• 2.08.2021 00:30
  • (99)

Bu yazı muhtemel ve muhayyel yeni anayasadaki ekonomiye ilişkin yeni madde ya da değişiklikler önerilerimi sunduğum dizinin on altıncısı ve geçici olarak sonuncusu olacak, Allah sağlık verirse daha da devam edecek ama bir süre ekonomi dışındaki maddeleri, Anayasanın girişini tartışmak istiyorum.

Anayasadaki ekonomi ve ekonomi olmayanı ayrıştırmak çok net olamadığı için ekonominin biraz dışına da çıkılabilecek gerektiğinde.

                                                                       xxx

Bugün tartışmak istediğim konu  kamu hizmeti kavramının bu Anayasada gerçekçi bir biçimde yer alması.

Anayasa tartışılırken kanımca kamu hizmeti kavramı anahtar kavram olmalı.

Anayasalar iki bölümden oluşurlar.

Birinci bölümde temel hak ve özgürlükler tanımlanır.

İkinci bölümde de devletin temel yapısı (teşkilat-ı esasiye).

Anayasaların birinci bölümünün yani temel hak ve özgürlükler bölümünün kanımca aslında tartışılacak pek bir yönü yok, daha doğrusu olmaması lazım.

Temel hak ve özgürlükler evrensel (hukuk devletinin en ileri noktası anlamına) değerlerdir, ülkeden ülkeye değişmemelidirler.

Temel hak ve özgürlükler bize göre, Türkiye’ye göre, tarihe göre, sosyolojiye göre, tanımlanamaz.

Türkiye çok sayıda temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmaya taraftır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler İkiz Sözleşmeleri, Paris Şartı, Avrupa Birliği Kopenhag siyasi kriterleri, vs.

Yeni yapılacak Anayasanın temel hak ve özgürlüklere ilişkin bölümü bu uluslararası belgelerden AYNEN, TERCÜME EDİLEREK, DEĞİŞTİRİLMEDEN AKTARILMALIDIR.

TÜRKİYE’YE ÖZGÜ TEMEL HAK VE HÜRRİYET OLAMAZ.

Bunun aksini kim iddia ediyor ise temel hak ve özgürlükler düşmanıdır.

Anayasanın ikinci bölümü ise devlet aparatının teşkilatlanmasını belirler, bu bölüm EVRENSEL HUKUK DEVLETİ İLKELERİ ile en küçük bir biçimde çelişmeden ülkeden ülkeye farklılıklar içerebilir.

Bir ülke üniter bir devlet yapısını, başka bir ülke federal bir yapıyı tercih edebilir.

Bir ülke Meclis’e ilaveten Senato’yu da anayasal sistemine katabilir, başka bir ülke Senato tercihini yapmayabilir.

Bir ülke klasik parlamenter sistemi, başka bir ülke yarı parlamenter sistemi ya da başkanlık sistemini tercih eder.

Ancak, bizde yaşandığı gibi maalesef, hem başkanlık sistemi hem de büyükelçilerin, yüksek yargı organları hakimlerinin ve bir dizi yüksek bürokratın Meclis onayı olmaksızın atanması olamaz, bu takdirde hukuk devletinin dışına çıkmış olursunuz.

Devletin teşkilatlanmasını tartışacak isek mutlaka önce kamu hizmeti kavramını tartışmamız lazım.

Devlet demek kamu hizmeti üretim aparatı demektir ve devletin iyi tanımlanmış kamu hizmeti üretme dışında başka bir görevi olamaz.

Devlet bir konjonktürde kamu hizmeti niteliği taşımayan bir mal ya da hizmet üretiyor ise bu üretim meşru değildir.

Ya yolsuzluk ya da popülizm amaçlıdır.

Kamu hizmetine ilişkin ilke bellidir: Kamu hizmeti vergilerle finanse edilir, koroleri de doğrudur, bir hizmet vergilerle finanse ediliyor ise kamu hizmetidir.

Vergi gelirleri ile finanse edilen hizmetleri incelediğinizde kamu hizmeti üretme özelliği olamayan çok sayıda devlet birimi karşınıza çıkar.

Diyanet İşleri Başkanlığının ürettiği hizmet bir kamu hizmeti midir?

Kamu hizmetinin tanımı mufassaldır ama bir temel özeliği de her vatandaşa bir zaman biriminde ulaşma ihtimalidir.

Diyanet İşleri Başkanlığı merkezi bütçeden vergilerle finanse edilen bir birimdir ama ürettiği hizmetin kamu hizmeti niteliği taşımadığı aşikardır.

Başka birimleri de benzer bir çerçeve içinde görebiliriz.

Üretimi kamu hizmeti niteliği taşımayan kamusal (???) birimler yeni anayasal kurguda devlet aparatı içinde olmamalıdırlar.