• 17.08.2021 08:27
  • (213)

Bu sözün orijinali kimindir, bilemiyorum ama ben bunu Yalçın Küçük’ün bir kitabında okuduğumu hatırlıyorum, Prof. Küçük’ün kendisinin de olabilir, çok sevmiştim.

İfade mealen şöyle idi: “Akan giden tarihte bazı adamlar spektaküler bile olsa tekil olaylara değil istikrarlı olarak tekrar eden, kalıcılık kazanan olaylara bakarlar”.

Bu güzel ifadenin en iyi örneklerinden biri de muhtemelen imar afları konusu. 

Son zamanlarda olaylar o kadar hızlı akıp gidiyor ki, geçen haftanın büyük olayı bugün ikinci plana düşüyor.

Geçen haftanın en önemli olayı hiç kuşkusuz sel felaketi idi, Pazar günü Taliban Kabil’e girdi, sel felaketi, nedenleri, sonuçları ister istemez ikinci plana düştü. 

Ancak, ben bugün yine sel felaketi ile bir biçimde ilişkili bir konuya imar afları konusuna döneceğim.

“Döneceğim” diyorum çünkü Artı Gerçek’te yazmaya başladığım günden bu yana bu konuda, sel haberleri değil ama imar afları kepazeliği üzerine çok sayıda yazı yazdım, internetten bulunuyor.

Başlıkta “imar affı kepazeliği” ifadesini kullandım, çünkü gerçek bir kepazelik.

18 KEZ İMAR AFFI ÇIKARILMIŞ

Prof. Asaf Savaş Akat’ın aklımdan hiç çıkmayan, çok da önemli bir değerlendirmesi vardır; “Kamusal alana ilişkin bir kavramın İngilizce ya da Fransızcada bir karşılığı yoksa, yani kolaylıkla bu dillere çeviremiyorsanız, çevirdiğiniz zaman da saçma sapan bir şey çıkıyorsa ortaya, bizim kullandığımız bu kavram da saçmadır.”

Bu yazıyı yazmaya başlarken de Asaf Hoca’nın bu değerlendirmesi aklıma geldi, her yerde “imar affı” kavramının Fransızcasını, İngilizcesini aradım, tahmin edeceksiniz, bulamadım.

Binali Yıldırım son “İmar affı” yasası için “İmar barışı” ifadesini kullandı, yine tahmin edeceksiniz, bu dangalak lafın da Fransızcada. İngilizcede karşılığı yok.

İktidarlar 1948 senesinden bu yana sayısız imar affı-imar barışı yasaları çıkarmışlar.

Internet gazeteciliğinin çok iyi bir yanı var, ilgili, meraklı okurun yararlanabileceği kaynağı uzunluğu ne olursa olsun, yazınızın sonuna ekleyebiliyorsunuz; yazımın sonuna da Cumhuriyet dönemi imar aflarının listesini ekliyorum, gerekli bilgi de var yanlarında, kaynağı da aşağıda belirtiyorum. 

Yukarıda belirttim, Fransa’da olmayan bir kavrama (İmar Affı) ilişkin ülkemizde Cumhuriyet tarihinde tam 18 kere imar affı kanunu (!) çıkarılmış.

Söz konusu 18 kanunun çıktığı dönemlere ilişkin bir değerlendirme de ilginç sonuçlar veriyor:

Tek parti (CHP) döneminde üç imar affı çıkarılmış.
Demokrat Parti iki kez imar affı çıkarmış.
Adalet Partisi de bir kez imar affı çıkarmış.
Kenan Evren döneminde de bir kez imar affı çıkmış.
Özal dört kez imar affı çıkarmış.
Ecevit’in koalisyon (CHP, ANAP, MHP) Başbakanlığı döneminde de bir kez imar affı çıkmış.

TÜRKİYE TİPİ POPÜLİZM

Ve nihayet, AKP döneminde de tam altı kez imar affı çıkmış; şampiyonluk AKP’de görüldüğü gibi ama iktidarda da en uzun onlar kalmışlar.
Meraklısı yazımın ekindeki bilgilere başvurabilirler.

Bu durumun bir açıklaması olmalı, Fransızca, İngilizce karşılığı bile olmayan bir kelime (imar affı) üzerinden ülkemizde tam on sekiz kez imar affı kanunu çıkarılmış.

Burada belki söylenebilecek tek şey Türkiye’nin sanayi devrimini ıskaladığı için kentleşmenin çok geç gündeme gelmiş olması, gecekondu gerçeği; nüfusun kır-kent dağılımında İngiltere’nin 1800 senesinde geldiği yere Türkiye 1970’de ancak gelebilmiş, İngiltere’nin 1215 Magna Carta anlayışına bizim hala gelememiş olmamız gibi. 

Bu durum imar affı rantlarını kollayan ve savunan kesimin tek kullanabileceği gerekçe, buna da katılmıyorum ama bu yazı bu konunun tartışma yeri değil, gecekondu sosyolojik gerçeğinin çözümü imar afları, koçan tapular değil daha entegre projeler olmalı idi.

Bu koçan tapular Türkiye tipi popülizmin en iyi örneklerinden idi, oyunuzu bize verirseniz bu koçanlar gerçeğe dönüşecek denirdi. 

Türkiye’nin tartışması gereken önemli konuların başında 18 imar affı kanununun yaklaşık HER siyasi hareket tarafından benimsenmiş ve yaşama geçirilmiş olması; bu durumun bir açıklaması olmalı ve kanımca zaten var, kepazelik (siyasi ve parasal rant kollama) merakı. 

Son af 2018 tarihli, daha çok yeni, Binali Yıldırım’ın “imar barışı” tabirini kullandığı af. 

İktidara gelen her siyasi hareket bu imar affı kepazeliğine dört elle sarılmış geçmişte, AKP tam altı kez imar affı çıkarmış (2003, 2003, 2005, 2012, 2015, 2018).

Afların kronolojik ve siyasal dağılımı bu kepazeliğin kolektif bir kepazelik olarak benimsendiğinin bir işareti mi acaba?

Kastamonu, Bozkurt, Bartın facialarında bu imar aflarının günahı nedir, araştıran var mı?

Çay yataklarının daralmasında imar affına uğrayan binaların vebali nedir?

YKS sınav sonuçları nasıl kolektif bir intihar göstergesi ise, bu imar afları da aynı müşir.

Umarım bu faciadan sonra TBMM bir kez daha imar affı çıkarma kepazeliğine başvurmaz, bu konuda anayasaya bir madde konmasında bile yarar olabilir.

Hangi siyasi iktidar, kapsamı dar ya da geniş, Meclis’e bundan sonra bir imar affı tasarısı getirir ise toplum olarak bu tasarıyı gündeme getirenlerin iplerini pazara çıkarmamız şart.

EK: İMAR AFLARI (Kaynak: Mimarlık Dergisi, Sayı 403, Eylül-Ekim 2018)

775 SAYILI GECEKONDU YASASI ÖNCESİ DÖNEM: GECEKONDUNUN İMAR YASASI’NA BAĞIMLI OLDUĞU DÖNEM

A- 5218(2) sayılı Yasa (22.06.1948 tarih ve 6938 sayılı Resmî Gazete)

Kamuoyunun meclise yansıyan baskısı ile 1948 yılında Hasan Saka hükümeti gecekondu affı ile ilgili ilk yasayı çıkarmıştır. Ankara’da belediyeye ve devlete ait arsaların mesken yapacaklara tahsisiyle ilgili olan kanun, özellikle Ankara kentindeki sorunları çözmek için hazırlanmıştır. Yasada “gecekondu” sözcüğü geçmemekle birlikte temel amaç, belediye sınırları içindeki gecekonduların yasallaştırılması idi. Bu yasa, söz konusu alanlarda kendilerine ait olmayan arsalar üzerinde ruhsatsız yapılmış olan yapıların belediye eliyle sahiplerine çok düşük bir bedel karşılığında devredilmesini öngörmüş, ayrıca bu bölgelerdeki hazine arazilerinin bedelsiz olarak belediyeye devredilmesini sağlamıştır. Belediye bu araziyi bir yıl içinde inşaata başlamak koşulu ile konutsuz kişilere düşük bir bedel karşılığı (vergi esasına göre) dağıtmıştır. Mecliste yasa tasarısının diğer belediyeleri de kapsayabileceği tartışılmış, ancak Ankara’nın sorununun geciktirilmemesi için öncelikle çıkması gerektiğine karar verilmiş ve tasarı kabul edilerek yasalaşmıştır.

B- 5228(3) sayılı Bina Yapımını Teşvik Kanunu (06.07.1948 tarih ve 6950 sayılı Resmî Gazete)

5218 sayılı Yasanın kabulünden iki hafta sonra da bu yasa ile getirilen kararları ülke çapında yaygınlaştıran 5228 sayılı Bina Yapımını Teşvik Kanunu çıkarılmıştır. Bu yasa ile tüm belediyelere arsa dağıtma yetkisi tanınmıştır. Dağıtılan arsalar üzerinde yapılan konutlar on yıl süre ile bina, buhran ve savunma vergilerinden muaf tutulmuş, ayrıca Emlak ve Kredi Bankası’na, inşaat bedelinin % 75’ine kadar, % 5’i aşmayacak bir faiz oranı ile kredi verilmesi için yetki tanınmıştır. Bu Yasanın 5218’den farkları; 5218 sayılı Yasa, belediyelere sınırları tanımlanmış alanlarda arsa üretme görevi verirken, 5228 sayılı Yasa, bu görevi imar sınırları içinde yer alan ve belirli bir işlev için ayrılmamış olan tüm arazilere yaymıştır. İkinci önemli fark ise; üretilen arsaların dağıtılabileceği kişiler arasına konut kooperatiflerinin de ikinci öncelikle katılması ve artabilecek ya da isteklisi çıkmayacak arsaların konut kooperatiflerine verilmesinin öngörülmesidir.

C- 5431(4) sayılı Yasa (11.06.1949 tarih ve 7230 sayılı Resmî Gazete)

Gecekondu sorununun kısa zamanda çok yoğunlaşması ve İstanbul’da Zeytinburnu ölçeğinde bir gecekondu mahallesinin ortaya çıkması nedeni ile 1949 yılında 5431 sayılı Ruhsatsız Yapıların Yıktırılması ve 2290 sayılı Belediye Yapı ve Yollar Kanunu’nun Değiştirilmesine Ait Kanun çıkartılmıştır. Bu Yasa temelde varlıklı kesimin ruhsatsız ve denetimsiz yaptığı yapılarla ilgili idi. Ama geçici maddesinde gecekondu sorununa da değinmekte, Yasanın yürürlüğe girdiği tarihe kadar yapılmış olanlara 5218’in uygulanmasını öngörmekte ve bu tarihten sonra yapılacak olanların da yıkılmasını emretmekteydi. Ancak Yasa bu yıkım kararında çok kesin ve etkin davranmamış, Bakanlar Kurulu Kararı ile belediye meclisine, gerekirse kentte yeni dokunulmaz bölgeler tanımlama yetkisi vermiştir.

D- 6188(5) sayılı Yasa (29.07.1953 tarih ve 8470 sayılı Resmî Gazete)

1953 yılında gecekondu sorununun çok yaygınlaşması, Ankara’nın yanı sıra İstanbul’da da Zeytinburnu, Taşlıtarla ve Kâğıthane gibi büyük gecekondu bölgelerinin kurulması üzerine, 1954 seçimlerinden bir yıl önce, 6188 sayılı Bina Yapımını Teşvik ve İzinsiz Yapılan Binalar Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Bu yasada belediyeler 5228 sayılı yasadaki esaslar uyarınca hazine arazilerini alabilmekte idi. Belediyeler ayrıca kendi arazilerini de ucuz ve basit konut yapıları için kullanabileceklerdi. Bu konutlar maliyet bedelleri üzerinden birinci öncelikle gecekonduları yıkılan kişilere, ikinci öncelikle de sağlığa aykırı konutlarda oturanlara satılacaktı. Sağlığa aykırı yapılarda oturanlar taşınmadan önce konutlarını yıkıp, enkazı kaldıracak, eğer bu yapılmaz ise 15 gün sonra eski konutları yıkılacaktı.

Yasa hükümlerinden ancak belediye sınırları içinde iki yıldır oturanlar yararlanacaktı. Böylece Yasa, kente yeni gelen kesimlerin konut sorununa çözüm getirmiyor, eski mahalle sakinlerinin yaşam kalitesini artırıyordu. Ayrıca 6188 sayılı yasa ile 5218 ve 5228 sayılı yasalar da yürürlükten kaldırıyordu. Bu döneme kadar çıkan yasaların genelde konut sorununa yönelik olmalarına karşın bu kez özellikle gecekondu sorununa yönelik olduğu söylenebilir. Ancak 6188 sayılı yasada önceki yasalardaki birçok sakıncaları ve eksikleri taşımış ve gecekondu sorununu çözememiştir.

E- 7367(6) sayılı Yasa (29.07.1959 tarih ve 10265 sayılı Resmî Gazete)

1959’da çıkarılan 7367 sayılı Yasada, hazineye ait belediye sınırları içindeki arsaların belediyelere geçirilmesi yolu ile gecekondu yapımını önleme amacına ayrılması düşünülmüş ise de olumlu sonuçlar alınamamıştır.

775 SAYILI GECEKONDU YASASI’NIN İNCELENDİĞİ DÖNEM: GECEKONDUNUN İMAR YASASI’NA YARI BAĞIMLI OLDUĞU DÖNEM

775(7) sayılı Gecekondu Yasası (30.07.1966 tarih ve 12362 sayılı Resmî Gazete)

1966 yılında çıkarılan 775 sayılı Gecekondu Yasası, kalkınma planlarının benimsendiği ilkelere ana çizgileri ile uyan gecekondu politikası getirmiştir. Gecekondu politikası, gecekondu sorunlarının kısa ve uzun dönemde çözümlenmesine olanak veren önlemlerin tümü olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda, 775 sayılı Yasa da gecekonduların hem ekonomik ve toplumsal hem de şehircilik konularıyla ilgili sorunlarının çözümünü amaçlayan bir yasadır.

Gecekondu affı olarak değerlendirilen 15.05.1976 tarih ve 1990 sayılı Gecekondu Kanunu’nda Bazı Değişiklikler Yapılması Hakkında Kanun’un geçici 8. maddesinde; belediyelere ait olan veya Gecekondu Kanunu uyarınca belediyelerin mülkiyetine geçmesi gereken arazi ve arsalar üzerinde 01.03.1976 gününden önce yapıldıkları tespit edilen gecekondular hakkında da Gecekondu Kanunu’nun, gecekonduların ıslah ve tasfiyesi ile ilgili 21. maddesi hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir. Daha önce çıkarılmış bulunan gecekondu yasalarında benimsenen politikalar, 775 sayılı Yasaya da egemendir. Buradaki hedefler, “iyileştirme”, “ortadan kaldırma”' ve “önleme” dir.

“İyileştirme”, durumu düzeltilebilecek olan bir gecekondunun ve gecekondu bölgelerinin, devletin, yerel yönetimlerin ve gecekondu sahiplerinin elbirliği ile oturulacak niteliklere kavuşturulmasıdır. Ülkemizde gecekonduların üçte birinden çoğu bu durumdadır.

İyileştirme umudu kalmamış bulunan gecekonduların, tarihsel değeri olan yapıtları çevreleyen ve bu yapıtların değerini azaltan tek tek yapıların ya da bu tür yapıların yoğun olduğu semtlerin tümü ile temizlenmesi, “ortadan kaldırma” adını almaktadır. Ortadan kaldırılması gereken gecekonduların, toplam içindeki oranı da % 30’a yaklaşmaktadır. “Önleme” ise uzun ve kısa dönemde olmak üzere iki türlüdür. Kısa süreli önlemenin de olumlu ve olumsuz yolları vardır. Olumsuz önleme, bir gecekondu yapılırken ya da yapıldıktan kısa bir süre sonra kolluk gücü tarafından yıktırılmasıdır. Olumlu önleme ise, türlü kamusal yardımlar ile konut pazarına toplumsal konut sunulmasının artırılması ve böylece gecekondu yapmaktan başka çaresi kalmamış olan ailelere, konut gereksinmelerini normal yollardan karşılama yolunun açılmasıdır.  Uzun süreli önleme ise, büyük kentlerdeki gecekondu sorunlarının kökünden ele alınması, kentlere olan aşırı nüfus akınlarının gereksiz ve verimsiz yığılma biçimini almasının önlenmesidir. Dolaylı önleme adı da verilebilecek olan bu tür önlemenin başarılı olabilmesi, bununla ilgili önlemlerin yalnızca gecekondu yasalarında değil, ülkenin sanayileşme, istihdam ve bölgeler arası denge politikalarını çizen tüm yasalarında yer alması ve gereği gibi uygulanmasına bağlıdır.

775 SAYILI YASANIN ÇÖZEMEDİĞİ MÜLKİYET SORUNLARI: GECEKONDU OLGUSUNUN KENDİNİ İMAR YASASI’NDAN TAMAMEN BAĞIMSIZ KILDIĞI DÖNEM

A- 2805(9) sayılı Yasa (21.03.1983 tarih ve 17994 sayılı Resmî Gazete)

Açıkça gecekondu affının gündeme geldiği ilk yasa 21.03.1983 tarih ve 2805 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Olarak Yapılan Yapılara Uygulanacak İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanunu’nun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’dur. Gecekonduların, muhafaza edilecek, ıslah edilerek muhafaza edilecek ve yıkılacak şeklinde sınıflandığı bu yasada; tasnif, tespit, değerlendirme ve diğer işlemlerin belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyelerce, bu sınırların dışında ise valiliklerce yapılacağı madde 5, 6 ve 7’de belirtilmektedir. Bu Yasa, ıslah imar planlarıyla, yapıldığı yöredeki veya tasfiye edilecek gecekondulara çözüm bulmanın yanı sıra yasalara uyulmayarak oluşturulmuş hisseli şahıs arazilerini de yasaya oturtmayı amaçlamıştır.

B- 2981(10) sayılı Yasa (08.03.1984 tarih ve 18335 sayılı Resmî Gazete)

2805 sayılı Yasayı yürürlükten kaldıran, 24.03.1984 tarihinde 2981 sayı ile kabul edilen “İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanunu’nun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun”, adından da anlaşıldığı gibi af niteliğindedir. Bu yasanın 4. maddesine göre imar mevzuatına aykırı inşa edilmiş yapılarla gecekondular; “korunacak”, “ıslah edilerek korunacak” veya “bu yasa hükümlerinden yararlanamayacaklar” olarak sınıflandırılmıştır. Korunacak ve ıslah edilerek korunacak yapılara ruhsat verilebileceği belirtilmektedir. Yani, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak yapılan yapıların altı ay içinde belediye veya valiliğe başvurularak, uygun durumda olanların yasallaştırılması, gecekondulara önce tapu tahsis belgesi, daha sonra ıslah imar planları ile tapu verilmesi bu yasanın özüdür. Tapuya esas olacak tapu tahsis belgesi de ilk kez bu yasayla tanımlanmıştır. 2981 sayılı Kanunun, 31.05.2012 tarih ve 28309 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6306 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yürürlükten kaldırılacağı belirtilmekte ise de iki defa üçer yıllık uzatma ile kaldırılması ertelenmiştir.

C- 3290(11) sayılı Yasa (07.06.1986 tarih ve 19130 sayılı Resmî Gazete)

2981 sayılı Yasaya biraz daha açıklık getiren bu yasa, gecekondu affının kapsamını da genişletmiştir. Bu Yasanın kapsamına, daha önce konut olarak kullanılıp, sonra işyerine çevrilen gecekondular da dâhil edilmiştir. Bu Yasada, arsa tahsisinden yararlanacakların 2981 sayılı Yasada belirtilenlere ek olarak, işyeri fonksiyonunda kullanılan bir yapıya da sahip olmamaları koşulu getirilmiştir. 02.05.1986 tarihinde kabul edilen 3290 sayılı Yasada İstanbul Boğazı sahili ve öngörünümü ile Çanakkale Boğazı’nda yer alan gecekondulardan 02.06.1981 tarihine kadar yapılmış olanların yararlanabileceği, diğer yerlerde 2981 sayılı Yasadaki tarih yeniden belirlenerek, 10.11.1985 tarihine kadar yapılmış tüm gecekonduları içererek, kapsam oldukça genişletilmiştir. Ayrıca ıslah imar planında 2981 sayılı Yasada % 25 düzenleme ortaklık payı alınırken, 3290 sayılı Yasada bu oran % 35'e yükseltilmiştir.

D- 3366(12) sayılı Yasa (26.05.1987 tarih ve 19471 sayılı Resmî Gazete)

3366 sayılı Yasayla 2981 ve 3290 sayılı Yasalarda süresi içinde belediye ve valiliklere başvurmayanların işlemlerinde değişiklik yapılmış, su ve elektriğin kesilmesi yerine harçlar getirilmiştir. Ayrıca, ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda doğrudan tapunun verilebileceği hükmünü getirmiştir. Bu Yasayla kaçak olarak yapılmış her tür yapı, örneğin kıyılarda, askeri bölgelerde, karayolları kamulaştırma sınırı içinde kalanlar, “gecekondu” gibi yorumlanarak, bu yapıların sahiplerine de ıslah bölgesi veya yakın çevresinden bağımsız, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre imar parseli alma hakkı verebilmiştir. Bununla affın kapsamı biraz daha genişletilmiş, gecekondu tanımına çeşitlilik getirilmiştir. 3290 sayılı Yasayla Tapu ve Kadastro İdarelerine verilen yetkiler 3366 sayılı Yasayla da geçerliliğini koruduğu gibi, fonun gelirleri de bu kanunla artırılmıştır.

GECEKONDULARIN İMARLI ALANLARDAKİ TAŞINMAZLAR GİBİ ALINIP SATILABİLDİĞİ DÖNEM: ISLAH İMAR PLANI YAPILAN ALANLARDAKİ GECEKONDULAR

3414(13) sayılı Yasa (11.03.1988 tarih ve 19751 sayılı Resmî Gazete)

02.03.1986 tarihinde kabul edilen 3414 sayılı Yasa bundan önce çıkarılan iki kararnamede bazı değişiklikler getirmiştir. Bu Yasa, 775 sayılı yasa ile belediye sınırları ve mücavir alan sınırları içinde, gecekondularla ilgili işlemleri yürüten büyükşehir belediyeleri ve valiliklerin yetkilerini, tamamen ilçe belediyelerine devretmiştir. Böylece büyükşehir belediyesi olmayan yerlerde ise yetki, tamamen belediyelere geçmiştir. 3414 sayılı Yasa, 775 sayılı Yasanın 34. maddesini de geçersiz kılmaktadır. Bu maddede, kendilerine arsa veya konut tahsis edilenlerin, yirmi yıl içinde satmak veya devretme haklarının olmadığı belirtilmektedir. Bu koşulun 3414 sayılı Yasayla ortadan kalkması, gecekondu sahibine, arsasını veya konutunu müteahhide verme veya satarak başka yerde yeni bir gecekondu, yapma şansı yaratmıştır. 

4706(14) SAYILI YASA (18.07.2001 TARİH VE 24466 SAYILI RESMÎ GAZETE)

4706 sayılı Kanunun 5. maddesiyle “belediye ve mücavir alan sınırları içinde olup Bakanlıkça tespit edilecek alanlarda bulunan, hazineye ait taşınmazlardan, 31/12/2000 tarihinden önce üzerinde yapılanma olanların; öncelikle yapı sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerine satılmak ya da genel hükümlere göre değerlendirilmek üzere ilgili belediyelere bedelsiz olarak devredileceği” hükmü getirilmiştir. Bu hükümle meşru olmayan fiili durumlar meşrulaştırılarak 31.12.2000 tarihinden önce hukuka aykırı yapılmış eylemler bağışlanmıştır. İmar affı kapsamında değerlendirebileceğimiz bu durum, genel bir planlama esası olan; imar planlarında, plan kapsamı içinde kalan hazineye ait taşınmaz malların kentin ihtiyacı olan; kentsel, sosyal, kültürel ve teknik altyapı (eğitim, sağlık, spor, huzur evi, yaşlılar evi vb.) alanlarına ayrılmasını engelleyerek kentsel hizmet sunumlarını aksatmaktadır.

BÜTÇE YASALARI VE TÜRK CEZA KANUNU’NA EKLENEN İMAR AFFI NİTELİKLİ MADDELER

A- 4833(15) sayılı Yasa (31.03.2003 tarih ve 25065 sayılı Resmî Gazete)

Kamu kurum ve kuruluşlarına gerekli belgelerle başvurmayıp, çeşitli onay, ruhsat ve yapı kullanma izinleri alınmadan yapılan yapılara imar mevzuatı uyarınca cezai işlemlerin uygulanması gerekir.

3194 İmar Kanunu’nun, kullanma izni alınmamış yapılarla ilgili 31. maddesindeki, inşaatın bitme gününün, kullanma izninin verildiği tarih olduğu; yapı kullanma izni alınmamış yapıların ise, izin alınıncaya kadar elektrik, su ve kanalizasyon hizmetlerinden ve tesislerinden faydalandırılmayacağı; ancak, yapı kullanma izni alan bağımsız bölümlerin bu hizmetlerden istifade ettirileceği hükmü 1985 tarihinden beri uygulanmaktadır. Ancak, 4833 sayılı Yasanın 51. maddesinin (ö) fıkrası ile “yapı kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılara belediyelerce yol, su, kanalizasyon, doğalgaz gibi alt yapı hizmetlerinin birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi halinde, ilgili yönetmelikler doğrultusunda fenni gereklerin yerine getirilmiş olması ve bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde başvurulması üzerine kullanma izni alınıncaya kadar geçici olarak elektrik bağlanabilir” hükmü getirilmiştir. Her ne kadar bu madde kapsamında elektrik bağlanmasının herhangi bir kazanılmış hak teşkil etmeyeceğinden de bahsedilmesine rağmen bu durum, açıkça imar mevzuatına aykırı yapıların kamusal hizmetlerden yararlandırılarak meşrulaştırılıp, yasallaştırmasına dönük bir düzenlemedir.(16) Yasa yapma tekniği açısından doğru olmayan ancak, karışık ve parçacı çözümlerin zamanla kalıcı hale geldiği, 2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu vb. diğer kanunlara eklenen hükümlerle, imar mevzuatına aykırı yapılar affedilerek yasallaştırılmıştır.

B- 5027(17) sayılı Yasa (28.12.2003 tarih ve 25330 sayılı Resmî Gazete) 

4833 sayılı Kanunda olduğu gibi 5027 sayılı 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu’na da bir madde eklenerek yaklaşık aynı içerik ve aynı yasa yapım tekniği uygulanmıştır.

28.12.2003 tarihli Resmî Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanan 5027 sayılı Kanunun 49. maddesinin (j) fıkrasıyla, yapı kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılara; yol, su, telefon, kanalizasyon, doğalgaz gibi alt yapı hizmetlerinin birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi halinde, ilgili yönetmelikler doğrultusunda fenni gereklerin yerine getirilmiş olması ve bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren başvurulması üzerine kullanma izni alınıncaya kadar geçici olarak elektrik ve / veya su bağlanabileceği, Belediye sınırları içinde kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılaşmaların her türlü atıklarının çevre sağlığını tehdit eder boyutlara ulaşması halinde bu gibi yerlere belediyelerce kanalizasyon ve temizlik hizmetlerinin verilebileceği kanunlaştırılmıştır. Bu yasayla da imar mevzuatına aykırı yapılara hizmet sunmada çevre sağlığı konusu ön plana çıkarılarak meşrulaştırma gerçekleştirilmiştir.

C- 5377(18) sayılı Yasa (08.07.2005 tarih ve 25869 sayılı Resmî Gazete)

Farklı kanunlara madde ekleme yöntemiyle yapılan benzer bir uygulama da 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesine eklenen 6. fıkra’dır. Bu ekleme ile 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak Ceza Kanunu’nun 184. maddesinin 1. ve 2. Fıkralarında yer alan “yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişiler ile bu yapılara elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişilerin, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları” engellenmektedir. Dolayısıyla, mevzuata aykırı yapıların sahipleri ve bunlara göz yuman kamu çalışanlarının cezaları ile birlikte özellikle deprem riski bulunan yerlerdeki izinsiz veya mevzuata aykırı olan yapılar da affedilmektedir.

5398(19) SAYILI YASA (21.07.2005 TARİH VE 25882 SAYILI RESMÎ GAZETE)

5398 sayılı Kanunun 13. maddesiyle 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 6. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen (c) bendinde, özelleştirme kapsamına alınan kıyı, sahil şeridi ve dolgu alanlarındaki sınırlı kullanım kararları ve yapılanma şartları, imar planı kararlarıyla genişletilerek turizm amaçlı alışveriş merkezleri ve konaklama ünitelerinin yapılmasına olanak sağlamıştır. Ayrıca aynı Kanunun 19 maddesi ile de; 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesinin sonuna şu fıkra eklenerek “4046 sayılı Kanun kapsamında gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarruflar yöntemine göre özelleştirme işlemleri yapılan hizmet özelleştirmesi niteliğindeki yatırımların yapılacağı yerlerde hazırlanan veya hazırlattırılan planları, Özelleştirme İdaresince değerlendirilmek ve sözleşme uygunluğu konusundaki görüşü de alınmak kaydı ile, imar mevzuatındaki kısıtlamalara tabi olmaksızın re’sen onaylamaya Bayındırlık ve İskan Bakanlığı [Çevre ve Şehircilik Bakanlığı] yetkili” kılınmış, bir bakıma imar planları yoluyla bazı kısıtlamalar dikkate alınmayarak af nitelikli yapılaşma kararları oluşturulmuştur.(20)

İMAR VE GECEKONDU MEVZUATINA AYKIRI YAPILARLA İLGİLİ İŞLEMLERİN UYGULAMA SÜRELERİNİN UZATILMASI İLE İLGİLİ MADDELERİN BULUNDUĞU YASALAR 

Bir başka yöntem de imar affı yasalarının yürürlük sürelerinin uzatılması şeklinde af kapsamı genişletilmektedir. Bu uzatmalar 6306 ve 6639 sayılı yasalarla gerçekleştirilmiştir.

A- 6306(21) sayılı Yasa (31.05.2012 tarih ve 28309 sayılı Resmî Gazete)

775 sayılı Gecekondu Yasası’nın temel amaç ve içeriklerini güncelleyerek, afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini oluşturmak üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemeyi amaçlayan bir başka düzenleme de 6306 sayılı Yasadır. Bu Yasanın 23. maddesi ile 24.2.1984 tarihli ve 2981 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırıldığı belirtilmektedir. Ancak, 6306 sayılı Kanunun Yürürlük başlıklı 24. maddesinde; kaldırma işleminin bu Kanunun yayımı tarihinden üç yıl sonra yürürlüğe gireceği belirtilerek, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı yapılara uygulanacak (af nitelikli) işlemler üç yıl daha uzatılmıştır.

B- 6639(22) sayılı Yasa (15.04.2015 tarih ve 29327 sayılı Resmî Gazete)

6639 sayılı Yasanın 38. maddesi ile 16.05.2012 kabul tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 24. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “üç yıl” ibaresi “altı yıl” olarak değiştirilerek ikinci kez 2981 sayılı Yasanın yürürlükte kalması.

7143(23) SAYILI İMAR BARIŞI YASASI (18.05.2018 TARİH VE 30425 SAYILI RESMÎ GAZETE)

Şimdilik son imar affı yasası dediğimiz 7143 sayılı İmar Barışı Yasası şimdiye kadar çıkarılmış en geniş kapsamlı torba yasa maddesidir. Bu yasanın 16. maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanunu’na, “imar affı” içerikli 16. geçici madde eklenmiştir. İmar affı içerikli yasa maddesinin istisnalar kısmından; ekli krokilerde belirtilen Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi, İstanbul tarihî yarımadanın bir kısmı ve Çanakkale Savaşları tarihî alanları kapsam dışı bırakılmıştır. Bu yasayla, krokilerde belirtilen alanların dışında kalan, ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmelerle korunması gereken alanlar ile imar mevzuatına, planlama ilke ve esaslarına uygun gelişmesi gereken tüm kentsel ve kırsal alanlarındaki, mevzuata aykırı yapıların yasallaştırılmasının önünün açıldığı anlaşılmaktadır. Yapı kayıt belgesi internet başvuru formunda da görüldüğü gibi hayati riskler yaratabilecek hiçbir aykırılık belge almaya engel gösterilmemiştir. Yasanın hazırlanma tekniği, zamanlaması ve içeriği incelendiğinde ise önceki af yasalarından farksızdır. Türkiye’nin bugüne kadar yaşadığı tüm imar aflarında olduğu gibi, zamanın mevcut iktidarları tarafından, önlerindeki seçim dönemlerine denk getirilmesi(24) ve belli bir miktarda (48 ile 68 milyar lira arasında değişen miktarlarda) gelir toplama(25) amaçlarının ön plana çıktığı bu yasada da görülmektedir. Bu yasayla “afet riskinin en yüksek olduğu ruhsatsız yapılara af getirilmesi” ve “yapı kayıt belgesi düzenlenen yapıların depreme dayanıklılığı hususunun yapı malikinin sorumluluğuna bırakılması” yasanın afet risklerini azaltma amacıyla çelişmektedir.