Etyen MAHÇUPYAN
Etyen MAHÇUPYAN

Gazete: Karar Gazetesi

Özgür ifadenin niyeti meselesi

  • 14.10.2012 00:00

 İfade özgürlüğü ve nefret söyleminin ne olduğu konusunda serdedilen görüşlerin en ilginç yanı, bunların gerçekten de ‘ne' olduğunun bilinebileceğine beslenen inanç. Sanki hepimizi aşan, doğanın ya da ilahi bir gücün belirleyip bize sunduğu doğru tanımlar var.

Oysa bütün bu kavramlar tarihsel ve kültürel, yani öznel... Yani değişebilir. O nedenle bu tür tartışmalar daima normatif bakışı da içerir. Diğer bir deyişle konuyu irdelerken örneğin ifade özgürlüğünün sadece ne ‘olduğunu' değil, ne ‘olması gerektiğini' de mantığımızın parçası kılarız. Ne var ki mantığımız da belirli bir kültürün, giderek kendine özgü bir zihniyet bileşkesinin içinden üretilir. Dolayısıyla bu tür tartışmalar çok kültürlü bir zemine taşındığı ölçüde, tartışılan konunun ardına geçer ve bir anda kendimizi doğrudan kültürel ve zihniyetsel farklılığı konuşur buluruz. Her zihni yaklaşımın ve kültürün kendi normlarının olacağını düşünürsek, ifade özgürlüğü gibi kavramların da sonuçta bir çözümsüzlüğü ve benzemezliği ifade etmenin aracı olmaktan öte gidemediğini kabullenmek durumunda kalırız.

Küresel dünya bu basit ancak fark edilmeyen gerçeği bir kez daha ortaya çıkardı. Karşımızda küresel barış açısından hayati bir soru duruyor: Farklı kültürleri ve zihni tutumları bir arada yaşatabilecek normlar nasıl üretilebilir? Ve tabii bunu takip eden ikinci bir soru: Bu normların meşruiyeti nereden kaynaklanır? Modern uygarlık kendince birçok norm üretmiş ve bunları ‘evrensel' sıfatıyla dünyaya lanse etmiş durumda. Söz konusu normlar bugün Avrupa'nın yeniden inşasında kullanıldığı gibi, Türkiye gibi birçok ülke için de demokrasi yönünde kaldıraç işlevi görüyor. Yani Batı medeniyetini horlayacak, küçümseyecek halde değiliz. Modernliğin geliştirdiği değer sistematiğinin ve kamusal alan adabının insanlık için bir kazanç olduğuna itiraz etmek güç, çünkü bu değerleri ve adabı Batı dışı kültürler de benimseyebiliyor ve oradan kendileri için bir demokrasi yaratma fırsatı elde edebiliyorlar.

Ne var ki aynı değer sistematiği ve kamusal adap, Batı ile Doğu'nun ‘birlikte' yaşadığı noktalarda işlevini büyük ölçüde yitirebiliyor, çünkü giderek ‘evrensel' olmaktan çıkıp ‘kültürleşiyor'. Evrensellik daima bir tür ‘kültürsüzleşme' içerir. İfade özgürlüğünü evrensel bir norm olarak düşündüğümüzde, bunu herkes ve bütün kültürler için doğru kabul ederiz. Dolayısıyla da hem ifade özgürlüğünü bir norm olarak benimsemek kolaylaşır hem de bu kavramı kendi zihniyetimizin içinde yeniden yoğurarak kendimiz için ‘kültürleştiririz'. Sonuçta ‘evrensel' addedilen bir norm vardır, ama bu norm her toplumda farklı bir biçim ve içerikle kültürel zemine yedirilecektir.

İfade özgürlüğü gibi normların ‘mutlak' karakterde olduğunu sananlar, aslında bu normun belirli bir kültür içinde üretilmiş versiyonunun başka kültürler için de geçerli olduğunu savunmuş olurlar. Öte yandan söz konusu normların tamamen kültürel ve öznel olduklarını, giderek ‘Batı emperyalizminin' uzantısı olarak işlev gördüklerini söylemek de epeyce cahilce olacaktır, çünkü aynı normların farklı versiyonlarını herkes kendi kültürel tarihi içinde de görebiliyor ve bunları ‘olumlu' birer unsur olarak hafızasında taşımaya devam ediyor.  

Varacağımız sonuç herhalde şudur: İfade özgürlüğü gibi normlar her kültürde anlamlıdır, ancak o kültürü şekillendiren zihniyetten etkilenerek yeniden kurgulanır ve sınırlanırlar. Bu nedenle de farklı kültürlerin iç içe geçtiği ortamlarda yeniden tanıma muhtaç hale gelirler. Öte yandan muhtemelen bu yeni tanım, daha önceden taraflardan birinin sahiplendiği tanımın aynısı olamayacaktır. Kısacası yeni tanım, dar anlamıyla kültürleri aşan, karşılaşmayı, konuşmayı, katılımı ve iknayı temel alan bir yeni kültürün de oluşmasına muhtaçtır. Bu ise çok muhtemelen her iki kültürün yeni ve ortak bir zihniyete doğru evrilmesini ima eder... Konuyu açıklığa kavuşturmak üzere ifade özgürlüğü bağlamı içinde önümüze çıkan bir nüansı ele alalım: İfade özgürlüğünün rahatsız edici ve şok etkisi yaratabilecek görüşleri de içermesi gerektiğini söylüyoruz. Bunun her kültürde rehabilite edici etkisi olduğunu düşünebiliriz. Ama herhalde ‘rahatsız veya şok edici' görüşlerin bizatihi değeri olduğunu savunamayız. Bu görüşlerin kamusal bir ‘iyilik' ürettiği, örneğin daha geniş bir özgürlük konsepti yarattığı için anlamlı olduğunu söylemek durumundayız. Peki, bu görüşler bir kültürden ötekine uzanan salvolar şeklinde kullanılırsa, kamusal ‘iyilik' üretirler mi? Hayat tam tersinin olduğunu gösteriyor. Bu durumda ifade özgürlüğü ayrışmayı besleyen bir işlev görebiliyor. Çünkü bazı görüşlerin rahatsız edici olma niteliği başka, sırf başkaları rahatsız olsun diye görüş üretmek başka...

Birlikte yaşamak niyet ve samimiyet gerektiriyor. Küresellik ise kimseye salt kendi kültürü içinde yaşama şansı bırakmıyor. Bu nedenle ifade özgürlüğü gibi normlar artık bir yandan nötr değerler gibi algılanmıyor, diğer yandan da kasıtlı olarak da araçsallaştırılabiliyor. Bu karmaşık yapıyı es geçen ‘özgürlükçü' duruşların ciddiye alınmamasına şaşmamak lazım...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.