• 3.06.2013 00:00

 "Yasal mı, değil mi?",

"Bu iş kanuna uygun mu, değil mi?",

 "İş kılıfına uyuyor mu uymuyor mu?",derken en büyük yolsuzlukların yasal ölçüler içinde olduğunu unutmayalım. Öyle ki bir zamanlar “naylon fatura “ diye bir kavram çıktı; hırsız, arsız adamlar bu vesileyle haksız yere trilyonlar kazandılar.

Yapılan bir şikayette müfettiş raporunda, “yapılan inceleme sonucu evraklar arsında naylon faturaya rastlanmamıştır” denildi ve tarihe bir ibretli ifade olarak not edildi.

Bunu ne diye anlatım merak ediyorsanız hemen beyan edeyim yasalara uygundur mantığıyla; atanan müdürler, kaymakamlar, valiler, seçilen belediye başkanları ve vekiller, kabineyi oluşturan bakanlar hoş güzel de, verim yüzde kaç acaba? Hani kağıt üzerinde işler tamamdı?

Bu görevlendirilen vatandaşlar -tabi kendilerine vatandaş dediğim için kızmasalar- atandıkları görevin amacına ne kadar hizmet ediyorlar, hiç düşünüyor muyuz?

Deseniz ki, bunlardan hangi kadroya atananın konumu daha önemlidir? Bunun cevabını vermek zor olmakla beraber insani duygularım ve hayat tecrübem, “kaymakamlık” vazifesini az daha ön plana çıkarıyor.

Aslına bakarsanız ülkemizde yöneticilik alanında ciddi bir boşluk var. Nedenine gelince özellikle ve öncelikle,

- Eğitim öğretimimiz nitelikli vatandaş yetiştiremiyor,

- 657 sayılı yasa yöneticiyi geliştirme motivasyonundan yoksun,

- Sözleşmeli yönetici kavramı ülkemizde yok,

- Devletin eteğine bir yapışan bir daha bırakmak istemiyor.

Varsa yoksa kâğıt üzerinde işlemleri düzgün yürüterek, rotasyon için gün saymak ve yükselme yollarını aramak,

Çok az kişinin ajandasında verimlilik stratejisi ve zaman ayarlı uygulama planı vardır maalesef.

Diyeceksiniz ki neden kaymakam makamını bir adım öne çıkardınız, aslında toplumsal huzur ya da sıkıntı aileden, köyden, beldeden, ilçeye yansır ilçeler yarı özerk yönetim birimleridir. Eğer ilçenin başı olgun ve kaliteli bir kimse ise bir çok sorunu tolere eder  ve ilçenin var olan refahını daha da artırır.

Tabi eğer astsubaylığa özenen, militarist bir zihniyete sahip ise yöneticimiz ona buna bağırarak sorunların çözümüne katkıda bulunamadığı gibi hayata sıkıntı verir, kaos oluşturur ve ilçede yaşamanın tadı kaçar.

Ben kaymakam olsam ilçeyi nasıl idare ederdim,

- Yapacağım ilk iş, ilçenin kanaat önderlerini bir araya getirir, onlarla tanışır, ilçe için hazırladığım eylem planını onlarla paylaşırdım, ikinci bir toplantıyla ilçede bir ilçe istişare kurulu oluştururdum.

- En kısa zamanda ilçemin tüm köylerini ziyaret eder, onlara güven vermek için manidar bir tanışma ortamı oluştururdum.

- Tüm İmamlarla toplantı yaparak halkın sorunlarını dinler, kendilerine nasıl bir katkı yapabileceğimi öğrenir ve kendilerinin de eylem planına katkı vermesini beklerdim.

- İlçenin tüm öğretmenlerine stratejik eylem planını açıklayıp nasıl bir katkı verebileceklerini ya da eylem planına ekleme çıkarma için fikirlerinden yaralanırdım,

- Köy muhtarlarını periyodik aralıklarla seminerlere alır, aydınlatır ve iyi bir yönetici profiline ulaştırırdım.

- Köylümün huzurunu kaçıran kişi ya da aileler varsa ki muhakkak oluyor, onları kaymakamlık makamına çağırır onlarla konuşurdum ve tavırlarının takipçisi olurdum.

- Daire müdürlerine moral ve motivasyon verirdim, kendilerine iletmek istediğim talimatları 3 ayda 6 ayda bir davet ettiğim bir uzmanın konferansı arasına serpiştirerek iletirdim, gerektiğinde “hani hocamız şunu bunu demişti” diye hatırlatmalar yapardım.

- Eğitim öğretim üzerinde çok dururdum, elimden gelen ne varsa yapardım,

- Halkın düğün ve taziyelerinde bulunurdum.

- Cumartesi gününün yarım gününü sadece halka verirdim ve daire dışında onları ağırlardım.

- Seçilen belediye başkanıyla barışık olurdum, birçok ziyaretimde yanıma alırdım.

Allah aşkına soruyorum size:

Bunlar zor şeyler mi?

Bunlardan hangisi yapılamaz cinsten?

Hangisi ya da hangilerine ne gerek var denilebilir.

Hem bir kaymakamın yapması gereken en önemli işi, vatandaşa değer verip, ilçesine huzur kazandırmak mı yoksa kağıt üzerinde işleri yola koyup militarist bir tavıra sahip, ulaşılmaz bir durumda olup, ilçeyi- sözüm ona -yönetmek midir? İkincisi hem kolay hem de nefsin hoşuna gidebilir ama unutmayalım esas olan benim hayal etiğim kaymakamlık tarzıdır, çünkü ben vatandaş olarak böyle bir kaymakam istiyorum.

Hem şimdiye kadar kaç kaymakam ilçeye bir artı değer kazandırmadı diye görevinden alınmış ya da pasif göreve alınmış? Ayrıca kaç kaymakamın elinde 3 yıllık, 5 yıllık eylem planı var? Maalesef yok denecek kadar az, ya da varsa da vatandaş bilmiyor. Onun için topluma huzur kazandıramıyoruz. Vatandaş günü birlik yaşıyor, mutsuzdur, yarınından endişe duyuyor, emin değil.

Düşünen bir insan olarak bunu dile getirmek üzerime bir vazifedir. Ben vazifemi yaptım, bir atasözümüz var hani, “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla”, ders ve marifet almak umuduyla...

Bir toplumun yöneticileri yetenekli, nitelikli, basiret ve izan sahibi oldukça toplum rahat eder.

Yönetici, yönetici, yönetici!..

Yönetici profiliniz neyse hayat kaliteniz de odur diyebilirim.

Allah bu memlekete bilgili, deneyimli, fedakar, kendini halktan üstün tutmayan, vatandaşına değer veren yöneticiler nasip etsin.

Valla işimiz zor ama insanoğlu zoru başarabilir çünkü aklı var, ama kullanırsa tabi. Akıl kullanmak o kadar önemli ki, yüce Allah Cellecelaluhu Kur’anı Kerimde “aklını kullanmayanın üzerine pislik yağar” buyuruyor, daha ne desin.

Her vatandaşı ülkede olan her şey ilgilendiriyor, dolayısıyla nemelazım kavramını bu günden tez yok unutalım, ve toplumsal sorunlarımızla ilgilenelim e mi?

Selam ve sevgilerimle mutlu yarınlara…