• 31.08.2021 06:43
  • (209)

Erdoğan 2010’lu yılların başından beri ülkenin en büyük sorunu. 

Türkiye’ye verdiği zararlar artık saymakla bitmez.

Ancak, Erdoğan’ın verdiği zararların arasında en büyüğü hiç kuşkusuz Türkiye’yi getirdiği nokta itibariyle Türkiye-AB ilişkilerini çok uzun bir süre tıkamış olmasıdır.

1963’den 2004’e kadar bir türlü tam üyelik hedefiyle müzakere sürecinin açılamamış olmasının çok türlü nedenleri var, kötü yönetimler, çok yanlış bir ulusalcılık takıntısı, ne demekse(?) “girelim ama onurumuzla girelim” saçmalığı (sanki mesela Yunanistan, İspanya, Portekiz, İsveç, vs. onurlarını çiğneterek girdiler AB’ye), 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, vs.

2004’de müzakerelerin açılmış olması AKP hikayesinin bir başarısıdır ama çok geçmeden bu hedeften radikal bir biçimde vazgeçilmesi, demokrasinin, hukuk devletininn, laikliğin devre dışı bırakılması Erdoğan’ı Türkiye’nin makus talihi haline getirmiştir.  

***

Böyle bir girişten sonra gelelim bugünkü konumuza.

Pandemi ve kapanma süreçleri ve sonrasında Avrupa Birliği ülkelerinin işgücü piyasalarında ilginç gelişmeler oluyor.

Turizm, inşaat, gıda gibi sektörlerde çok önemli işgücü açıkları oluşuyor.

Bu sektörler ve başkalarında yaklaşık altı çalışandan biri bu süreçte bu sektörlerden çıkmışlar.

Ne mi yapıyorlar?

İlginçtir, bu sektörlerden çıkanlar işsizlere katılmışlar gibi durmuyorlar; yapılan araştırmalar pandemi ve kapanma döneminde insanların bir bölümü kendi işlerini kuracak formasyonlar almışlar ve kendi işlerini kurmuşlar.

İlginç bir gelişme.

AB ülkelerindeki işsizlik oranları da zaten bu gelişmeyi doğruluyor.

AB ülkelerinin genelinde işsizlik oranı yüzde 7.

Almanya: Yüzde 3.7

Hollanda:  Yüzde 3.2

Birleşik Krallık (artık AB üyesi değil): Yüzde 4.7

Fransa: Yüzde 7.3

İsveç: Yüzde 9.2

İtalya: Yüzde 9.7

İspanya: Yüzde 15.1

Avrupa Birliği, özellikle yukarıda belirttiğim sektörlerde işgücü açığı yaşıyor ve bu durum ekonomilerinde önemli sorunlar çıkarıyor.

Hiç hoş bir değerlendirme değil ama bu ülkelerin işveren örgütleri de bu işgücü darlığının işçi sendikalarının pazarlık gücünü çok yükselttiğini öne sürüyorlar ve bu duruma bir çözüm istiyorlar.

Teknoloji anlamında emek yoğun sektörlerde işgücü bulma sıkıntısı ücretleri kaçınılmazı olarak yukarı çekiyor ve bu sektörleri daha az rekabetçi kılıyor.

Türkiye bugün şayet Kopenhag siyasi kriterlerini daha da geliştiren, ilerleten bir ülke olabilmiş olsa idi, tam üyelik müzakerelerinde en büyük sorunlardan biri olan işgücünün serbest dolaşımı sorunu önemini önemli ölçüde yitirmiş olacaktı.

Ama Erdoğan ve AKP başımızda, Türkiye’nin makus talihi, son on senede Kopenhag siyasi kriterleri diye bir şey kalmadı ve Türkiye için artık AB’ye katılıma yönelik uygun konjonktür diye bir ortamdan bahsetmek mümkün değil.

Yazık, hem de çok yazık.

Türkiye Erdoğan ve AKP’nin Türkiye’ye yaptığı bu kötülüğü asla unutmayacaktır.