• 6.07.2021 10:02

Covid-19’un yasaklarının gevşemesi, iki Biontech aşısı olmanın rahatlığıyla 1.5 senenin ardından Avrupa’ya geçebildim. Aşırı sıcakların kavurduğu Kanada’nın aksine Avrupa’da serin ve yağışlı bir hava karşıladı beni, bir de dostlar elbette…

İnsanın gurbette tek dayanağı dostlar oluyor. Çoğu Türkiye’ye gidemeyen, ülkesinden ayrılması 30 yıla yaklaşan insanlar… Kadınlı, erkekli sürgünde yaşayanlar…

Ülke, acılar, sıkıntılar, çözüm var mı bu sorunlara? Masalarda kahve fincanları, rakı bardakları, konyak kadehleri üzerine sohbetimiz bu konu üzerine…

Bu toprakların bitmeyen lanetini tekrar tekrar yaşayan insanlarız. Her 15-20 yılda bir aynı acı, baskı ve yolsuzluk kabusuna düşen insanlar…

Devlete tapınmanın, devlet üzerinden her türlü suçu işlemenin serbest olduğu kirli bir coğrafyada İttihat ve Terakki’nin yarattığı cehennemden kurtulmayı beceremedik. Laikçi, müslüman, ılımlı…

Her şekilde tekrar karşımıza çıkıyor İttihatçı zihniyet ama değişmeyen iki rengi kalıcı: Türk ve Sünni…

Maalesef kurtuluşu aradığımız muhalefet de bugünkü zihniyetten çok uzak değil. Bölünme korkusu, devlete tapınma akılları körleştirmiş. Tam bir demokrasi ve hukuk devletine ulaşmak imkansız bir hayal gibi görünüyor.

Brüksel’de konuştuğum Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar ile bu konuları ele aldık. Kongra-Gel (Halk Kongresi) Eşbaşkanı Remzi Kartal ve KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, peşlerine düşmüş olan suikast timleri, Kürt halkının bölgede yaşadığı sıkıntılara rağmen Türkiye’de güçlü bir demokratik sistem olduğuna inanıyorlar hala.

İki Kürt siyasetçi, bugünkü noktada asıl olanın yakın geçmişte yapılan yanlışları sorgulamak değil, demokrasi cephesini büyütmek olduğunu söylüyor. Rejimin artık yolun sonuna geldiği, Sedat Peker’in açıklamalarının hiçbir şeyin eskisi gibi devam etmesine izin vermeyeceği görüşündeler.

Kürtlerin her koşulda demokrasi ve hukuk devletine bağlılığını sürdüreceğini vurgulayan Kürt siyasetçiler, halkların birarada, eşit koşullarda yaşama fikrini kabul etmesinin insanca bir yaşamın yolunu açacağını söylüyorlar.

Ben bu ortamda özellikle büyük kent sakini Türk seçmenlerin, Kürt meselesi hallolmadan Türkiye’nin bu yolsuzluzluk, hukuksuzluk batağından çıkmasının mümkün olmadığını söylüyorum. Benimle hemfikirler.. Bu noktada muhalif medyaya, kanaat önderlerine ve siyasetçilere büyük rol düştüğünü söylüyorlar.

Yaşanan zorluklara rağmen HDP’nin gösterdiği mücadelenin takdire şayan olduğunu vurgulayan iki deneyimli siyasetçi, “Üçüncü Yol” siyasetinin doğru ve gerçekçi olduğunu vurguluyor.

Asıl sorun sandık ortaya konulduğunda rejimin ne yapacağı? Batı’nın anlayışlı tavrı açık seçim baskı ve hilelerine rağmen sürecek mi, yoksa “demokras ittifakı” söylemiyle Amerika geri döndü iddiasında olan Biden yönetimi sandık dokunulmazlığı konusunda kırmızı bir çizgi çekecek mi?

İstanbul'u Ankara başta olmak üzere seçimler rejimin baskı ve hilelerinin seçmeni daha kararlı bir hale mi getirecek? Yakın tarih, sokaktan uzak duran halkın tepkisini sandıkta gösterdiğini ve hiçbir baskının onu yıldıramadığını gösterdi.

pkk

Erdoğan’ın 2023 yılına ötelemeye çalıştığı seçimlere kadar Türkiye’de ekonominin daha da çökeceği, yolsuzluk ve açlığın yayılacağı ortada. Kuraklık dolara dayalı buğday ithalini, buğday ithalatı da ekmek fiyatını artıracak. Ekmek alamaz hale gelen bir halk, 2023’e kadar nasıl ayakta kalıp sessizliğini sürdürecek kestirmek mümkün değil.

Bu noktada görülen tek gerçek, Kürt meselesi dediğimiz aslında Türklerin Kürt varlığını inkara dayanan siyaseti değişmedikçe bu ülkede insanca bir yaşamın mümkün olamayacağı…

Türkiye mafyadan, savaştan kurtulmak, müreffeh bir toplum düzeyine ulaşmak istiyorsa, çoğulculuğu kabul etmek zorunda. 2002-2007 yılları arasında yaşadığımız rüya gibi dönem, böyle bir durumda ülkenin nerelere kanatlanabileceğini bize yaşatarak gösterdi.

Avrupa Birliği hedefinin artık bir daha açılmamak üzere kapandığı bir gerçek. Ancak Avrupa Birliği standardında bir ülke yaratmak mümkün. Bu halkların ortak tercihiyle gerçekleşmek zorunda...