• 20.08.2021 05:56
  • (165)

Yazıma başlarken öncelikle Milgem Projesi hakkında kısa bir bilgi (Wikipedia): “MİLGEM ya da tam adıyla Millî Gemi, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bir savaş gemisi programıdır. Türk Deniz Kuvvetleri tarafından yönetilen proje, keşif, gözetleme, erken uyarı, denizaltı karşıtı savaş, yüzeyden yüzeye savaş, yüzeyden havaya savaş ve amfibi operasyonlar dahil olmak üzere bir dizi görevde kullanılabilecek çok amaçlı korvet ve fırkateynler geliştirmeyi hedeflemektedir. 2018 yılı itibarıyla MİLGEM projesi, Türk Deniz Kuvvetleri'ne yönelik dört Ada sınıfı anti-denizaltı savaş korveti ve bir İstihbarat korveti, dört İstif sınıfı çok amaçlı fırkateyn ve yedi TF2000 sınıfı hava savunma muhribi/destroyeri ile Pakistan Deniz Kuvvetleri için dört Cinnah sınıfı korvetin yapımını kapsamaktadır.”

Yazımda ülkemizin kısıtlı kaynakları ile savaş enstrümanları üretme işine girmesinin mantığını tartışmaya açmayacağım, her ülke bir ölçüde ya bunu yapıyor ya da savaş silahları ithal ediyor, böyle bir ortamda birileri de bu üretimin alternatifinin olmadığını söyleyebilir; bu alanda en güvenilir kaynak olan SIPRI araştırmaları da maalesef küresel ölçekte ülkelerin silahlanmaya daha fazla kaynak aktardığını gösteriyor, bu da küresel bir cinnet durumu ama durum bu.

MALİ PORTESİ 5 MİLYAR DOLAR

Türkiye Milgem Projesi çerçevesinde Pakistan’a dört adet korvet üretiyor; detaylara girmeyeceğim, Pakistan ile görüşmeler 2018’de sonuçlanmış galiba, muhtemelen gerekli ihale süreçlerini Pakistan gerçekleştirmiş (bu konu zaten Pakistan’ın işi), Türkiye de üretimi sözleşme çerçevesinde yapıyor ve belirli bir tarihte de korvetleri Pakistan’a teslim edecek; bu işin mali portesi de beş milyar dolar düzeyinde.

Pakistan’a bu silah satışı meselesi aklıma ister istemez Fransa’nın Pakistan’a sattığı denizaltılar meselesi ve bu konunun geldiği noktayı hatırlattı; çok açıkça belirtiyorum, iki konu arasında asla bir bağlantı kurmuyorum, böyle bir iddiam yok, olamaz da, zaten İnşallah da meselenin benzerliği sadece Türkiye ve Fransa’nın Pakistan’a silah satışı ile sınırlıdır.

‘RETROKOMİSYON’ KUŞKUSU

Fransa’da bu konu “Karachi meselesi” diye biliniyor, konu hala yargıda, eski Başbakan Edouard Balladur ve başkaları yargılanıyor.

Anahtar kelime bu konuda “retrokomisyon”, Türkçe'ye nasıl çevrilecek bilemiyorum, aşağıda konuyu anlatacağım.

Pakistan denizaltı alırken muhtemelen bir uluslararası ihale açıyor, farklı ülkeler fiyat veriyorlar ama bu arada maalesef, işin tabiatında mı var acaba, ihaleyi açan ülke/kurum komisyon da istiyor ve hangi ülke daha yüksek komisyon (rüşvet?) verirse o daha şanslı oluyor.

Diyelim, Pakistan bir ülkeden on dolar komisyon talep ediyor ve ihaleyi o ülkeye veriyor ama o ülkenin, ihracatçı ülkenin yetkilisi “biz size on dolar değil, on beş dolar komisyon vereceğiz, işi garantiye alalım” diyor.

Ancak, mesele, işi garantiye almaktan ziyade, başka bir şey; on dolar komisyona razı olan ihale açan ülke makamı, on beş doları alıyor ama beş dolarını illegal biçimde tekrar komisyonu veren ülkenin yetkilisine banka sistemi dışında, mesela arabalarla gelen valizler içinde geri veriyor.

İşte retrokomisyon bu; istediğiniz biçimde Türkçe'ye çevirebilirsiniz.

Bu beş doları da alan üretici ülke yetkilisi bu parayı ister kendi hesabına geçiriyor, isterse de siyasetin finansmanında, seçim harcamalarında kullanıyor.

İşin ilginç başka bir yanı da bu komisyonun (rüşvet), komisyonu ihaleyi almak için veren ülkenin kamu hesaplarında görülebilmesi yani bir biçimde resmileştirilmesi.

Kamu hesaplarında, Sayıştay da denetliyor, vize veriyor, gözüken on beş dolar komisyonun beş doları bir bürokrata ya da siyasetçiye, siyasi partiye gidiyor yani en iyi ihtimal bir siyasi adayın seçim propagandası vergi mükellefine finanse ettirilmiş oluyor.

Türkiye’nin Pakistan’a sattığı dört Cinnah modeli korvetin bedeli beş milyar dolar dolayında.;

Bu ihaleyi Türkiye alırken acaba ne kadar komisyon ödendi?; hiç ödenmemiş olması ihtimalini düşük görüyorum.

Arada hangi komisyoncular ne kadar komisyon aldılar?

İnsanın aklına bu tür sorular takılmıyor değil doğrusu.