması için mücadele edeceğiz.

Darbecilerin yaptığı açıklamalar ne Mısır halkının ne de uluslararası kamuoyunun vicdanını rahatlatmaktan uzaktır. Darbeci yönetim tarafından basın yayın kuruluşlarına uygulanan abluka, şüpheleri daha da arttırmaktadır. Sisi denilen kişi, şu anda Mısır'da böyle bir yöneticidir.”

Şimdi bunları yok sayıyor. Hakaretler edilmemiş, küçük bir gerginlik yaşanmış ve Erdoğan istedi diye herşey normale dönecek inancı taşıyor. Sisi, bu sözleri ve sahada uygulanan politikaları unutup Erdoğan ve yönetimine güven duyacak, Yunanistan başta olmak üzere ince ince kurduğu Doğu Akdeniz İttifakı’nı yıkıp atacak…

Elbette savaşan ülkeler bile sonunda masaya oturur, görüşür ve barış yapar. Ama savaşın bir kazananı-bir de kaybedeni vardır. Erdoğan ve onun yönettiği Türkiye, başta Mısır olmak üzere Doğu Akdeniz’de komşularıyla girdiği güç mücadelesini kaybetmiş, Sisi’ye karşı koyduğu argümanları yok sayarak bir çeşit teslim bayrağı çekmiştir.

Sorun şudur: Türkiye’nin bugünkü yönetimi zihniyetinin iki dünya savaşı başlatan Almanya’dan farkı yoktur. Başta Mısır olmak üzere tüm ülkeler, Erdoğan Rejimi’nin güç toplamak, uluslararası dengelerin değişmesini beklemek çabasında olduğunu, güven ve müzakereye dayalı bir ilişki istemediğini bilmektedir. Ankara’nın en büyük sorunu güven ve itibar sorunudur ve Erdoğan yönetiminde bunun aşılması mümkün görülmemektedir.

Çünkü bu açıkça hastalıklı bir dış politikadır, kişisel özelliklerin dışa vurduğu bir diplomasi modeli. Nedir bu patolojik durumun temel özellikleri:

“Gerçekte olduklarından daha zeki, daha güçlü olduklarına inanırlar. Başarılı ve güçlü insanlara yakın davranırlar.

Çok rahat yalan söylerler.

Genelde ahlak pusulası olmaz. İlerlemek için ne gerekirse yaparlar ve bu sırada kime zarar verdikleri hiç umurlarında değildir.

Haksız olduklarını ya da hatalı yargıda bulunduklarını asla kabul etmez.

İstediğini alma hedefinde kurnaz olmalarıyla bilinirler.”

Sorun, Ankara’nın muhataplarının bu teşhisi koymuş olmaları ve adımlarını ona göre atmaları. Uzakta tutulması, bulaşılmaması gereken, karşısına güçle çıkıldığında 180 derece dönüş yapma kabiliyetine sahip ama yarın tekrar aynı dönüşü yapmayacağın güven olmayan bir ülke. Bu tablonun 100 yıllı ülkeyi getirdiği nokta ortada: Rica eden, yalvarıp yakaran bir dış politika..

  • Abone ol