• 17.09.2013 00:00

 Malum Kur’ani Kerimde ibret alınsın diye bazı kıssalar anlatılır. Bu kıssaları herkes niyetine ve kabiliyetine göre yorumlasa da aslında örtbas edilmeyecek kadar ayan beyan hikmetlerle dolu olup, birer hikayeden ibaret olmadığı bir hakikattir. Bu kısalardan biri de Hz.Musa alaneybiyina ve aleyhisselamın kısasıdır. Bu kısadan bir çok hisse çıkarmak mümkün olduğu halde ben bir bölümü üzerinde duracağım.

Malum Hz.Musa(a.s) Tur dağına çıkıp gelinceye kadar, kavmi tevhit inancından cayarak Samiri’nin oyununa gelip buzağıyı kutsamıştı. Bu durumda sitem edilecek ya da suçlana bilecek üç taraf vardı; Biri toplumun kendisi, diğeri toplumun kendisine emanet edildiği Hz.Musa’nın kardeşi Hz.Harun ve bir de bu hadisenin asıl  fitne kaynağı Samiri. Ancak Hz.Musa(a.s) önce toplumu suçladı, sonra kardeşini azarladı daha sonra da Samiri’yi lanetledi.

Ne yaparsak yapalım hayatın her aşamada Samiriler karşımıza çıkacağı gibi ikna kabiliyeti yetersiz idarecilerimiz ve ilim erbabı rehberlerimiz de olacaktır.Ancak insan topluluğu olarak bu iki zayıf tarafı gerekçe görerek ihmale düşme, gaflete yakalanma gibi bir lüksümüz yoktur.Çünkü aklımız olduğu gibi dini ve dünyevi meselelerde yetecek kadar ilim sahibi olmak da üzerimizde bir haktır.Yöneticilere ya da dini rehberlerimize sıra gelince sahih rivayetlere göre kişinin sorumlu olduğu kimseler hesap verip kurtulurlarsa kurtulma ihtimali olur aksi takdirde baş aşağı, yüzüstü cehenneme atılır, çağın Samirilerine gelince hesapsız kitapsız cehenneme atılır.Yani kıyamet günü müminlerle hesap kitap görülür ehli iman olmayanların yüzlerine bakılmadan, muhatap alınmadan direk cehenneme atılırlar Kur’anın ifadesiyle.

Peki biz ne yapıyoruz hep Samirileri suçluyoruz ondan sonrada liderlerimizi, yöneticilerimizi ya da rehberlerimizi eleştiriyoruz. En son bazen hakka yaklaşıp kendimize de bir nebze iğne batırıyoruz.Ondan sonra da bir türlü huzuru yakalamıyoruz. Efendim dışarıdan birileri bizi yönlendiriyormuş, yok efendim sistemimiz bozuk, yok efendim çevre vs. kimse demiyor ki yahu bana ne oluyor ki ondan bundan etkileniyorum.

Örneğin eğitim öğretim kalitemiz iyi bir meyve vermiyor ama bu güdük neticede benim rolüm nedir? Sorusuna cevap aramamız gerekirken hep birilerini suçluyoruz. Öğretmenleri, idarecileri, sistemi, çevreyi suçlayan suçlayana, halbuki her veli dese ki acaba burada benim suçum ne? Belki de birçok sorun en azında yarısı kendiliğinden düzeleceğine inanıyorum.

Veliden ne mi istiyoruz,

1-Öğrencisini öğrenciye yakışır bir tarzda bir kıyafetle, defter kitabıyla okula göndersin,

2-Öğretmen ya da idarenin talebi üzerine muhakkak okula gelsin, geldiğinde de okul personeliyle kavga gürültü çıkarmaya değil işbirliğine gelsin.

3-İcap ettiğinde okuluna bağışta bulunsun, kendisine bir görev verilirse şahsen yerine getirmede tereddüt etmesin.

(2000 yılında çocuğum Anadolu öğretmen lisesini kazanmıştı, ben o günün parasıyla 30 milyon katkıda bulundun, hem de seve seve. Çünkü okul bana hizmet ediyordu.)

Bakanlığın yeni yaklaşımına göre “Okul, veliye hayırlı bir evlat yetiştirmek için yardımcı bir kuruluştur” öyleyse veli okula sahip çıkmakla yükümlüdür. Bunu yapmadığı halde üstüne üstük veli okula sıkıntı oluşturursa okuldan verim alması çok zor.

Bu vb konularda her fert kendini yoklamalı dünyevi ve uhrevi meselelerde kendini sorgulamalı.Unutmayalım yüce Allah her insanı tek tek sorguluyor.Yok eğer birileri dese ki Allah’ı bu işe karıştırma maazallah zaten hayat hepten allak bulak olacak.

Gelin hakka kulak verelim.Toplumun içinde sorunluluk üstlenelim onu bunu eleştirerek kendimizi kandırmaktansa hayata bir katkı verelim ki bu topluma huzur gelsin, bir nebze mutluluk gelsin ne dersiniz.

Selam ve dua ile