• 25.11.2021 06:40

Ağustos 2018’de Ahval’e yazdığım “Tek Adam Rejimi ağır bedel ödetir, Türkiye de ödeyecek” başlıklı yazımda öngördüğüm yolda hızla büyük bir çöküşe sürükleniyor Türkiye:

“Güçlü bir liderle yeniden Osmanlı’nın o parlak günlerine dönüleceği inancı, tek sesli bir medya tarafından pompalanan ‘Türkiye dünyanın güçlü ülkesi’ imajıyla birleştirilince, tek adam rejimi, biraz da hile hurdayla onay aldı ve Türkiye tüm tek adam rejimleri gibi uçurumdan aşağı yuvarlanmaya başladı.

Oysa bırakın Nazi Almanya’sını, Saddam’ın Irak’ına, Kaddafi’nin Libya’sına bakılsa, Tek Adam’ın sadece felaket getirdiği, topluma ağır bedel ödettiği kolayca görülürdü.

İşin Türkiye açısından tuhaf olan tarafıysa, CHP’nin de bu oyuna destek olması ve ülkeyi ateşin içine atan tüm uygulamalara destek vermesiydi.

Bunun nedeni ise açıktı; CHP yönetiminin kilit noktalarındaki isimler, Batı’yı ve Batı tipi demokrasiyi ülke selameti açısından bir tehdit gören o malum kadrodan geliyordu.

Sonuç itibariyle, ülkenin kaderi tek adamın eline teslim edildi. O da damadı ve adamlarından oluşan keyfi bir rejim kurdu ve herkesin gözleri önünde ülke hızla çöküşe gidiyor.

Bloomberg’te dün yayınlanan şu yorum, içinde bulunulan durumun vahametini ve tek adama bağlı bir sistemin neden iflasa mahkum olduğunu net bir dille ifade ediyordu:

“Londra merkezli BlueBay Varlık Yönetimi şirketi yükselen piyasalar strateji uzmanı Tim Ash’e göre ‘Türkiye uçurumun kenarında’ ve ‘bekleyerek görelim’ seçeneği de tehlikelerle dolu.

Ash’in bize bildirdiğine göre, eninde sonunda zayıf bir para birimi ithalat talebini sıfırlayıp, ihracatı artıracak ve Türkiye’nin dev boyuttaki dış borcunu azaltacak ancak böyle bir düzelme büyük ihtimalle henüz çok uzakta ve o zamana kadar, piyasalardaki hareketleri göz önüne alırsak, Lira’nın işi çoktan bitmiş olabilir. Erdoğan ekonomide yaşanacak aşırı olayların siyasete ne kadar etki edebileceğini biliyor."

Yazının özeti, Türkiye ekonomisinin kurtuluşu için “tek bir kişinin” ikna edilmesi gerektiği ve hızla batışa giden bir ekonomide hala dev projeler açıklayan Erdoğan’ın bunu yapmayacağıydı.

Bu yüzden döviz her gün yüzde 1.5 değer kazanıyor, Türkiye tahvillerinin riski her gün biraz daha artıyor. Türkiye yabancı yatırımcı için batak bir ülke.

Şu anda Türkiye hala aynı durumda. Ekonomik olarak 2000 krizini hafif bırakacak büyük bir çöküşe gidiyor. Milyonlarca insan işsiz kalacak, şirketler batacak ve devlet belki de maaş ödeyemez hale gelecek. Tabloya bakan her ekonomistin söylediği gerçek bu.

Bankalar Birliği Başkanı dün açıkladı, sorunlu kredi oranı yüzde 15’e dayanmış. Bankalar büyük risk altında. Yunanistan’la alay eden Erdoğan’ın ülkeyi getirdiği nokta daha büyük bir felaket noktası.

Tek adamın peşine takılan toplum ağır bedel öder, Türkiye toplumu da bunu ödeyecek ve dünyadaki yerinin inandığı kadar büyük olmadığını yaşayarak anlayacak.

Türkiye muhafazakarı ve laikçisiyle devlet diline sahip çıkarak her türlü farklı kimliği düşmanlaştıran söylemin arkasına sıralanıp Saray rejimine destek oldu. Sonuç, parçalı ve organize olamayan bir muhalefet, itiraz gücü eksiltilmiş bir toplum oldu.

Bugün Erdoğan Rejimi, Türk lirasını üç yıl öncesinden daha fazla perişan edip değersizleştirmiş durumda. Yıllarca tarım ülkesi olmakla övünmüş Türkiye’de un bile karaborsaya düşmüş durumda. Kurdaki oynaklık üretim ve tedarik zincirine ağır bir darbe indirdi.

Erdoğan’ın oyun planı kimisine göre, emeğin üretim zincirindeki payını iyice küçülterek ihracatta rekabet payını artırmak, böylece Çin ile rekabet edebilmek. Ancak Çin’in ucuz emeğe dayalı sanayileşme süreci bile geride kaldı. Çin’den kaçan üretim, Vietnam, Kamboçya gibi ülkelerde yer buldu.


Ayrıca sadece ithal ikameci sanayileşme dönemi çoktan geride kaldı. Çin, Amerikan teknolojisiyle Iphone üretebiliyor ancak dünya teknolojisinin temeli olan çipleri Tayvan üretiyor mesela…


Türkiye çok övündüğü insansız hava araçlarını bile Amerikan, Alman veya Kanada teknolojisiyle üretebiliyor, Roll Royce motoru olmadığından tank üretimi yapamıyor.


Çin’in dünya sıralamasına girecek onlarca üniversitesi mevcutken Saray Rejimi, Boğaziçi Üniversitesi’ne bile küme düşürüyor, dil bilen iyi eğitimliler ise çareyi kapağı yurtdışına atmakta buluyor.


Bu tabloda muhalefetin başvurduğu tek yöntem erken seçim çağrısı. Türkiye’yi yakından izleyen Amerikalı tarihçi Howard Eissenstat’ın gözlemlerine göre bu gerçekçi değil. Eissenstat şunu öngörüyor:


1- Türkiye’de erken seçim olmayacak.

2- Seçimler Olağanüstü Hal benzeri koşullar altında gerçekleşecek.

3- Erdoğan’ın seçimi kazanmak için bir master planı yok.

4- Şiddete başvurmadan koltuğu bırakmayacaktır.

Daha büyük sorun ise şu: Eğer Erdoğan seçim kaybına İstanbul yerel seçimindeki gibi yavaş bir tepki verirse, Türkiye düze çıkacaktır.

Ancak eğer saldırgan bir tavır takınıp seçim sonucunu bir darbe olarak nitelendirirse, sonuç felaket olacak ve açık Erdoğan diktatörlüğü ile sonuçlanacaktır.

Uzun vadede politik ve sivil şiddet diğer bir muhtemel sonuçtur. Türkiye 10 yıllardır bu süreçten geçmedi ama bu yeniden geçmeyeceği anlamına gelmez.

Toplum kötücül bir iktidar ile yetersiz bir muhalefetin cenderesinde sıkışmış durumda. Çıkış yolu devletin etiketlerine aldırış etmeden bu ülkenin geleceğini düşünen tüm partilerin derhal bir araya gelmesi, bu rejimden kurtulmanın yolları için ortak bir zemin yaratmasından geçmektedir. Bu ülke her geçen gün daha kötüye gidecektir, zaman kaybına tahammül yoktur.