• 29.07.2013 00:00

 Hey havar, dünya üzerindeki zulümden dolayı hey havar!... ne yazık ki benim sesim bu kadar çıkıyor. Bu zulme karşı sessiz kalan dünyayı kınıyorum, kınamak yetmiyor lanetliyorum.Maalesef devlet adına içeride de dışarıda da hayatı bize zehir ediyorlar.Baksanıza ülkemizi 30 yıldır karıştırıyorlar, barış gelecek diye de kuduruyorlar…

Hele bakın dünyanın şu haline  ABD mi desem, Rusya mı desem, Çin mi desem Arap Ligi mi desem… AB de dahil,“al birini vur ötekine” bunların varsa yoksa saltanatı, varsa yoksa ekonomik menfaati. Vatandaşları söz konusu olduğu zaman ben buradayım diyorlar, onun dışında kim ölmüş kim kalmış umurlarında değil. Halbuki insanlık ailesi bir bütündür, dünyanın neresine olursa olsun, zulme rıza göstermek zulümdür. Bu konuda bir kişi tam puanı hak ediyor, o da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Teyyip Erdoğan’dır.

Yedi yıl önce bir yazımda dile getirmiştim ki şu anda var olan dünya örgütleri artık ihtiyaca cevap vermiyor/veremiyor.  Hem kendileri yaşlı, hem üyeleri ve daimi üyeleri. Hantal çalışıyorlar,  cesur kararlar alamıyorlar. İşin ilginç tarafı azınlık çoğunluğa hüküm ediyor, hani birleşmiş milletlerdeki daimi üye ülkeler gibi…

Bu konuda aktif hale gelebilecek durumunda olan İslam İşbirliği Teşkilatı(İİT) olabilir, ancak o da bu Başkanla, bu yönetimle olmaz, bu oluşumun başına Ya Abdullah Gül ya da Recep Teyyip Erdoğan getirilmeli/gelmelidir.Böyle yumuşak ifadelerle, pasif açıklamalarla İİT dünya üzerinde etkili olamaz.Ancak ve zaman ki  Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar düzeyinde birlikteliğe giderlerse o zaman dünya yönetiminde bir etkisi katkısı olabilir.

Ya da Dünya istişare Kurulu (DÜİK)’i kuracaksınız ve bu kurulu adil bir yönetime teslim edeceksiniz. Yeryüzünde Allah’a hakkıyla  iman eden kimselerden ancak adalet bekleyebilirsiniz. Kapitalist ve komünist ülkelerden umut beklemek akıl karı değildir.

Örnek mi istiyorsunuz alsana Recep Teyyip Erdoğan, kimler geldi kimler geçti bu memleketin başından,ama Türkiye’nin iç barışına dönük hiç kimse bu kadar risk almaya cesaret etmedi, çünkü bu kavgada dünyanın parmağı var, içerdeki dostlarının da sırtını sıvazlıyorlar.Kendisi defalarca dile getirdi ben kefenimi yanıma almışım, işin içinde “Baldıran zehiri de olsa içerim yine de barıştan vazgeçmem” diyerek, neticede kamuoyunu bir kez daha ikna etti/ediyor. Maalesef kimi kimseler hala bunu fark etmedi. Aslında bu günkü dünyayı idare etmek epey kolay, yeter ki amaç insanlığın huzur  ve mutluluğu, nihai hedef Allah(cc) rızası olsun, devamı kendiliğinden gelir kanaatindeyim.

Hele şu Orta Doğunun haline bak ya Rebbi…Kahir ekseriyeti İslam toplumuna sahip bu devletler, kimi devletlerin kuklası gibi idare ediliyorlar.Aralarında birliktelik yok,  paylaşıma gidemiyorlar, zalimini, zorbasını cezalandıracak bir mekanizmaları yok.

“Bana ne”kavramı İslami literatürde yok,  bir sorun varsa sizde onun bir paydaşısınız,  ilgilenmekle yükümlüsünüz,  inancınızın gereği gücünüz yettiği kadar taraf olmak durumundasınız. Başbakanımızın hassasiyeti bundandır, zaten insanlık da bunu gerektiriyor.

Bir devlet vatandaşıyla sorun yaşıyorsa önce aracı olacaksınız, meselenin aslını anlayacaksınız, haklı haksızı fark edeceksiniz sonra da taraf olacaksınız ama doğrunun tarafı, haklının tarafı tabi.  Kaynağı nemelazım olan üçüncü bir taraf olamazsınız. Bu onların iç işleri deyip kendini kurtaramazsınız.

Artık dünya küçüldü bir köy haline geldi. Herhangi b ir ücra köşesinde bile bir sorun oluşunca hem duyuyorsunuz hem bir vesileyle müdahale etme imkanına sahipsiniz. Bu insani göreviniz.Ancak desteğini militarist güçlerden alan kimi insafsız yöneticiler insanı öldürme pahasına tahtını koruyorlar.Bu tür kimselere karşı kalbi, kavli ve fili mücadele etmemiz lazımdır diye düşünüyorum.İtirazı olan varsa söylesin….

Selam ve saygılarım zalim ve edepsizler  hariç herkese….