• 10.05.2021 07:18
  • (133)

Bu yazı muhtemel muhayyel Anayasamızda ekonomiye ilişkin maddelerde naçizane önerdiğim konulara yönelik beşinci yazı.

Kamu parası (public money-ing-, argent public-fr-) kanımca anayasa konularının en önemlisi.

Hem tarihsel olarak (1215 Magna Carta-Büyük Şart-İngiltere) hem de demokratik laik hukuk devleti etkin ve adil işleyişi için.

Bütçe hakkı denen ve anayasaların özünü oluşturan kavram kamu parası kavramının iyi irdelenmesini ve denetim süreçlerinin iyi analizini gerektiriyor.

Kamu parası olarak tanımlanabilecek her kuruşun (örtülü ödenek belirli limitler dışında hariç tutulabilecek) mutlaka TBMM’den ön harcama izninin alınması, Kesin Hesap Kanunu müessesesinin etkinleştirilmesi ve harcama sonrası da istisnasız bir biçimde açık, saydam Sayıştay denetimine tabi olması lazım.

Anayasal bir müessese olan Kesin Hesap Kanunu müessesini ülkemizde kimse ciddiye almıyor, TBMM’den geçerken basına konu bile olmuyor oysa Kesin Hesap Kanunu müessesesi demokratik hukuk devletlerinin en temel kurumlarından biri.

Kesin Hesap Kanunu müessesesine başka bir yazıda özel olarak gireceğim.

Gelelim tekrar kamu parası meselesine.

Kamu parası kısmi olarak Anayasanın 73. Maddesinde “Vergi, resim, harç ve benzeri mali mükellefiyetler” biçiminde tanımlanıyor.

Bu tanıma özelleştirme gelirleri, devlet borçları ve fonlar da ilave edilmeli.

En başta da Varlık Fonu denen mali, hukuki ve siyasi tuhaflık.

Bu alanda tartışmaya açmayacağım kimi kuramsal ve ilginç tartışmalar da var.

Sosyal güvenlik primleri kamu parası mıdır?

SGK gelirleri yasalarla belirlendiğine göre de muhtemelen evet.

Bu sorunun yanıtı sosyal güvenlik kavramının nasıl tanımlandığına da bağlı.

Merkez Bankası senyoraj geliri, Merkez Bankası kârı kamu parası mıdırlar? 

Kamu bankaları ve finansal olmayan KİT’lerin, özelleştirme kapsamına alınarak anonim şirket statüsü kazandırılmış şirketlerin sermayelerinde de kamu parası bulunduğundan bu kurum ve kuruluşların paraları da kamu parası kapsamına alınmalı.  

Sayıştay Kanununda çok doğru olarak yapılan bir değişiklikle sermayelerinde kamu payı yüzde ellinin altında olan kurum ve kuruluşlar da Sayıştay denetimi kapsamına alınarak önemli bir adım atılmış idi ama sonra pratikte yaşanan facialar Sayıştay denetimini çok büyük ölçüde etkisizleştirdi.

Sayıştay kamu parasını TBMM adına yargısal anlamda denetliyor ve bu denetim esasları Anayasanın 160. Maddesinde ifadesini buluyor.

Hem bu maddede (Anayasa 160) hem de Sayıştay Kanununda kamu parasının denetimine ilişkin kamu kurumları tadadi (sayılan) olarak belirtilmiş. 

Benim naçiz önerim ise bu tadadi (merkezi bütçe vs.) ifade yerine “kamu parası kullanan tüm kurum ve kuruluşlar demek.

Örneğin, ajanslar çıktı, mesela Uzay Ajansı, bu tadadi ifadenin içine girmiyor ama temel kaynağı bütçe gelirleri ve Sayıştay ile ilişkisi belirsiz hatta bir ölçüde belirli.

Bir biçimde kamu parası kullanan bir kurum ya da kuruluşun Sayıştay denetimi dışında kalması asla kabul edilmemelidir.

Basından görüyoruz, muhalefet milletvekilleri kamu parası kullanan bazı kurum ve kuruluşlarla ilgili sorumlu bakanlara ya da Saray’a soru soruyorlar ve karşılığında da “ticari sır ya da özel hukuk ilişkisi” mealinde yanıtlar alıyorlar.

Bu karmaşık durum yeni anayasada mutlaka bir çözüme kavuşturulmalı. 

Kuruluş amacı tarımı ve tarımcıyı desteklemek olan bir devlet bankası bir gazetenin satışı için çok yüksek montanlarda kredi kullandırıyor ve bu kredi kullanımı sonrasında bankada kamu zararı ortaya çıkıyorsa, bankanın kuruluş kanununda olağan bankacılık yapma keyfiyeti olsa bile, bu kredi ilişkisinin ticari sır ve özel hukuk ilişkisi olduğu çok tartışmalı bir konudur çünkü kamu zararı demek vergilerle örtülmesi demektir..

Kamu parası kavramının umarım muhtemel muhayyel Anayasa tartışmalarında çok temel bir yeri olur.