• 28.08.2013 00:00

Her bir insan bir alem, tek başına dünyaya gelir, tek başına dünyadan göçer. Asıl ifadeyle dünyaya gönderilir ve dünyadan alıkonulur. Çünkü ne gelişinde ne de gidişinde bir rolü yoktur.

Sorun geliş ve gidişinden çok bu aralıkta kendi iradesiyle oluşturduğu faaliyetlerdir.Bu yaşantısından dolayı, ya insanlık alemi onu hep hayırla yad eder ya da beddua ile hatırlanır veya sıradan bir geçer not ile dünyası değişir.İşte bu süreç insan için çok önemlidir ve ebedi hayatta bu sürece göre karşılanacaktır. 124 bin peygamberin üzerinde durduğu ve Allah var Ahiret var deyip insanlığı uyardığı asıl sorun bu. Hakikat şu ki, şu peygamber benim, bu peygamber senin kavgası verilmiş ama peygamberlik müessesini inkar edecek kimse  olduğuna inanmıyorum.Böyle bir inkar şu anda yaşamakta olan İslam’ı, Hıristiyanlığı ve Yahudiliği inkar anlamına gelir ki bu da inkar sahibini bağlamaktan öte gitmez.

Onu bunu bırakalım da Müslüman’ın yaşantı tarzını, hayat güzergahını az sorunlu ve kurtuluş umudunun olabileceği bir hayırlı yaşamı nasıl olmalıdır acaba?

Ehli hikmet diyorlar ki bir müminin hayatı; İşi, evi ve cami arasında şekillenmeli. Onurlu bir yaşam için iş, huzurlu bir hayat için ev ve maneviyattan irtibatını koparmamak için ise cami günlük hayat güzergahımız olmalıdır.

Düşünüyorum da bana da pek inandırıcı geliyor.Bu hayat üçgeninden birinin olmayışı hayatta bir kara delik açar ve insan hayatı zamanla meyvesiz kalır.İşiniz olmazsa helal kazancınız olmaz o olmazsa başkasına muhtaç olursunuz başkasına muhtaç olmak insan izzeti yakışmaz. Sadaka veremezsiniz, zekat veremezsiniz, misafir ağırlayamazsınız, akrabalar arasındaki dayanışmaya katkınız olmaz, sılayı rahim yapmakta yetersiz kalırsınız, dünya şartları arasında hep boynunuz bükük olur maalesef. Öyleyse bir Müslüman’ın işi olmalı, bundan sadece Yahudi zihniyeti sıkıntı duyar.

Evin olması aileyle olur aile helalinden evlenmeyle olur, evlenen bir kişinin genellikle çoluk çocuğu olur, yarın öbür gün torunları olur. Eşine selam verin sevap kazanırsınız, çocuklarınıza şefkat gösterin sevap kazanırsınız, yaşlılarınıza hürmet gösterir sevap kazanırsınız, sevap kazanma fırsatınız her zaman olur ayrıca bu sevap dolu hayatın dünyadaki karşılığı huzur ve mutluluk olduğu gibi  ahrette de karşılığı inşallah Allah’ın rızasına kavuşmaktır.

Cami, cemaate gelince ayrı bir değeri, ayrı bir kazancı vardır.İtikaf niyetiyle camiye giriş yapan çıkıncaya kadar hep sevap işliyor, cemaatle kılınan namazın sevabı kat kat fazladır.İnsanlar arasındaki iletişimin sağlanması ve dayanışma bakımından İlahi bir lütuftur.

Diyeceksiniz ki bir insanın hayatı hep böyle donuk mu geçecek, elbette ki hayır, tabiî ki gerektiğinde seyahat edecek, konferanslara, panellere,  formlara katılacak icap ettiği şekilde hayata katkı vermeye de çalışacak ama bunlar tali işlerdir. En önemlisi ve asıl sorumluluk alanı işi,evi ve camisi olmalıdır ki hayatın diğer dalları da bu atmosferde şekillensin.

Bir de dünyanın yükünü sırtlamaya çalışan iyi niyetli biraz da bilinçsiz Müslümanlar var ki onlarında derdi ayrı, onlara göre dünyanın öbür ucunda bir sorun olsa sorumluluğu kendinde buluyor. Bir şehirde sanki bütün sorunların müsebbibi kendisiymiş gibi dünyayı kendine zindan ediyor. Derken bu hayat üçgeni de zedeleniyor. Yani, pirinç almaya giderken, evde ki bulgurdan da oluyor.

Çünkü her insanın belli bir kapasitesi var, ondan fazlasını üstlenmeye çalışan kendini harap eder. Eğer bulunduğunuz yerleşim biriminde adil bir yönetim oluşturabilirseniz beraberinde binlerce insanın tek başına getiremediği huzuru o yönetim getirir ve insanlar beklenmedik bir mutluğa kavuşurlar.

Öncelikle “ hayat üçgeni” diye nitelendirilen bu güzel güzergahta başarılı olmanız dileğiyle.