• 20.01.2014 00:00

 Vatandaşlar, Kardeşler, Arkadaşlar ülkemizde hangi sorun olursa olsun hepimizi ilgilendiriyor ve o konuda fikrimizi dile getirmekle yükümlüyüz. Bu sorunların başında da yargı sorunu geliyor. Doğrusu hakim savcı atama usulümüzde yanlışlık olduğu gibi ayrıca taraflı atamalar da yapılıyor.

Üç anekdot paylaşayım, biri insana bakış açısını ifade eden, diğeri savcının müddeiyle nasıl inatlaştığını ortaya koyarken üçüncüsü de taraflı atamayı andırıyor. Yakın tarihte bir mahkemede yaşanan diyalogu paylaşacağım

Hakim sanığa seslenerek diyor ki,

-Bak başka bir dille konuşursanız tercüman istemem ona göre,

Avukatta diyor ki,

-Sanığın değil senin tercümana ihtiyacın var Hakim Bey,

Hakim diyor ki,

-Suç bizde ki sizi adamdan sayıyoruz,

Avukat diyor ki,

-Sana ne hacet Yüce Allah bizi insan olarak yaratmıştır.

Hakim yüksek sesle,

-Bunları dışarı atın,

Avukat diyor ki,

-Kim beni salonun dışına ne hakla atabilir?

Bunun üzerine celseye ara veriliyor. Şimdi soruyorum böyle basit bir zihniyete sahip olan bir Hakim(!) nasıl adalet dağıtabilir? Bu ayrımcılık değil mi?(Bu diyalogun tarafı olan avukat benim arkadaşımdır)

Yakın tarihte bir öğretmen davayı kayıp ettikten sonra kendini haklı çıkarak bir belge bulunca iadeyi mahkeme talebinde bulunuyor. Savcı diyor ki, benin kararımı bozacaksın ha göreceksin senin itirazın işe yaramayacak, davayı yne kayıp edeceksin. Bunun üzerine öğretmen sağlam olsun diye evrakı iadeli taahhütlü mahkemeye gönderiyor, akıbetini sorunca da  şöyle bir cevap alıyor, zarf mahkemeye geldi ama içi boştu,

Savcı Beyi yaptığı bu hileden dolayı tebrik etmek lazım(Bu olayı yaşayan öğretmenle aynı okulda çalışıyorum)

Dicle Üniversitesi avukatı olan Melihe İpek hakimlik sınavında üçüncü oldu ama mülakatta kendisine kayıp ettirdiler, en son yine iyi bir dereceyle sınavı kazandı bakalım mülakatın sonucu ne olacak? Malumunuz mülakatlar su-i istimale elverişli bir sınav usulüdür. Adayın kazanması isteniyorsa onun anasının adını ona sorarsınız kazanmasını istenmiyorsa komisyon üyelerinden birinin anasının adını sorarsınız olur biter.Bu başarılı hakim adayının mülakatta sınavı kayıp etmesi Diyarbakır’da skandal olarak tarihe not edildi. Bu ayrımcılık değil mi?

Halbuki konumu ve rütbesi ne olursa olsun ayrımcılık yapmak suçtur.Hele bir yargı mensubu ayırımcılık yaparsa bir an evvel bu kadrodan alınmalıdır.

Ya savcıya ne demeli madem savcımız devletin avukatıdır peki ne hakla mahkeme hizasında oturuyor? Neden avukatın seviyesinde oturmuyor? Bu duruş Devletin vatandaştan üstün olduğu bir izlenimi vermiyor mu? Devlet milletten üstündür havası hakim olduğu müddetçe bu memlekete adalet gelebilir mi?

Peki ne olacak?

*En az 7 yıl avukatlık yapan hukukçulardan hakim/savcı seçilmelidir, Avukatlar arasında yargıçların seçilmesi davaların adil kararlarla sonuçlanmasında ciddi bir katkısı olacağı kanaatindeyim. Hem yüzlerce olaylardan yeteri derecede tecrübe edinecek hem de avukat hakime, hakim avukata dikey değil yatay bakacak.

*Atamalarda somut kriterler konulmalı, mülakat sorularını sınav öncesinde komisyon tarafından hazırlanmalıdır. Yoksa gelişi güzel sorularla adayları sözlü sınav yaparsanız su-i istimale fırsat verir.

*Ayırım yaptığı fark edilen bir yargı mensubu derhal görevden alınmalıdır. Çünkü adalet anlayışı zedelendiği bir toplumda güven kaybı olur, bu da huzur ve mutluluğu ortadan kaldırıyor.

Diyeceksiniz ki ikide bir bu üç maddeyi dile getiriyorsunuz, başka bir iyileştirme aklına gelmiyor mu? Efendim bu sorunun yolu yöntemi bu esaslı iyileştirmelerden geçiyor. Başka bir düzeltme aklınıza geliyorsa buyurun siz dile  getirin, bu memleket hepimizin, sen niye bir şeyler dile getirmekten geri kalıyorsun? Doğrusu bir çok kimse de sözlü olarak dünya kadar eleştirilerde bulunuyor ama sıra yazmaya gelince çekiniyor.

Ne demişler: “Biz çok konuşan, az okuyan, çok az yazan bir milletiz” galiba doğruluk derecesi yüksektir. Bu ifadeyi çürütmeye var mısınız? Gelin düşüncelerimizi paylaşalım ne dersiniz?

Saygılarımla