• 6.07.2021 10:06
  • (232)

Bu yazı muhtemel ve muhayyel yeni anayasadaki ekonomiye ilişkin yeni madde ya da değişiklikler önerilerimi sunduğum dizinin on ikincisi ve Allah sağlık verirse daha da devam edecek.

Anayasadaki ekonomi ve ekonomi olmayanı ayrıştırmak çok net olamadığı için ekonominin biraz dışına da çıkılabilecek gerektiğinde.

Türkiye’de çok ama çok karmaşık bir mali sistem mevcut; mali sistem derken sosyal güvenlik sistemini de dahil ediyorum (fiskal-parafiskal).

Mali sistemin bu karmaşıklığının kanımca sistemin etkinliği ve hakkaniyetine bir katkısı yok; bu denli karmaşık bir sistemin sadece ve sadece sistemi kuran ve işletenlerin bilgi tekeline ve bu tekelin getirilerine neden olduğunu söylemek çok yanlış olmasa gerek.

Mali sistemin çok daha etkin ve çok daha hakkaniyetli işleyebilmesinin ön koşulu sistemin bilinçli bir biçimde basitleştirilmesi.

Bugün bir küçük ucundan tartışma gündemine getireceğim “evrensel gelir” kavramını da bu bağlamda değerlendiriyorum.

Bir 18+ vatandaşın kimseye muhtaç olmadan, fakirlik, açlık çizgilerinin altına düşmeyeceği onurlu bir yaşam için gereksinim duyacağı minimum bir gelir seviyesi çok katılımcı bir çerçevede saptanabilir.

Tanım gereği vergi dışı tutmak zorunda olduğumuz bu gelir seviyesine X diyelim; bir nedenden bir vatandaşın aylık gelir düzeyi, Y diyelim, söz konusu X seviyesinin altına düştüğü zaman aradaki fark (X-Y) otomatik olarak hesabına yatırılmalı böylece ülkede kimsenin X gelir seviyesinin altına düşmeyeceği garanti altına alınmalı.

Bu çerçevede aile değil birey temel alınmalı; aile konusu ayrı bir çerçevede ele alınmalı kanısındayım. 

En genel hatları ile böyle tanımladığımız “evrensel gelir” kavramı ilk yapılacak anayasaya mutlaka yerleştirilmeli; böylece insan onuruna aykırı olduğunu düşündüğümüz yardımlar, sübjektif ödemeler de noktalanmış olacaktır.

Bu sistemin anlamlı bir biçimde işleyebilmesi için de tüm 18+ vatandaşların, evet tümünün, kamu çalışanlarının, özel sektör çalışanlarının, emeklilerin de MUTLAKA her sene tüm gelir unsurlarını birleştirerek gelir beyanında bulunması gerekiyor.

Bu gelir beyanı hem bir hak hem de bir ödev, bu nedenden de mutlaka gelir beyanı yapma konusu da bir mecburiyet olarak anayasaya girmeli, bu konuyu haftaya ele almak istiyorum.

Evrensel gelir uygulamasına bir alternatif de “negatif gelir vergisi” uygulaması; bu uygulama liberal bir çerçeve içerdiği için çok eleştiriliyor çünkü bu konuyu ilk dile getiren Kapitalizm ve Özgürlük (1962) isimli kitabında Milton Friedman.

Friedman da yukarıda örnekte verdiğim X gelir seviyesini temel alıyor, bu seviyenin üzerinde elde edilen gelirin yürürlükteki vergi tarifesiyle vergilendirilmesini, gelir seviyesi Y ise de (X’in altında) X-Y tutarının aynı tarife ile sübvansiyone edilmesini (negatif gelir vergisi) öneriyor.

Ancak, Friedman’ın bu önerisi aynı zamanda düz (tek) oranlı bir vergi oranı önerdiği için çok da eleştiriliyor.

Başka bir ifade ile de X seviyesinin üzerindeki tüm gelir mesela yüzde 25 oranında vergilendirilirken, X seviyesinin altında kalacak gelir miktarı aynı oranda sübvansiyone edilecek.

Friedman’ın iktisat teorisine katkılarını bilen biri olarak ben bile bu öneri yerine X-Y farkının tümü ile ödenmesini yani kimsenin X gelir seviyesinin altında kalmamasını tercih ediyorum.

Ancak, Türkiye gibi nispeten fakir ve gerçek işsizlik seviyesinin çok yüksek olduğu bir ülkede evrensel gelir uygulamasının mali sisteme büyük yükler getireceği de açık.

Bu nedenden önerilen sistemde sübvansiyon yanının olduğu kadar gelir yaratma yanının da tartışılması gerekiyor.

Bu konu da mesela ilk planda kayıtdışı ekonomi ile çok etkin bir mücadeleyi zorunlu kılıyor.

Tüm bunlar tartışılmalı ama artık anayasaya evrensel gelir kavramının yerleştirilmesi de bir zorunluluk olmalı; bunun yapılabilmesi için de sistemi çok basitleştirmek şart.

Sistemde her karmaşıklık etkinsizlik ve yolsuzluk demektir, bu unutulmamalı.  

Haftaya zorunlu gelir beyanı konusunu bu meselenin bir ön koşulu olarak açacağım.