• 10.07.2021 01:19
  • (144)

Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni ve köşe yazarı Ahmet Hakan 5 Temmuz Pazartesi günü köşesinde “Özenti bir tanımlama: Türk, Sünni, beyaz” başlıklı bir yazı yayınladı.

Özentiden kasıt bu ifadenin Amerika’da kullanılan bir formüle benziyor olması: WASP (Beyaz, Anglosakson, protestan).

“Amerika’nın elitleri bunlar. Sınıfsal üstünlük bunlarda.

Bunların dışında kalanların tümü alt sınıf. Yani Katolik, Yahudi, siyahi, Müslüman, Hispanik, Uzakdoğulu falan.”

Yukarıdaki alıntı Ahmet Hakan’ın yazısından.

Amacım kesinlikle Ahmet Hakan’ın yazısı üzerine bir yorum yapmak değil, bana da uymaz ama konu çok önemli hatta Türkiye’nin en köklü ve sıkıntılı konusu, sadece bu nedenden bu yazıyı yazıyorum.

Ahmet Hakan’ın söyledikleri gerçeklerle kesinlikle bağdaşmıyor.

İki nedenden.

Birincisi ABD’de en azından benim bildiğim kadarıyla iki protestan olmayan başkan var mesela, J.F. Kennedy ve şimdiki başkan Biden.

Obama da siyah ırktan, mevcut başkan yardımcısı Kamala Harris ise Jamaikalı, Hintli anne, babadan.

Ve çok daha önemlisi, bu WASP kavramsallaştırması asla ABD Anayasası'nda, hukuk mevzuatında yer almaz, sadece sosyal bir kavramsallaştırmadır.

Bizde ise “Türk, Sünni” kavramsallaştırması anayasal, yasal bir durumdur.

Bu “Türk, Sünni” kavramsallaştırmasına bir de “beyaz”ın eklenmesi de ilginç çünkü zaten bildiğim kadarıyla bizde siyahi vatandaş çok çok az.

Ama, bence Ahmet Hakan doğru yapmış çünkü bizde Türk ve Sünni olmayanın anayasal konumu pek öyle beyaz bir durum değil ama beyazlar (Türk, Sünni) var ve çoğunluk.

Türk kelimesi Anayasa'nın 66. Maddesinde vatandaş sıfatı olarak kullanılıyor (Türk devletime vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür).

Ancak, Türk kelimesi hukuken, anayasal olarak kullanılabilecek bir kelime gibi pek durmuyor.

Bizim vatandaşımız olmayan Azerbaycan Türkü, Bulgaristan Türkü ne anlama gelecek o zaman?

TSK için “iki bin üç yüz senelik Türk ordusu” demek ne anlama gelecek?

Türk demek ana dili Türkçe olan kişi demektir ama ülkemizde milyonlarca anadili Türkçe olmayan vatandaşımız da vardır.

Örneğin, benim anadilim Türkçe, sadece bu anlamda, özel alana ilişkin olarak kendim için Türk sıfatını kullanırım ama Türk kelimesinin kamusal alanda, kamu hukukunda kullanımı çok sıkıntılıdır, hatta anlamsızdır.

Yaşadığımız ülkede kendini özel alanında Türk olarak kabul edenler (anadil) Anayasa 66’ya göre de kamu hukukunda Türk olunca iki kere Türk oluyorlar.

Ama başkaları da Kürt-Türk, Ermeni-Türk, Arap-Türk.

İki kere Türk olmak beyazlığın ilk ayağı.

Anayasa 136. Madde de Diyanet İşleri Başkanlığı'nı anayasal olarak tanımlıyor.

Bu büyük (bütçe ve istihdam olarak) teşkilatın ürettiği hizmet, kamu hizmeti olarak tanımlanamaz çünkü sadece Sünni yurttaşlara yönelik.

Ermeni, Rum, ateist, vb gibi vatandaşlar bu hizmetten pay alamıyorlar, üstelik bu hizmet bir kamu hizmeti olmamasına rağmen tüm bu insanların vergileriyle üretiliyor.

Sünni inanç grubundan iseniz Anayasa sizi hizmet kapsamına almış durumda.

İşte, Anayasa 66 ile Türklüğü, Anayasa 136 ile de inancı için anayasal desteği tanımlanmış (!) bir vatandaş tanımı var ülkemizde, beyaz Türk de tam da bu vatandaş.

Kürtlerin, Rumların, Ermenilerin çok çok büyük bölümünün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı hukuksal kimliğine itirazları asla yok ama bu vatandaşlığın sıfatının Türk olmasını istemiyorlar, bir Ermeni, bir Rum, bir Kürt kendine anayasal olarak dahi olsa Türk denmesinden sıkıntılı ve haklı.

Sünni inanç grubundan olmayan bir vatandaş da inanç-tekelci Diyanet'in finansmanına katılmak istemiyor.

Bu çerçevede kendini Türk (Anayasa 66) ve Sünni (Anayasa 136) olarak tanımlayan vatandaş işte tam da Ahmet Hakan’ın anlamadığı, özenti diye tanımladığı çerçevede beyaz vatandaş oluyor (Türk ve Sünni); bu bir özenti değil, tam da gerçeklik.

Anadili Türkçe olmayan, kendi inancını Sünni İslam çerçevesinde tanımlamayan vatandaş ise hangi renktendir, bu konuya girmek istemiyorum.

Bizde durum ABD’den çok daha vahim çünkü ABD’de WASP kavramsallaştırmasının asla anayasal bir temeli yok iken Türkiye’de beyaz vatandaşlık anayasal çerçeve ile belirleniyor.

Ne sakıncası var diyenlere önerim mesela Türk anayasal sıfatı konusunu Kürtlere, Diyanet meselesini de Alevilere sorsunlar. 

Türkiye eğitim sistemi bir marangozhanedir, İHL’ler daha da fazla marangozhanedir, bu çerçevede Ahmet Hakan’ın meseleyi anlamamasını çok iyi anlıyorum.

Tekraren ifade ediyorum, bu yazıyı asla Ahmet Hakan’a itiraz olarak yazmıyorum, gereksiz olur, ama konu yani anayasal (!) vatandaşlığın kavmi (Türk) ve dini (Sünni İslam) çerçevede tanımlanması ülkenin en önemli, en temel sorunudur.

Vatandaşlık sadece ve sadece hukuki bir konu olmalıdır.

Diyanet ivedilikle genel idare dışına taşınmalı ve merkezi bütçeden finanse edilmemelidir.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı için de bir sıfata neden gerek duyulur, anlamakta zorlanıyorum, “Türkiye devleti vatandaşı” tanımlaması kime yetmiyor, anlamıyorum.

Anayasa 66 ve 136 kaldırılmalı ya da değiştirilmelidirler.

Ben bu konuyu senelerdir yazıyorum, birileri de anlamamakta ısrarlılar.