• 18.05.2021 06:25
  • (80)

Bu yazı gündeme gelebilecek muhtemel ve muhayyel anayasa tasarısı için önerilebilecek ekonomik ilkelere ilişkin altıncı yazı.

Bugünkü konum anayasal bir ilke olmasını önerdiğim mali kural.

Bu mali kural meselesi çok sıkıntılı bir konu, Ali Babacan’ın Recep Tayyip Erdoğan ile (Başbakan iken) arasının bozulması muhtemelen Babacan’ın mali kural önermesi ile başlıyor.

Mali kural bütçe açığının ve toplam kamu borç stokunun milli gelire oranları için anayasal ya da yasal tavan konulması demek.

Avrupa Birliği de Maastricht antlaşması ile parasal birliğe üye devletlere oran tavanlarını bir antlaşma ile getiriyor.

Bütçe açığı ve kamu borç stokunda Maastricht antlaşması sırasıyla yüzde üçlük ve yüzde altmışlık tavanlar getiriyor.

Bu tavanlara kamu maliyesinde uyulabildiği ölçüde de ekonomik istikrara uyulacağı varsayılıyor çünkü istikrarın temel iki değişkeni olan faizler ve enflasyon böylece kontrol edilebilecek ve sonucunda da para birliği ya da tek para (avro) uygulaması disiplinli bir biçimde mümkün olacak.

Bugün, daha doğrusu 2008 krizinden bu yana Maastricht kriterlerinden çok büyük ölçüde sapılmış gözüküyor çünkü 2008’de krizin ve bugün de pandeminin yarattığı işsizlikle mücadele için bütçeler önemli ölçüde açık veriyorlar.

Ve bu koşullarda hem pandemi hem de işsizlikle mücadele gereği ortada iken ekonomik istikrarın öne çıkarılması çok mantıklı ve hatta insani durmuyor.

Yani, Maastricht’in getirdiği tavanların aşılmasını anlayışla karşılamak lazım.

Ancak, bir koşulla.

Bu satırların yazarı yapılacak ilk anayasada mali kuralın bir madde halinde tanınmasından şiddetle yana.

Başka türlü piyasalara kalıcı bir istikrarın ve güvenin yerleşmesi kolay değil.

Bugün iktidar ortaya bir mali kural önerisi atsa kurların ve faizin baskılanmadan gerileyeceği kesin gibidir.

Ancak, yukarıda “bir koşulla” gibi bir ifade kullandım. 

Bu tavanların beklenmedik krizler ortamında, iktisadi olabilir, bir pandemi olabilir, sene bazında aşılabilmesine de olanak tanınmalı ama aynı anayasaya bir de “devresel bütçe dengesi” (cyclical budget equilibrium) kavramı getirilerek beş ya da altı senelik bir devrede denge hedeflenmelidir. 

Önerilen mali kuralın anayasal bir ilke olması bu satırların yazarının tercihidir ama geçen haftalarda önerdiğim temel yasa (organik yasa) ile de mesele çözümlenebilir.

Çok önemli İngiliz iktisatçı John Richard Hicks 1936 yılında Keynes’in ünlü genel teori kitabı için şöyle demiştir: Kitabın içindeki her şeye katılıyorum ama bu teori genel bir teori değil özel (belirli bir konjonktürde uygulanabilir) bir teoridir.

Büyük krizlerde Keynesci reçeteler önemlidir ama sürdürülebilir büyüme için mali istikrar da önemlidir.

Anayasal, yasal sisteme mali kuralın konması ama devresel denge ile de krizlere bir baraj getirilmesi temel öneridir.

Türkiye gibi hem iç piyasanın hem küresel piyasaların siyasal manevralara, merkez bankasına güven duymadığı bir ülkede mali kural sermaye hareketlerine bir düzen getirebilmek için çok önemlidir.

Bütçe bir kanundur, açık tavanı aşıldığı zaman Anayasa Mahkemesi kanunu iptal etmelidir.