• 3.02.2014 00:00

 Bir sorunu araştırmak, ilgili paydaşlarıyla görüşüp doğru bir tespitte bulunmak ve sorunun çözümü için bir reçete ortaya koymak medeni insana yakışan erdemli bir davranıştır.

Uzun süre Türk aydınları televizyon ekranlarında Kürt sorununu aralarında tartıştılar ama arpaboyu yol alınamadı, ne zaman ki Kürtler bu tartışmaların bir paydaşı oldular işte o zaman bir şeyler ortaya koyuldu çözüm için ufak tefek de olsa iyileştirmeler oldu.

Şimdi buna benzer bir tartışma daha yaşanıyor“Koruculuk kaldırılsın” ne kadar basit bir slogan değil mi? Asıl olan Korucuları dinlemek onların bu süreçten beklentilerini değerlendirmek iken yine vatandaş kendi kendine konuşuyor.

Bu meselede iki  kavram üzerinde duruluyor devlet ve korucu cenahı yahu bu sürecin üçüncü bir aktörü daha yok muydu?  ama ona toz kondurmuyorlar gel de bu tür çalışmaların iyi niyetine… inan arkadaş bana pek inandırıcı gelmiyor.

Diyorlar ki madem devlettir vatandaşın güvenliğini sağlakla yükümlüdür bu yarı sivil güvenlik güçlerine ne gerek var? Devlet olduğunu kim söylüyor, devlet dediğin bir karakoldu; arada bir dedelerimizi, babalarımızı işkence eden, göz dağı veren birer zulum aracından öte gitmiyordu. Kim karakol komutanına bir vesileyle kendini beğendirmişse karakol onun arkasındaydı. Onun için eski günlere gönderme yaparak devlet kavramını lütfen kirletmeyelim, böyle devlet olur mu? Öz geçmişi bırak, öz geleceğe bak, Kürtçe’de bir ifade var “Bavé te suvara küşt peya küşt çu” yani olan olmuştur, bundan geride kalan sıkıntıları nasıl temizliyebiliriz ona bakalım.

Prof.Dr.Mehmet Altan hoş bir ifade kullandı “Bir karanlıktan gelip diğer bir karanlığa giyiyoruz, birileri diyor ki bu ara süreçte kendin gibi yaşamaya hakkın yok, benim istediğim gibi yaşayacaksın” işte mesele budur, devlet bu zulume artık tamam mı? Devam mı? Diyecek asıl sorun burada biz vatandaşlar olarak, bu süreç bize bir rahatlama getirecek derken bir de bakıyoruz ki yeni yeni “kalekollar” yapılıyor, kurucular alınıyor işte bu ürkütücüdür.

70 bini aşkın korucular olduğuna göre bu barış sürecinde muıhakkak bunların sorununa bigane kalamayız. Eğer silahsızlanma olacaksa bu korucuları da ikna edici bir rehabilitasyondan geçirerek  silahsızlandırıp, hayata katkı vercek tarzda kamuda görevlendirmek icab eder. Yok eğer PKK kanadını silahsızlandırmazsanız korucuları silahsızlandırmak PKK’ye yem olarak vermek anlamına geliyor ki bu yeni  bir facianın başlangıcı demektir.

Bu süreci tüm paydaşlarıyla ele almak gerekir. Kanaatim o ki, PKK bunu sözüm ona bazı insan hakları örgütlerinden daha iyi kavramış. Bu sene bazı yağcı yardakçı kimseler bir korucuyu alıp PKK’ye teslim ediyorlar PKK sorumlusu diyor ki -bir daha böyle iş güzarlık yapmayın bir barış süreci var Korucular da bu sürecin bir parçasıdır. İşte izan işte düşünce fakat kimi insan hakları diye geçinen örgütler hala Koruculara selam verelim mi? Vermeyelim mi? Sorusuna net bir cevap bile vermiş değiller.

Yani sivil Toplum Kuruluşlarımız çok zayıf ve halkla selamlaşmaktan çekiniyorlar.  Şimdi soruyorum eğer insan hakları örgütleri bir milyon duyarlı varandaşlarımızı Ankara’da toplaya bilseydi Roboski katliamı şimdiye kadar üstü kapalı kalır mıydı?  Bu etkinliğe baktım sürenin %50’sini Diyarbakır mazlumderden bir hanım efendi konuştu o da çoğunlukla kimi korucuların hatalarını dile getirdi. Diğer %50’side konuklara verildi, Dr.Nesrin Hanım da Mehmet Bey de kayda değer bir katkıyla panele zenginlik kattılar, katılımcılara da konuk manken mi? maket mi nasıl desem… Derdimizi bize dinlettiler işte.

Ne demişler siz nasılsanız öyle idare edilirsiniz. Ben bazen sesli düşünüyorum diye insanlar benden şikayet ediyor. Ne yapalım kardeşim bizde işler ağır aksak gidiyor söylenmezsek de kahr olacağız dolayısıyla sırası geldilçe kendimizi yazılı ya da sözlü  ifde etmeye çalışyoruz, bu yazıyı da böyle bir gereklilik olarak kabul ederseniz sevinirim.

 

Vesselam.